Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Bayanlar için Tasarlamak"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

avrupa birliği hakkındaki yazılar:

Osmanlı'nın duraklama devrinden gerileme dönemine geçtiği zor ve sıkıntılı günler...
İşte tam o yıllarda Osmanlı'nın ekonomik sıkıntıda olduğunu bilen sinsi Fransız donanma sorumlusu padişahı ziyarete gelir. Ymekten sonra siyasi bir sohbet başlar. Konu Kıbrıs'tan açılır. Fransız nihayet ağzındaki baklayı çıkarır ve sorar:

-Acaba sayın padişahım bize Kıbrıs adasını satmayı düşünür mü?
Bu küstahca soru karşısında sinirlenen padişah kendine hakim olarak şöyle cevap vermiş:
-Elbette satarız... Neden olmasın? Ama bir şartımız var...
Gözleri parlayan fransız:
-Nedir?
-Satarız ama aldığımız fiyata satarız... Binlerce şehidimiz kanı, ve tüm Osmanlı halkının özverisiyle...

1 ahkam var

Avrupa Birliği Nasıl Doğdu? Avrupa Birliği’ne desteğin gitgide düştüğü bugünlerde Avrupa Birliği’nin tarihini gözden geçirmek ne kadarımızın hoşuna gidecek bilmiyorum. Ama elimden geldiğince objektif bir şekilde Avrupa Birliği’nin kuruluşunu açıklamaya çalışacağım. Avrupa Birliği’ni insanlara anlatmanın şu an her zamankinden daha önemli olduğunu düşünüyorum (umarım dilim döner)

