

Verdiğimiz bir eleştiri sözünü tutarken, toplumumuzdaki
bazı eğilimleri de eleştiriyoruz bu yazımızda.
Mekanımız asker ocağı, başlayalım!
Acemi birliğinde, akşam yemeğinden sonra bir de akşam dersi yapılıyordu.
Atatürkçülük eğitimi falan...
Aklıma gelmişken, "Atatürk'ün tanımı" diye birşey vardı.
On maddelikti sanırım. Yani tüfeğin silahın tanımı olur da,
"Atatürk'ün tanımı" kavramını hangi akla yakıştırırsınız,
bunu TDK'ya havale ediyorum.
Gerçi bu tanımın, "hangi aklın" eseri olduğuna dair duyumlar almadım değil.
Ama kesinliği olmayan bir konuda polemiğe girmeyelim deyip,
TDK'ya saygı ve sevgilerimizi gönderiyoruz(nedense!).

Evet evet, eminim o olduğundan. Beşiktaş-Taksim dolmuşlarında onu gördüm! Sakin geçeceğini düşündüğüm, gayet sıradan bir günde, yapmam gerekenleri bitirmiş, işime dönerken ve rutin düşüncelerimle kafamı doldurduğumu zannederken fark ettim.
Adetim değildir dolmuşun içindekilere bakmak, pencere kenarında sakin sakin yolu seyrederken yere düşen çantamı almak üzere yere eğildim. Kalktığımda, gayrı ihtiyari şöyle bir çevreye bakındım. Şoförün yanındaki koltukta, kahverengi paltosuyla biri oturuyordu. Bir an takıldım kaldım, tanıdığım biri mi, değil mi diye. Kahverengi paltosuyla, hafifçe saçları dökülmüş, elmacık kemikleri belirgin, kalın kaşlı bir beyefendi. Beyefendi çünkü gerçekten ‘beyefendice’ oturuyordu. Hani hem kibar olur insan, hem de üzerinden belirgin bir heybet akar ya, aynen öyle işte!
Başlık, Tunç Erem'in bir değerlendirmesinden alıntıdır. İlgili yazı da burada.
Bu yazıyı, mümkün olduğu kadar çok Türk Gencinin okumasını ve ibret almasını istediğim için gönderiyorum, yoksa editörden "İçerik hırsızlığının çok kötü olduğu"nu ikaz eden bir azar! işitmek için değil.
Büyük adam, büyük insan olmanın ne demek olduğunu daha iyi kavrayabilsinler diye aynı zamanda.
HER ŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN.
GÜZEL BİR ANI Bir öğrenci anlatıyor, Mahmut SADİ: Yıl 1923. İstanbul Üniversitesinde öğrenci olduğum sıralar.Okul duvarında bir ilan görüyorum."Avrupa'ya talebe yollanacaktır." Allah Allah diyorum, Ülke yıkık dökük yıl 1923..Avrupa'ya talebe! Lüks gibi gelen bir şey, ama bir şansımı denemek istedim.150 kişi içerisinde 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına ATATÜRK "Berlin Üniversitesine gitsin" diye yazmış. Zaman geldi. Sirkeci Garındayım, ama kafam öyle karışık ki gitsem mi kalsam mı orada beni unutur mu bunlar, para yollarlar mı, gurbet ellerde ne yaparım? Bir an gitmemeye karar verdim, döndüm. O sırada bir müvezzi ismimi çağırdı: "Mahmut SADİ, Mahmut SADİ, bir telgrafın var".Telgrafı açtım aynen şunlar yazıyordu: "Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz". Var mı böyle bir şey? 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hesap edebilen bir lider, DÜNYA LİDERİ olmasın da ne olsun!! Yıl 1923, biz evimizde çocuğumuzun bir huyunu değiştiremiyoruz. Tüm Ülkenin huyu değişiyor.Bununla uğraşan bir insan,yolladığı 11 öğrencinin nerede, ne zaman,ne düşünebileceğini hissedebiliyor. Mahmut Sadi devam ediyor: "Gel de şimdi gitme, git de orada çalışma, dön de bu Ülke için canını verme!!"diyor.

