Daha öncede ağladım ben, daha öncede içim acıdı.. etlerim lime, lime ayrıldı kemiklerimden..yaralarımdan kanlı irinler aktı…..ama hayatımın en önemli muamması değildi hiçbiri…bilirdim, acının stajı yapılmadan mutluluk sağlam olmazdı …
oysa buna hazırlıklı değildim ben…bir ömrü gözden çıkarıp inandıklarımın çöküşünü izlerken, karmaşık bir harabiyetten başka hiç birşey hissetmemiştim şimdiye dek..
sonra……..sonrası yok, sonrası derin sessizlik……bir ömrün özeti, birkaç cümleye sığacak kadar yalın ve kısa işte…
geç oldu..…senden öncesini yok saydığım için, yalnız uyuyacağım ilk gece olacak bu…..yastığını yere attım, yatağın tam ortasında sere serpe yatıyorum..ohh be dünya varmış, tek başıma yatmayı özlemişim nice zamandır… istediğim gibi deli yatmayı, kıpır kıpır sağa sola dönmeyi, yataktan aniden fırlamayı, ayaklarımın ucuna basmadan yürümeyi, şakk diye elektrik düğmesini açmayı özlemişim… istediğim saatte yatıp, istediğim saatte uyanmayı, yatağa duş sonrası bornozla yatmayı, balkon kapısı açık halde rüzgarın serinliği ile uyumayı özlemişim..
Dokunduğun yerler açıldı göz göz
Gördüğüm sadece sızıntı, kokusu burun direğimde
Cihan oldu zarif sancına biçtiğim
Hep yanlış tek doğruyu da götürüyor..
Arafta çökmüş kalmış bir nefes
Uslandığım hayaller aşkın kefaretinde
Ellerine açan aç tomurcuklar
Doyasıya ziyan, her dem sana ölüyor..
Dilsiz renkler adınla iç çekti
Gölgeler mahçup yetim esaretinde
Mecalsiz yetişemediğim sen miydin
Uzağımdaki kor, dokununca bile tütmüyor..
Meyler biçare serzenişte
Varlığınla usul usulum kan revan iken
Ardımda hatır bile kalmıyor
Gördüğüm son şey hep mateme çalıyor
Sana yattığım her gece, sabahına hiç doğuyor....
Kalemi elinde aldı ve bir şeyler karaladı. Sonra da altına “hayat” yazdı. Yine utandı ve yırttı mektubu. Gözlerinden süzülen yaşa inat gülümsemeye çalıştı ve sarı dişleri göründü. “Bir yol” dedi ve üzerine basarak ekledi;”ıstırap”.
Devamlı bir şeylerden dert yanardı. Pencereden dışarı amansızca bakar ve ağlardı. Benimle çok az konuşurdu.”Selim” derdi, “dostum anlıyorum seni”…
Bense umutlandırmak isterdim; “bir gün başka bir ülkeye, başka bir şehre gideceksin, denizler, insanlar göreceksin”.
Her zamanki ürkek sesiyle cevap verirdi; ”Aynı mahalle, aynı sokak.. Aynı karlar yağacak üzerime, aynı gülüşler, aynı nefes, aynı can, hep aynı…”
Bu yorgunluğa nasıl bir çözüm bulmalı? İş, ev, eh biraz sosyal hayat... Nedir bu koşturmaca? Nereye kadar? Hangi rüzgara kadar?
Nasıl alışılır???
Yaşamak molalarda gülümsemek mi? Sonra gene iş. Gene.
Nereye?
Yapmak istediklerim bir tarafta birikedursun, ben ruhumu satıp geliyorum – günde en az on saatliğine-
Niye?
Faturalarımı ödemek için mi? Yaşamak ne? Yorulmak, yorulmak için dinlenmeye çalışmak soluk aralarında. Pazartesi sendromu ben de pazartesinden başlıyor.
İşimden memnun olmasam, çoktan boş vermiştim...