(TERÖR KURBANI TÜM ÇOÇUKLAR İÇİN YAZILMIŞTIR,OSETYALI ÇOCUKLAR İLHAM KAYNAĞIDIR)
Büyümüştüm 3 günde
Hiçbir insanın büyüyemiyeceği kadar çabuk büyümüştüm
Korku ile büyümüştüm
Kan ile büyümüştüm
Etrafımda kol gezen ölümle kol kola büyümüştüm
Anne derdin ki "yemeden içmeden büyünmez"
Ben üçgünde yemeden içmeden büyüdüm
Arkadaşlarım kurşun yediler ama büyümediler
Kan olup aktılar kırmızıydılar
Aktıkça küçüldüler anne
Onlar kurşun yedi,onlar kanadı,onlar öldü
Ben büyüdüm anne
Hayat bu... Doğarız, yaşarız ve ölürüz. Doğanın belli bir kuralı diyorlar bu döngüye. Kimimiz normal bir biçimde yaşarız bu döngüyü fakat bazılarımız beklenmedik, istenmeyen ya da doğduğumuzda bizimle beraber olan ve asla ama asla ölene kadar bizi terk etmeyecek bir takım sıkıntı/dert/hüzün/zorluk ile yaşamaya çalışırız.

Doğduk fakat bunun farkında değildik, ihtiyacımız olan şeyler olmadı mı oldu tabi ama biz bulmadık bu ihtiyaçlarımızı karşılayacak yolları. Çünkü küçücüktük bir de masumduk... Birileri bir şekilde hep yanımızdaydı. Büyüdük, büyüdük ve büyüdük... Okumayı bile öğrendik. İşte bu anlar bizim farkında olmaya başladığımız anların en başlarıydı belkide. Tabi ondan öncede aklımız fikrimiz vardı ama okullu olmuştuk ve öğreniyorduk, kendimizi geliştiriyorduk. Her gün hayat bizim için bir macera gibiydi belkide. Bazılarımız için belkide farklı bir anlam ifade ediyordu ama herkes için bir şekilde olağandı. Tek bir şey var ortak olan bizler için; hayat hayattır, başlar ve biter.
Güzel bir yaz gecesiydi yada milyonlarca yıldız güzel olacak diye bizi kandırmıştı o süslü ışıklarıyla. Gece 3 sularında birisi beni sarstı uyandım kimse yoktu balkondan baktığımda karşı apartmandan da bakanların dışında. Fakat halen birisi beni sarsıyordu. Korkmamıştım ne olduğunu anlayamamamdan dolayı. Sonra bağırdım. Sesim yoktu şaşırdım tekrar denedim. Bu kadar gürültü nerden geliyordu ve neden hala ayakta durmakta güçlük çekiyordum? Kendi sesimden yoksundum…
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
-1-
Mutluluk… Çok mu uzak şimdi?
Ah o çocukluk yılları…
Küçücük şeylerden bile mutlu olunan o unutulmaz, çabucak, her güzel şey gibi ivedice bitiveren yıllar...
-2-
Henüz keder nedir bilmiyorsun. Yalnızlığı duymamışsın henüz. Ayrılığı yaşamamışsın hakkıyla. Ölümse aklında hiç. Bir tek acıyı biliyorsun. Azıcık o da. Plastik topun arkasından heyecanla koşuşturduğun toprak yolda iri bir taş yere çalıyor seni acımasızca. Palas pandıras öpüyorsun toprağı. Ama usulünce düşüyorsun.
-3-
Düşmeyi en iyi çocuklar bilir. Yıllar geçtikçe unutulur düşmenin adabı.
