
Benim kadim dostum grip.
Sen olmadan anlamı yok kışın... Boğaz ağrısına hasretim. Eklem ağrıları,göz ağrıları,halsizlik,yorgunluk,ateş... Ne de güzel... Ulan bir kış da sensiz geçmez mi?
üniversiteyi okuduğum şehirde bıraktım en büyük aşkımı
aynı zamanda umut etmeyi, heveslenmeyi, sabırsızlanmayı
şehri güzel yapan içinde yaşadığın insanmış belledim, anladım
kadrin kıymetin bilemeden içine ettim de ayrılırken afalladım
yelkeni saldım rüzgara; karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenirmiş dünya diye
rüzgarın yönünü değiştirmeye çalışmayı bıraktım ben o şehirde
üstümden ne heyecanlar geçmiş olacak ki, kaldıramadım kafamı görmeye güzelin cemalini
dün boktum, bugün koktum misali olgunlaştım saydım durgunlaşmayı
Çakmağın gazının kokusu geliyor burnuma, ama yanmıyor bir türlü… Gri gökyüzü, sisli ortalık, yalnızlık kokuyor her taraf…
Böyle bir gecede bıraktın beni. Sokakta hayat kadınlarının arasında, gecenin ıslak karanlığında, patlayan sarı nefret dolu ışıkların karşısında… Şimdi yanımda hepsi benimle beraber, kırık bira şişeleri ve sivri, kötü olan her ne varsa. Bekliyorum başını döndürüp beni bıraktığın yerde göreceğin gizemli zamanı. Beklerken üşüyor içim ve çöp ateşine yaklaşıyorum aklımca son defa. Ellerim ısınmıyor artık bu ateşte, sokuyorum ateşin içine. Yanmıyorum, sadece üşüme var. Böyle tuhaf bir gecede yalnız bıraktın beni. Sarı kirli köpeğin pirelenmiş tüylerinin arasında. Kahve kokusunu ne kadar özledim bir bilsen. Şimdi, burada olsaydı gölgelerimin yanı başında. Kibrit çöpünün ucu gibi ekşi ve biraz acı hayat. Ağlayınca yüzüne yapışan saçların gibi hüzünlü, içler acısı. Parmakların kadar ince… Sensiz kaldı bütün dünya. Buruşup kenara atılmış kıyafetler gibiyiz savrulurken. Anlamsız, gereksiz, bilinmeyen uçlarda… Böyle bir gecede yalnızım sayende. Bu büyük güç gösterisinin içinde, oyunlar oynarken kimin isteği daha büyük diye… Son bir umudum var, pakette son bir dal sigara.
Beş dakika geçti geçmedi.
Sokakta hayat kadınına yanaştım, ateşini istedim ve tükürdü suratıma! Travesti yardımına koştu, ihtiyacı varmış gibi… Jiletledi beni birçok yerimden sokak lambasının hemen yanında. Ağladım ve gözyaşlarımın tuzu yaktı açık yaralarımı. Köpeğe çarptım kaçarken ısırdı bacağımı, çöp ateşinin üzerine düştüm ve yandı ellerim. Böyle bir geceye giriyorum sana inat, kendime ispat. Yalnız bıraktın beni, pisliğimle ve körlüğümle pişman edeceğim seni, kollarımdan kırık bira şişelerini ayıklarken. Kanarken ve gülerken… Her ayrılıkta iç acıtan batmış camlar canımı yakarken… Bekliyorum göğüslerini bana çevirip ‘hala orada mıyım?’ diye bakacağın zamanı. Köşede birasını yudumlarken topal teyze, kuyruk sallıyor bütün dansözler bana… “Şerefe” edasıyla. Yoksun sadece, gerisi tenin hüznü, gerisi yeraltı edebiyatı. Yoksun bu gece, sevişmelerin kadar sıcak olamam yalnızken hiçbir zaman. Son sigaramı yakabilseydim bu küfürbaz çiseleyen yağmurun altında, sana ulaşırdım belki, mutluluğun özlenmiş, bilinmeyen dünyasında.
Çakmak gazı, gri gökyüzü, zemin kaygan, yol uzun, duruyorum yolun ortasında. Elimde tek bir sigara…
Beş dakika geçti geçmedi, yol kenarından biri geçti sana benzeyen. İçim kalktı, parçalanmış kıyafetlerimle, yağlı saçlarımla üzgün duruyordum emindim. Görmeni istemezdim. Her zaman izlediğini bilemezdim.
Özledim seni.
Evlerimiz en çok kaza geçirdiğimiz yerlerdir. Elimizi keseriz,düşeriz,birşey kırarız. Bunlar gibi birçok şey sıralayabiliriz. Ama en sık görülenleri bunlarmış .bakalım
Aslında Karadeniz'de veya başka herhangi bir denizde kıyılarda sıkça rastlar hatta elimize alır incelerdik.Oysa Ege ve Akdeniz kıyılarında zehirli deniz analarına rastlandığını geçenlerde bir arkadaşımdan duydum.Hatta ayağına sürülmüş ayağı mosmor olmuştu.Eşi de eliyle ovalamış acı daha çok yayılmış,eşinin eline bile aynı acı geçmiş.Ben de araştırdım gerçekten Akdeniz ve Ege denizinde bu zehirli deniz analarına rastlamak mümkünmüş.

En sevdiğim parfümün kadar keskin bir koku var içeride, hissediyorum. Ama bu keskinden ziyade pis kokuyor. Sanki tüm yaşadıklarımdan sonra ölmek istemişim, hatta bunu yaşama geçirmişim, kapıları penceleri kapatıp ocakları açmışım, içeri gaz doluyormuş. Halbuki bunu yapmadım ben. Gaz kokusu değil bu. Sen gittiğinden beri evden atmaya tenezzül bile etmediğim çöplerin yaydığı bir koku da değil bu. Hatta intihar da etmediğim için ölmedim de.. Ölmediğimden evde günlerdir kalmış çürüyen bir bedenim yok ve bunun kokusu da yok haliyle.. Ama içeride keskin bir koku var, hissediyorum. Yıkanmamış tabak çanak yok mutfağımda, sinekte yok. Ha olsa iyi olurdu ya, bana arkadaş misali.. Ben artık çözemiyorum bunu. Giderek daha çok bünyemi sarıyor, burnumun dibinden ayrılmıyor koku. Kalbini söktüm yerinden bende kalmış edebiyatı yapacağım şimdi.. Güya onun kokusuymuş bu, ama yok bu da değil...
Sanırım....Ev yanıyor, bana aldıklarını ve bana yaşattıklarını yakayım derken ev yanıyor. Topluca, külliyen ebediyen yok oluyor, yok oluyoruz. Sadece bir kaç parçayı tutuşturmak istemiştim, tıpkı çocukluğumdaki gibi. Umarsızca, sana ait olanları yok edince mutlu olacağım yalanına inanarak.. Ev yanıyor, tenim tenime yapışıyor, canım acıyor.. Ama daha da kötüsü var. İçeride anılar geçidi seramonisinin keskin bir kokusu var. Bu beni rahatsız ediyor..