
Philippe Petit 1949 yılında doğmuş, asiliği yüzünden okulda pek dikiş tutturamamış ve 15 yaşında evden kaçıp ip cambazlığına başlamış genç bir delikanlıydı. İpte yürümenin sanat olmadığını hatta çirkin göründüğünü düşünüyor ve yürüyüşlerini türlü numaralarla süsleyerek yaşamını sürdürüyordu.
"When I see three oranges, I juggle; when I see two towers, I walk."
kabaca diyor ki; üç portakal görürsem jonglörlük yaparım, iki kule görürsem yürürüm.
1968 yılında rutin diş kontrolü için diş hekiminin ofisine girdiğinde hayatının sonsuza dek değişmek üzere olduğunun farkında değildi. Bekleme odasında sıkılıp masanın üzerindeki dergilerden birini aldı ve yapımı henüz tamamlanmamış yüksek binalar hakkındaki bir yazıya gözü takıldı. Makalede New York'ta yapımı devam eden ve bittiğinde dünyanın en yüksek kulelerinden ikisini oluşturacak ikiz kulelerden bahsediyordu. Petit dergiyi kaptığı gibi odadan fırladı ve onu altı yıllık serüveni boyunca yalnız bırakmayacak arkadaşı Jean Louisse ve kız arkadaşı Annie'nin yanına koştu.
Herkes gibi Jean Louisse ve Annie de ilk duyduklarında bunun delilik olduğuna karar verdiler ancak onlar da Petit gibi tutku doluydular.
Bu dönemde Petit önce Paris'te Notre Dame Katedrali'nde bir gösteri yaptı. Katedralin kuleleri arasına gerdiği çelik ipin üzerinde yaptığı gösteri içerde ayin yapmakta olan rahipleri bile dışarıya çıkardı. Bir zamanlar Quassimato'nun koşuşturduğu kulelerde şimdi Petit'nin dansı vardı.

"one red paperclip" isimli blogunu 12 Temmuz 2005'te başlattı. İlk mesajı çok basitti. Elinde kırmızı bir ataş vardı ve bunu daha değerli veya daha büyük herhangi bir şeyle takas etmek istiyordu. Takası yapacağına söz verenin yanına nerede olduğunu hiç önemsemeden gidecekti. Bir takas zinciri kurup bir ev, ada veya bir ada üzerinde ev sahibi olmak istediğini söyledi.



Lise bitince alacele biryerlere girelim kaygısıyla 2 yıllık işletme bölümüne girmiştim. Tembel yanım hep ağır basmıştır. 3 yıl okudum. 4. yıla uzattığımda bırakmaya karar vermiştim. Arkadaşlarım geçen 3 yıla yazık edeceğimi söylemişlerdi. Bense orada geçecek her güne yazık diyerek sildirdim kaydımı. Hocalarla genelde anlaşamazdım. Çoğu ya faşizan eğilimliydi ya da gerici.
Bir yıl sonra İzmir'e yerleştim. Hem yeni bir iş sahibi olmuştum. Hem de güzel sanatlar için hazırlanma şansını yakalamıştım. İlk yıl puanım yetmedi. İkinci yıl ikinci aşamada elendim. Üçüncü yılda Eğitim Fak. Resim bölümüne girebildim. Hazırlık döneminde ayda bir eskiz defteri bitirirdim. Günde bir tane de 50*70 desen çalışırdım en azından.