Kolumu kıpırdatacak halim yok. Bunca zaman kıpırdattıklarıma saymış gibi, öylesine yürüyorum sokakta. Ama sanki “içim” dışımda, tepemde, evet, kesinlikle nasıl göründüğümü, nasıl yürüdüğümü görecek kadar yüksekten arkamdan süzülüyor. Nasıl gördüğümü ise bilmeden, bilmesine gerek olacak bir görüşüm de yokken üstelik…
Ne güzel ki, kof ve şeffaf maddem ile yine şeffaf ve nü ruhumun seyahatini kimse fark etmiyor. Yoksa “ne acı” mı? ... Bedenimi ruhumdan ayırmak suretiyle yanımı sadece ruhum ile doldurmam, yalınlığımı gidermenin artık içsel bir boyuta terfi ettiğini (?) hastalıklı bir şekilde yüzüme vuruyor. Benim yapabileceğim ise, öbür yanağımı da ona doğru çevirmek… Emir komutaya amade, esarete saygıyla…
Nasıl özledim seni hiçbirşeyim, nasıl... Feryat figan oldu sessiz haykırış, sustum özledim, konuşmadım özledim. Utandım içimdeki kanatsız candan, canımın içinden çıkartamadım adını da, söylemedim özledim. Cayır cayır yandı gülüşüm, güldüm özledim, kül oldum özledim...Mumyaladım acıları mezarlarda, örtemedim de özledim...Taş oldu herşey içimde, koyamadım ya kimseleri yerine, dizlerine döküldüm de yine, uçamadım özledim, ağlamadım özledim. Kırklandım cümle günahlarımdan, ayağa kalktım. Ördüğüm duvarlara bir kat daha tuğla attım, kapattım gözlerimi, gördüm de özledim, sövdüm de özledim. Çiçekler büyüttüm ruhumda nefes alayım diye, yedirenkte boğuldum da özledim. Seslerin en kelebeğini esir ettim kulağıma seni duyarım diye, duyamadım da özledim, vazgeçtim de özledim. Pınarlar kestim kendime huzur bulayım diye. Yıldızlar biçtim en sevdalısından lacivertin, diktim özledim, içtim özledim. Katıldım onca cümbüşe belki özlemem diye, hırpalandım da özledim, örselendim de özledim. Yarını dert edindim kendime geçmişi unutayım diye, çözerim belki göz nuru aşkını, dökerim belki çeyizlere diye,çözdüm özledim, söktüm özledim..Yabancı kaldı her filiz senin toprağında. Köklerini sakındılar ölesiye, vazgeçmedim yeşilin kanadından, ektim özledim, çektim özledim. Mezarlar okudum kendime yaşamışlığım kadar roman, şarkılar hapsettim bilmediğim kadar tutsak, kaçmadım özledim, tutunamadım özledim. Resimler çizdim seninle arama, titrek ışıklar saçtım, bire bin kattım inkarlarıma, söndüm özledim, döndüm özledim.Gülen fırtınalara kandım saçlarındır diye, parelendim ortasında depremlerin, korktum özledim, taştım özledim..Kazıdım taşlara kalanı, rüzgarlara bıraktım tadını,çizdim haritasını keşfedilmemiş bulutların, kaldım özledim, gittim özledim, sıkıldım özledim........
BU BİR UYARIDIR, İLK VE TEK DUYGUSAL YAZIM OLACAK.
Bugün lünaparka gittim, sonra Cankurtaranda gezintiye çıktım. Epeyce zamandır gitmiyordum. Erol Taş'ın kahvehanesinin yerinde çok şık bir kafe vardı. Oturamadım. Önceden atlayıp Göksü deresine, şuraya buraya giderdim. Artık anlamsız geliyor. Eskiden bir bara gidip oynamak da çok cazipti. Artık o da anlamını yitirdi.
Bütün bunların bir sebebi olmalıydı. Çünkü herşeyin bir nedeni vardır. İlk önce tükettiğim için artık cazip gelmediğine karar verdim. Sonra büyüdüğümü, değiştiğimi farkettim. Oysa hiç değişmem zannediyordum. Bir yerlerde çocukluğumu bıraktım. Ki herkesin kırılma noktası farklıdır. Benim kırılma noktam; babamın ben 23 yaşındayken ölmesidir. O öldü, dünya da durdu. Kız çocukları için babanın çok daha farklı bir anlamı var. Otorite, güç, iktidar vb. bir sürü şey baba figüründe canlanır. O gidince yapayalnız kalırsınız bu koca dünyada.
Yok yok meraklı olmayın fazla, böyle bir kitap yok ya da her elementi altına çeviren bir böbrek taşı da yok. Sadece ufak bir sancısı var o kadar. Harry Potter serisinin sinemaya her uyarlamasında ya da çıkan her yeni kitabında dünya çapında bir meksika dalgasına yol açan Harry Potter çılgınlığı ne kadar sürer bilinmez ama Harry Potter ın küçük hayranlarının kafasındaki çocuk görüntüsü kaybolmaya başladı sanki. Harry Potter da büyümedi değil gerçi. Hermione ye de arada sırada bakmıyor değil:) Modern Tıp büyümeyen çocuk için bir ilaç bulamadı ama bence Harry Potter kamera hilesiyle daha fazla idare edemez. Harry Potter ın böbrek taşları var irili ufaklı, Hogwarts da kaybolduğunda yere yayıp yol yaptığı, böbrek taşları var, Nimbus 2000 ile her yerden topladığı, boşluğa düştüğünde oyunlar yaratıp oynadığı...