ergenekon aslında türklerin zor bir dönemde gizlendikleri ve dünyayı fethe hazırlandıkları yerin adıdır. günümüzde ise gladio,kontrgerilla aşamalarından geçip türkiyenin en güçlü ve gizli örgütü olan; türkiyeyi koruma ve kollama sevdası bulunan; yaptığı ve yapma ihtimali bulunan yanlış işlerle yeni ve sivil ittihat ve terakki cemiyeti olmaya aday; devletin derinlerinde bir yerde kendisine ulaşılamayacak şekilde gizlenen; yeniden yapılanma raporları hazırlatabilecek kadar çağdaş yönetim tekniklerine aşina; her türlü kirli işle para kazanabilecek kadar geniş; kazandığı kirli parayı aklayabilecek kadar finans sektörünün içinde; medyayı ve toplumu yönlendirebilecek kadar toplum mühendisi; yurtdışında dahi olsa fazla eğitim alanlardan rahatsız olduğu için insan kaynaklarını daraltıp vadiden topladığı mafya özentisi gençlerle idare eden; gerektiğinde suikastler yapabilecek; içerisi mason,emekli askerler,kafatasçılar,üçkağıtçı tüccarlar, zehirli atık sanayicileri, güdümlü sivil toplumcular, uyuşturucu zengini nakliyatçılar,küçük bir ordu sayısına yaklaşan özel güvenlikçiler, andıçlanmış medyatörler dolu gerçekten belalı bir kurumumuzdur.
Yazılarımızı başka yerlerden kopyalamamız gerektiğini biliyorum, ancak aşağıda Sn.Zeynep Oral'ın bir yazısını göreceksiniz.Bu yazıyı, Cumhuriyeti,Atatürkü ve devrimlerini ciddiye alan, onlara önem verenlerle, bu ilke ve devrimlerin neden korunması gerektiğini tam anlayamamış olanların tekrar tekrar okumaları gerektiğine inandığım için buraya alıyorum.
Yayına verip vermemek sizin takdirinizdedir.
NEYİN BAYRAMI?
23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim ve benzeri günler neyin bayramlarıdır? Bunlar Müslümanlar için birer bayram günü değil, birer kara gündür. Zira:
1- ''Devletin dini islam'dır'' maddesinin anayasadan kaldırılmasının;
2- Allah kanunlarını ve Kur'an hükümlerini kaldırmanın;
3- Şeriat'ı ve şer'iyye vekaletini lağvetmenin;
4- Hilafet'i kaldırıp, Ümmet-i Muhammed'i Halife'siz bırakmanın;
5- Mahkemelerden, ailelerden ve mekteplerden Kur'an'ı ve Kur'an hükümlerini kaldırmanın;
6- Cuma günkü tatili kaldırıp milyonlarca müslümanın cumaya gitmesine engel olmanın;
7- Medrese ve tekkeleri kapatıp, Ümmet-i Muhammed'in ilim ve feyz almalarına mani olmanın;
8- Kur'an harflerini kaldırıp yerine latin harflerini getirmenin;
9- Mekteplerden din derslerini kaldırmanın;
10- islam takvimini kaldırıp, yerine islam olmayan miladi takvimi kabul etmenin;
11- Kılık kıyafeti değiştirmenin;
12- Kadınların ve kızların namusundan ibaret olan başörtülerine el uzatmanın;
13- Kafir şapkasını giymenin;
14- Halk evlerini açmanın, diskotek ve dans evlerine müsaade etmenin;
15- 19 Mayıs'larda gelinlik kızları soyup soğana çevirerek mayısa bulaştırmanın;
16- Meyhaneler açıp şarap içmeyi, fuhuş yuvalarında zina etmeyi, faiz alıp vermeyi serbest saymanın;
17- Allah'a mahsus olan hakimiyyet hakkını, kanun koyma yetkisini millete tanıyıp, milleti putlaştırmanın;
18- Putlar önünde divan durup, saygı duruşu yapmanın;
19- Devleti dinden, dini devletten ayırıp, dini devletsiz, devleti de dinsiz bırakmanın;
20- Elhasıl küfrün ve kafirleşmenin, putun ve putperestliğin temellerinin atıldığı günlerdir. işte; Mustafa Kemal 'in getirdiği inkılaplar, devrimler ve devirmeler bunlardır. Ve işte, Kemalistlerin, övmekle bitiremedikleri devrimler bunlardır!.''
E vet Kemalist Devrim
Bu yirmi maddeden sonrası da var yazının: Bugüne dek bu ''kara günleri'' , bayram diye kutlayanların başlarına gelecekler anlatılıyor, tehditler savuruluyor, ancak tövbe eder bir daha bu bayramlara katılmama kararı alınırsa ve daha şunlar bunlar yapılırsa...
Azdılar! Evet azdılar! 23 Nisan'da Bülent Arınç 'ın açıklamalarından sonra, ne denli cesaretlendiklerini görmüyor musunuz?
Eğer ortalığı bulandırmak, sürekli türban konusunu kaşımak, kadınlar üzerinden, çocuklar üzerinden politika yapmak, yapanlara müsamaha etmek, bütün bunlar kendi siyasi tabanlarına göz kırpmak içinse, oy sayısını çoğaltmak içinse yazık değil mi bu güzelim memlekete!
Milli Eğitim Bakanı, Milli Eğitim Müdürü ne yapıyor, nasıl önlem alıyor, ne yapmayı düşünüyor, doğrusu çok merak ediyorum okullardaki bu yaygın şeriat propagandasına, öğrencilere yönelik Atatürk düşmanlığına?
Bir de ricam olacak: Ricam, kafa yapılarını, zihniyetlerini, dünya görüşlerini, emellerini her an yeterince ortaya koyan dinci iktidardan ya da yandaşlarından değil. Ricam aydın, çağdaş, uygar geçinip de her fırsatta ''Kemalizmin'' zararlarını, yanlışlarını anlatmak için birbiriyle yarışanlara: Lütfen şu yukarıdaki yirmi maddeyi bir kez daha okuyun... Sonra da kendinize sahi neyin bayramı diye bir zahmet soruverin...
www.zeyneporal.com
