Osmanlı'nın duraklama devrinden gerileme dönemine geçtiği zor ve sıkıntılı günler...
İşte tam o yıllarda Osmanlı'nın ekonomik sıkıntıda olduğunu bilen sinsi Fransız donanma sorumlusu padişahı ziyarete gelir. Ymekten sonra siyasi bir sohbet başlar. Konu Kıbrıs'tan açılır. Fransız nihayet ağzındaki baklayı çıkarır ve sorar:
-Acaba sayın padişahım bize Kıbrıs adasını satmayı düşünür mü?
Bu küstahca soru karşısında sinirlenen padişah kendine hakim olarak şöyle cevap vermiş:
-Elbette satarız... Neden olmasın? Ama bir şartımız var...
Gözleri parlayan fransız:
-Nedir?
-Satarız ama aldığımız fiyata satarız... Binlerce şehidimiz kanı, ve tüm Osmanlı halkının özverisiyle...
Avrupa Birliği Nasıl Doğdu? Avrupa Birliği’ne desteğin gitgide düştüğü bugünlerde Avrupa Birliği’nin tarihini gözden geçirmek ne kadarımızın hoşuna gidecek bilmiyorum. Ama elimden geldiğince objektif bir şekilde Avrupa Birliği’nin kuruluşunu açıklamaya çalışacağım. Avrupa Birliği’ni insanlara anlatmanın şu an her zamankinden daha önemli olduğunu düşünüyorum (umarım dilim döner)


İmkanları ve fırsatları her zaman bilgisizlikten ve deneyimsizlikten kaçırır insanlar. Yıllarca uğraşıpta kapısına ancak yanaşabildiğimiz Avrupa Birliği'nin sunmuş olduğu bir çok imkanı kullanamıyoruz. Birçok konuda Avrupa bizimle birlikteliği kabullenemese de. Avrupa Birliği fonlarından üye ülkeler olduğu kadar aday ülkelerde yararlanabiliyor.Tabiki Birlik bütçesinden ayrılan miktarla sınırlı olmak kaydıyla. Türkiye içinde ayrılmış bir kısım fonlar var. Bunların büyük kısmı kullanılamıyor. Çünkü bu konuda yeterli bilgi yok. Gerçi yakın zamanlarda Ticaret Odalarının ve bazı bankaların bu konuyu açıklamak ve toplumu bilgilendirmek için yaptığı sempozyumlar var. Fakat yeterli olmadığını düşünüyorum. AB sağlık, eğitim, toplum, çevre, kırsal kalkınma, kültürel miras, tarım, vs. konularda proje ve programlara mali destek vermekte. Bu destek nakdi değil fakat yatırımların finansmanı şeklinde olmakta. Ülkemizi 8 kısıma ayırmışlar ve bölge bölge teşvik vermekteler .Bu teşviklerin büyük kısımı hibe şeklinde KOBİ'lerin desteklenmesi konusunda çok önemli bir kaynak.
Eğer bir işletmeniz varsa şartlarına bakmaya değer.
Öğrenciyseniz ülkeler arası öğrenci değişim projelerinden yararlanabilirsiniz.
Eğitim görevlisi veya öğretmenseniz eğitim konusunda uygulamak istediğiniz fikirleriniz varda kaynağınız yoksa değerlendiribilirsiniz.
Bir ilçe veya ilde dernek veya vakıfsanız projelerinizi gönderebilirsiniz. Yerel yönetim olarak yapmak istediniz projeleride finanse edebilirsiniz nede olsa seçim yaklaşıyor. Seçim yatırımı veya seçim propagandasında kullanılacak fikir gerek.
Bu konularda ücretsiz danışmanlık yapan kurumlar var.
Neden sizde Avrupa Kaynaklarıyla fikir ve projelerinizi desteklemeyesiniz ki belki yarın dahada zorlaşacak kaynak kullanım şartlarını şimdi öğrenip fırsat kaçırmadan değerlendirin.
Türk siyaseti her yıl tek bir güne odaklanır. Bütün sene polemikler “o gün” üzerinden yürütülür, umutlar “o gün”e bağlanır. Ve nihayetinde o gün gelir, 3 Ekim de geldi, geçti. Tam üyelik müzakerelerine başladık başlamasına ama insan soramadan edemiyor: AB ülkemizin tek kurtuluş yolu mudur, Türk siyasetinin vizyon ve hedefleri sadece AB üzerine mi kuruludur?
Kanımca en önemli problem yapılan reformların ülkemizin ihtiyaçları olduklarından değil, Avrupa’ya karşı kendimizi ambalajlamamız güdüsüyle yapılmaları. Durum böyle olunca Meclis’ten hızla geçirilen yenilik paketleri kâğıt üzerinde kalırken, günlük hayatımıza pek yansımıyor.
Gerçekçi olmamız gerekirse, AB herkesin dilinde mite dönüşmüş vaziyette. Oysa daha uzun yıllar AB kapılarında bekleyeceğimiz aşikâr. Üstelik bu mitleşme meselesi de tehlikeli. AB’ye girdikten sonra ekonomimize, çalışma hayatımıza, sosyal güvencelerimize sihirli bir değnek dokunmayacak. Neticede değişim sürecini biz kendi ellerimizle yaratacağız, o zaman her yeniliği AB’ye endekslemek neden?
Sürekli Avrupa’nın yaşlanan nüfusundan ve artan genç işgücü talebinden bahsediliyor. Oysa onların Avrupa dillerini anadili gibi konuşan, teknolojik gelişmelerden haberdar ve teknolojinin nimetlerinden yetkin olarak faydalanabilen, özellikle mühendislik eğitimi gören veya AB hukukuna vakıf aydın gençlere ihtiyacı var. Kimi Avrupa ülkeleri zaten kendi istihdam problemlerini (resmi istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre Ocak 2006 AB işsizlik oranı yüzde 8.3) çözemezken, bizim vasıfsız lise mezunlarımızı ne yapsınlar?
Biz enflasyona alıştık, sevdik onu. "Neden?" derseniz, bu sevgi bizi cebimizde madeni para taşıma derdinden kurtardı.
Biz 5 kuruş, 10 kuruş sevmeyiz. Bunlar da var tabii ama bu kuruşlar ismiyle gezer, piyasada. Bir aralar belki görmüşlüğümüz vardı? Ne zamandı? Unuttuk... Arada sırada elimize geçince nostalji yaparız, gözlerimiz dolar, aslında fena da sayılmaz. Duygusal milletiz, yakışır bize.
Şimdi biz, bir de hayaller kuruyoruz ya, "Avrupa'lı Olacağız" diye, işte bu hayallerimize "madeni euro'ları almasak" diyoruz. Nasıl desek? Ağırlık yapıyorlar da...
Avrupa Birliği, Avrupalılık esası üzerine kurulmuştur. Avrupalılık ne demektir peki? Avrupalılık, Türklere ve müslümanlara karşı geliştirilmiş bir tavır, bir kültür, bir anlayıştır. Türklere karşı yapılandığı açıkça belirtilen AB'nin içine Türklerin dahil edilmesi, AB'nin kendi varlığına ters düşmesi demek olmaz mı? Bunu ben değil, Avrupalılar söylüyor. İşte kanıtı:
Helsinki Zirvesi'nden yaklaşık bir ay sonra Katolik Kilisesi, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda görüşlerini açıkladı. İtalyan piskoposlarının gazetesi L'Avvanire, 3 Ocak 2000 tarihli sayısına şunları yazdı:
bu ülkede yaşamak kadar güzel bi şey var mı.. avrupa birligine girmek için ugraştıgımız 50 yıl içinde kendi ülkemize çeki düzen vermeye çalışsak şuan dünya devi bi ülke olurduk.. ülkemizin gençligi bi avrupalı kızla evlenip yurt dışına kaçmaya çalışıyor ama farkına varamadıgı şey ise TÜRKİYE'nin cennet vatan oluşu.. bizdeki sahil kentleri, doga, dört mevsim ve bi çok şey hangi ülkede var.. 24 saat yagmurun altında yada karın altında yaşamak mı aynı anda dört mevsimde yaşamak mı.. yada kapı komşusunu tanımadan ölüp gitmek mi.. sanırım biz avrupayı cok abartıyoruz..