\
İkinci Dünya savaşı Avrupa’daki ülkelerin ekonomik tabanını ve tek başlarına güvenliklerini sağlamada kendine güvenlerini yoketti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hükümetlerarası işbirliği fikirleri ortaya atıldı. Marshall yardımlarının dağıtılmasını sağlayan Avrupa Ekonomik İşbirliği Organizasyonu (1948)*1 ve Belçika-Hollanda-Lüxemburg arasında gümrük birliğini sağlayan Benelüx Birliği (1948) bu düşüncelerin sonucuydu. Bugün ismini akademik alanda verilen burslardan bildiğimiz Jean Monnet ise uluslarüstü/milletlerüstü işbirliğini savunmaktaydı. Saarland demir ve çelik arazisi üzerinde anlaşamayan Almanya ve Fransa milletlerarası değil Schuman Planı adında milletlerüstü bir denetimde anlaşmaya varmışlardı. 1951’de ise bu anlaşmaya Paris Anlaşmasıyla Benelüx ülkeleri ve İtalya da katıldı ve Avrupa Demir Çelik Topluluğu oluşturuldu. Bu anlaşmayla demir-çelik ve hurdaları için ortak bir Pazar oluşturuldu ve Gümrük Vergileri kaldırıldı. Nitel sınırlamalar ve rekabete aykırı davranışlar yasaklandı.*2 Ekonomik entegrasyonla beraber politik entegrasyon fikri de önem kazandı ve Avrupa Savunma Topluluğu projesi sunuldu. Fakat Fransa ve İngiltere’nin karşı çıkması sonucu Avrupa Politik Topluluğu ölü doğan bir fikir oldu. 1955’teki Messina Konferansı ve 1956’daki Spaak Raporuna göre entegrasyonun ekonomik alanda tamamlanması ve daha sonra diğer konulara geçilmeliydi. Rapora göre henüz tamamlanmamış olan gümrük birliği, eşyaların ve üretim faktörlerinin serbest dolaşımı, ve adil rekabet şartlarının oluşması için ortak Pazar fikri ortaya atıldı. Rapor Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının da temelini oluşturdu.(1957) Roma Anlaşması aynı zamanda imzalayan 6 ülkenin 12 sene içinde ortak pazara adapte olmasını öngörüyordu. Bu sayede Almanya ürünlerini rahatça pazarlayabilecek, tarımsal üretimi önemli olan Fransa tarım sektörünü koruyabilecek, Benelüx ülkeleri de dev Almanya ve Fransa’yla ekonomik ilişkilerini güçlendirerek küçük olmalarının getirdiği dezavantajları bertaraf edeceklerdi. İkinci Dünya Savaşından yenik ayrılan İtalya ve Almanya için bu proje onların prestiji için de önem taşımaktaydı. Fransa ise komşularıyla iyi anlaşmak zorunda olan bir Almanya’yı çevreleme politikasıyla saldırganlıktan uzak tutmaktaydı. 1950 ve 1960’lar üye ülkeler için refahın arttığı yıllar oldu. Ekonomilerinde yüksek büyüme rakamlarına ulaşıldı. Fakat ulusal egemenliğin daha fazla olması gerektiğini savunan Fransız başbakan de Gaulle iktidara gelmesiyle gelişmeyi sekteye uğrattı. Özellikle tarım politikalarında nitelikli çoğunluğun Fransa için söz sahibi olmasına karşıydı. “Boş Sandalye” politikasını uygulayarak AB’yi sekteye uğrattı. Uzlaşma için normalde nitelikli çoğunluk gereken konularda bir ülkenin yaşamsal menfaatleri sözkonusu olduğunda anlaşmaya varılana kadar konunun bekletilmesi ve sonra oybirliği aranması da Fransa tarafından “AB’nin sonsuza dek duraklatılması” için bir fırsat oldu. Politik kriz yanında petrol krizi ve dünya genelindeki ekonomik duraklama Avrupa Birliği’nin prensiplerinden olan serbest rekabet yerine “korumacılık” akımının güçlenmesine yol açtı. Bu sırada politik ve ekonomik güç olan İngiltere de Amerika ile olan ilişkilerine güvenerek Avrupa Birliği’nde ayrıcalıklı konum istemekteydi. Ortak pazarın “Pazar” kısmına ulaşmayı kabul ederken Birliğin milletlerüstü yapısını kabul etmiyordu. Fransa (de Gaulle) İngiltere’yle Serbest Ticaret Alanı Anlaşma Taslağını yarıda bıraktı. Bunun üzerine İngiltere, Avusturya, İskandinav Ülkeleri, İsviçre ve Portekiz ile Avrupa Serbest Mübadele Alanı’nı kurdu. Fakat Avrupa Ekonomik Topluluğu hala daha cazipti. İngiltere’nin AET’ye üyelik başvurusu 1961 ve 1967’de iki kez Fransa tarafından reddedildi. Ancak de Gaulle’un iktidardan ayrılmasıyla İngiltere’nin başvurusu değerlendirilebildi. 1973’te Danimarka ve İrlanda Cumhuriyeti ile birlikte Avrupa Ekonomik Topluluğuna üye oldu İngiltere. 1975’te Yunanistan topluluğa başvurdu ve 1981’de üye oldu. 1977’de başvuran Portekiz ve İspanya ise 1986’da üye oldular. Bugün Türkiye’nin üyeliği için tartışılan düşük ekonomik gelir, teknolojik olarak az gelişmişlik ve yüksek orandaki tarım nüfusu bu ülkeler için de geçerliydi. Diğer ülkeler bu ülkelerden kendi ülkelerine göç yığını olacağını düşünmekteydiler. Şüphesiz ki bu ülkelerin üyeliği Topluluğun ekonomik profilinde farklılıklara sebep oldu. Fakat değişim korkulan ölçüde olmadı. Yapısal dönüşüm fonlarıyla yeni üye ülkelerdeki farklılıklar giderildi, her ne kadar bu bütçeye büyük bir yük getirmiş olsa da. Avrupa Tek Senedi (1986) 1992’ye kadar tek pazarın kurulmasını öngörüyordu. Malların, kişilerin, hizmetlerin ve kapitalin serbest dolaşımı sağlanacaktı. Ayrıca Ekonomik ve Parasal Birlik düşüncesi de yine bu tarihte ortaya atılmıştı. 1992’de imzalanan Maastricht anlaşmasıyla (Avrupa Birliğini kuran Anlaşma) Avrupa Birliğinin üç sütunu ortaya atılmıştı:
1) Topluluk boyutu (Birlik vatandaşlığı, Topluluk politikaları, Ekonomik ve Parasal Birlik v.b.)
2) Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası
3) Adalet ve İçişleri Alanlarında İşbirliği Avrupa Birliği Anlaşması (Maastricht Anlaşması) Avrupa Parlementosunun ağırlığını arttırarak Avrupa Birliği’nin yönetimdeki demokratik kimliğini güçlendirmiştir. 1995’te eskide kalan EFTA (Avrupa Serbest Mübadele Alanı)’ndan Avrupa Birliği’ne transfer oldular.
\
Tabi ki hikayemizin sonu bu değil. Ama 21. yüzyıldaki Avrupa Birliği'yle ilgili olan gelişmeleri ikinci bir yazıda yazmayı düşünüyorum. Şu haliyle bile yeterince uzun oldu sanırım...

