Birçoğumuzun hayatımızın belirli dönemlerinde bazı spor branşları üzerine yoğunlaştığı dönemler olmuştur. Erkekler her ne kadar "spor"a mahallelerindeki yaşıtlarla mücadeleye girererek futbol ve basketbol ile başlasalar da üniversite yıllarında cinsiyet farkı gözetmeyen bireysel antrenman niteliğindeki spor dalları insanın mutlaka eğilmesi gereken ilgi alanları listesinde üst sıralara tırmanmaya başlar. Bu noktada yaşanan mental zorluk, ne ilginçtir ki ülkemiz gençlerinin büyümesi ve zamanın çok hızlı ilerlemesiyle paralel olarak karşılaştığı zorluklarla aynıdır. Önceleri takım olarak savaştığın, yıllardın üstünden çıkarmadığın şortunla fırladığın bağırma-çağırmayla dolu vurdulu-kırdılı maçların yerine; kendi performansına odaklamanı gerektiren, başlamak için bütçende güzel bir yer ayırdığın, şimdiki tabiriyle "cool" bir uğraş edinmişsindir kendine.
Gülebiliriz.. Mutlu olduğumuz için ya da mutlu görünmek istediğimiz için. Çokluklardan yokluklara, aydınlıklardan karanlıklara, sebeplerden sonuçlara, olanlardan olacaklara uzanan, uzanacak olan bazen yalın bazen karmaşık hayatlarımızda herbirimiz başrol isteriz. Bilmeyiz aslında yönetmenlerin bile bizler olduğunu; jenerik biziz, kameraman, söz yazarı (senarist) ve hatta replikler bile biziz. Hepsinden öteee, başrol bizim. Oyuncuları kendimiz seçiyoruz. Aktör/aktris sen ol, arkandaki fonda bir manav olsun veya bir deniz ve biraz da güneşli hava. Seçimler seçenekler sınırsız (beyin kıvrımlarınla sınırlı!). Seç, yaz, oyna sonra geç karşısına izle. Çünkü izlerken tebessüm edebildiğin kadar başarılısın hayatında, tebessüm edebildiğin kadar mutlu...