
Beşinci gezegen (Merkür, Venüs, Dünya, Mars, ?) etrafındaki tartışmalar birkaç on yıl boyunca devam etmektedir.
XVIII. yüzyılın 70 – 80. yıllarında Alman gökbilimcileri Johann Titius ve J. E. Bode gezegenlerarası mesafe kuralını ortaya koyarlar. William Herschel Uranüs gezegenini keşfeder. Bu gezegenin yerleşim yörüngesi gezegenlerarası mesafe kuralını kanıtlar. Yalnız Mars ve Jüpiter arasındaki mesafe, bu gezegenler arasında bir gezegenin daha olması gerektiğini gösterir.
1 Ocak, 1801 tarihinde İtalyan Giuseppe Piazzi, kataloglarda yer almayan zayıf ışıklı bir yıldızı tespit eder, onun da diğer gezegenler yönünde döndüğünü belirler. Matematikçi Carl Gauss, yaptığı hesaplamalar sonucunda bu gezegenin Mars ile Jüpiter arasında olduğunu ortaya çıkarır. Yalnız, Piazzi bu gezegeni tekrar göremez. Kayıp gezegene Ceres adı verilir. Bir sene sonra gökbilimci Heinrich Olbers, Ceres'i görür. Birkaç ay sonra da ona yakın bir diğer gezegeni, Pallas (Pallada)’ı da keşfeder.




peki, iyi güzel de, nedir bu pnömokok? "Pnömokok, vücudun farklı bölgelerinde ciddi enfeksiyon hastalıklarına neden olan bir bakteri türüdür." * bu sinsi bakteri yüzünden, dakikada 2 çocuk, hayata gözlerini yummakta! bu bakteri, sağlıklı insanların burun, geniz ve boğazında yaygın olarak bulunmaktadır. ve ayrıca bulaşıcı olan bu hastalık, zatüre, menenjit, orta kulak iltihabı, sinüzit ve bakteriyemi (kan dolaşımına bakteri karışması) gibi hastalıkların da başlıca sebebi.

Bırakın canlıyı, her gün kullandığımız nesneler, elimizi yıkarken gördüğümüz sabun köpükleri, hepimizin saatlerinin içinde bulunan kuvars (quartz) kristalleri, mikroskop altında bambaşka suretlere bürünürler.
Bakteri deyip geçmeyelim; o küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuklar, güneş sistemine hayat dağıtan küçük dev adamlar olabilirmiş. Nature’da yayınlanan bir makalede bahsi geçen bir çalışma, dünyamıza ait bakterilerin, güneş sisteminin canına can katabileceğini göstermiş. Şiddetli meteorit çarpışmaları sonucu güneş sistemimizin uzak noktalarına saçılmış olan bakteriler, belki de başka gezegen yada uydularda yeni bir hayatı başlatmış olabilirler. Ortaya atılan bu tasarı, aslında hali hazırda bilinmekte olan panspermia teorisinin tam aksini iddia ediyor. Mars ve ay üzerinde meydana gelen şiddetli çarpışmalar sonucu kopan kayaların, dünyamıza küçük meteoritler olarak ulaştığı bilinen bir gerçek. Dünyamızda meydana gelen bir çarpışma sonucu kopan kayaların, güneşin güçlü çekimini aşıp, güneş sistemimizin uzak uçlarına ulaşma olasılığı oldukça zor olmakla birlikte, imkansız da değilmiş. Bir grup bilim adamı, bir bilgisayar modeli kullanarak, güneş sistemimizin uzak noktalarına ne kadar çok kayanın ulaşma ihtimali olduğunu görebilmek için, milyonlarca parçanın izini sürmelerini sağlayan ve 65 milyon yıl önce Chicxulub kraterinin oluşmasına neden olan çarpışmanın bir benzerinin simülasyonunu yapmışlar. Bu büyüklükte çarpışmaların, yeryüzü tarihinde birkaç kez daha olduğu düşünülüyor. Yaşam için uygun olan ortamlara, Satürn’ün uydusu Titan yada Jüpiter’in uydusu Europa gibi, ne kadar dünyaya ait parçanın ulaşabileceğini inceleyen bilim adamlarının ulaştığı sonuç, bu ihtimalin oldukça düşük olduğu imiş. Çok düşük olsa da, en azından imkansız değil diye düşünmek, bardağın dolu tarafına bakmak gibi görünse de, bu olasılığın göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. (Uzayda hayat var, hissediyorum)