3 ahkam var

İmkanları ve fırsatları her zaman bilgisizlikten ve deneyimsizlikten kaçırır insanlar. Yıllarca uğraşıpta kapısına ancak yanaşabildiğimiz Avrupa Birliği'nin sunmuş olduğu bir çok imkanı kullanamıyoruz. Birçok konuda Avrupa bizimle birlikteliği kabullenemese de. Avrupa Birliği fonlarından üye ülkeler olduğu kadar aday ülkelerde yararlanabiliyor.Tabiki Birlik bütçesinden ayrılan miktarla sınırlı olmak kaydıyla. Türkiye içinde ayrılmış bir kısım fonlar var. Bunların büyük kısmı kullanılamıyor. Çünkü bu konuda yeterli bilgi yok. Gerçi yakın zamanlarda Ticaret Odalarının ve bazı bankaların bu konuyu açıklamak ve toplumu bilgilendirmek için yaptığı sempozyumlar var. Fakat yeterli olmadığını düşünüyorum. AB sağlık, eğitim, toplum, çevre, kırsal kalkınma, kültürel miras, tarım, vs. konularda proje ve programlara mali destek vermekte. Bu destek nakdi değil fakat yatırımların finansmanı şeklinde olmakta. Ülkemizi 8 kısıma ayırmışlar ve bölge bölge teşvik vermekteler .Bu teşviklerin büyük kısımı hibe şeklinde KOBİ'lerin desteklenmesi konusunda çok önemli bir kaynak.
Eğer bir işletmeniz varsa şartlarına bakmaya değer.
Öğrenciyseniz ülkeler arası öğrenci değişim projelerinden yararlanabilirsiniz.
Eğitim görevlisi veya öğretmenseniz eğitim konusunda uygulamak istediğiniz fikirleriniz varda kaynağınız yoksa değerlendiribilirsiniz.
Bir ilçe veya ilde dernek veya vakıfsanız projelerinizi gönderebilirsiniz. Yerel yönetim olarak yapmak istediniz projeleride finanse edebilirsiniz nede olsa seçim yaklaşıyor. Seçim yatırımı veya seçim propagandasında kullanılacak fikir gerek.
Bu konularda ücretsiz danışmanlık yapan kurumlar var.
Neden sizde Avrupa Kaynaklarıyla fikir ve projelerinizi desteklemeyesiniz ki belki yarın dahada zorlaşacak kaynak kullanım şartlarını şimdi öğrenip fırsat kaçırmadan değerlendirin.

0 ahkam var

Türk siyaseti her yıl tek bir güne odaklanır. Bütün sene polemikler “o gün” üzerinden yürütülür, umutlar “o gün”e bağlanır. Ve nihayetinde o gün gelir, 3 Ekim de geldi, geçti. Tam üyelik müzakerelerine başladık başlamasına ama insan soramadan edemiyor: AB ülkemizin tek kurtuluş yolu mudur, Türk siyasetinin vizyon ve hedefleri sadece AB üzerine mi kuruludur?
Kanımca en önemli problem yapılan reformların ülkemizin ihtiyaçları olduklarından değil, Avrupa’ya karşı kendimizi ambalajlamamız güdüsüyle yapılmaları. Durum böyle olunca Meclis’ten hızla geçirilen yenilik paketleri kâğıt üzerinde kalırken, günlük hayatımıza pek yansımıyor.
Gerçekçi olmamız gerekirse, AB herkesin dilinde mite dönüşmüş vaziyette. Oysa daha uzun yıllar AB kapılarında bekleyeceğimiz aşikâr. Üstelik bu mitleşme meselesi de tehlikeli. AB’ye girdikten sonra ekonomimize, çalışma hayatımıza, sosyal güvencelerimize sihirli bir değnek dokunmayacak. Neticede değişim sürecini biz kendi ellerimizle yaratacağız, o zaman her yeniliği AB’ye endekslemek neden?
Sürekli Avrupa’nın yaşlanan nüfusundan ve artan genç işgücü talebinden bahsediliyor. Oysa onların Avrupa dillerini anadili gibi konuşan, teknolojik gelişmelerden haberdar ve teknolojinin nimetlerinden yetkin olarak faydalanabilen, özellikle mühendislik eğitimi gören veya AB hukukuna vakıf aydın gençlere ihtiyacı var. Kimi Avrupa ülkeleri zaten kendi istihdam problemlerini (resmi istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre Ocak 2006 AB işsizlik oranı yüzde 8.3) çözemezken, bizim vasıfsız lise mezunlarımızı ne yapsınlar?

7 ahkam var

Biz enflasyona alıştık, sevdik onu. "Neden?" derseniz, bu sevgi bizi cebimizde madeni para taşıma derdinden kurtardı.

Biz 5 kuruş, 10 kuruş sevmeyiz. Bunlar da var tabii ama bu kuruşlar ismiyle gezer, piyasada. Bir aralar belki görmüşlüğümüz vardı? Ne zamandı? Unuttuk... Arada sırada elimize geçince nostalji yaparız, gözlerimiz dolar, aslında fena da sayılmaz. Duygusal milletiz, yakışır bize.

Şimdi biz, bir de hayaller kuruyoruz ya, "Avrupa'lı Olacağız" diye, işte bu hayallerimize "madeni euro'ları almasak" diyoruz. Nasıl desek? Ağırlık yapıyorlar da...

17 ahkam var

Avrupa Birliği, Avrupalılık esası üzerine kurulmuştur. Avrupalılık ne demektir peki? Avrupalılık, Türklere ve müslümanlara karşı geliştirilmiş bir tavır, bir kültür, bir anlayıştır. Türklere karşı yapılandığı açıkça belirtilen AB'nin içine Türklerin dahil edilmesi, AB'nin kendi varlığına ters düşmesi demek olmaz mı? Bunu ben değil, Avrupalılar söylüyor. İşte kanıtı:

Helsinki Zirvesi'nden yaklaşık bir ay sonra Katolik Kilisesi, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda görüşlerini açıkladı. İtalyan piskoposlarının gazetesi L'Avvanire, 3 Ocak 2000 tarihli sayısına şunları yazdı:

11 ahkam var

bu ülkede yaşamak kadar güzel bi şey var mı.. avrupa birligine girmek için ugraştıgımız 50 yıl içinde kendi ülkemize çeki düzen vermeye çalışsak şuan dünya devi bi ülke olurduk.. ülkemizin gençligi bi avrupalı kızla evlenip yurt dışına kaçmaya çalışıyor ama farkına varamadıgı şey ise TÜRKİYE'nin cennet vatan oluşu.. bizdeki sahil kentleri, doga, dört mevsim ve bi çok şey hangi ülkede var.. 24 saat yagmurun altında yada karın altında yaşamak mı aynı anda dört mevsimde yaşamak mı.. yada kapı komşusunu tanımadan ölüp gitmek mi.. sanırım biz avrupayı cok abartıyoruz..

11 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu