1917 Rusya Ekim Devrimi'nde Gürcistan'dan Kars'a göç eden bir aile ile birlikte Alman bir peynir ustası ve birer tonluk iki kazan getirilir.İsviçre'de öğrenilen gravyer peynir orda öğrenilip nesilden nesile Kars gravyeri olarak üretiliyor.Kars peyniri Mayıs ve Temmuz ayları arasında elde edilen tam yağlı sütlerden yapılır.Eskiden kalan bakır kazanlarda kaynatılan sütler şirden mayası ile mayalanır ve harbi denen alet ile kesilir, sonra da tokuz ile çırpılıp tahta kalıplara konur.Sütün Kars gravyerine dönüşürken ortalama 120 gün geçirmesi gerekiyor.90 Kiloluk peynire yaklaşık bir buçuk ton süt gidiyor.


14-24 Ocak 2010 tarihleri arası Mövenpick Hotel Istanbul'da düzenlenecek “Dünya Lezzetleri Festivali'' baharatlara doğru bir yolculuk vaad ediyor.
Ali Bey Adası'nın bilmem kaç yıllık sokaklarından birinde, sokak taşlarının düzensizliğinden dört ayağı aynı yüksekliğe basamadığı için her harekette sallanan tahta bir sandalye ve dengedaşı bir masada, bilumum deniz ürünleri, bir kaç meze ve tabi ki rakı eşliğinde oturmuş; müziğin güzelliği ve kalitesiyle yaşları arasındaki inanılmaz tezattan hafif hayrete düşmüş bir halde, içiyor ve 3 genç sazdan fasıl dinliyoruz. Yeri geliyor katılıyorum müziğe, şarkılara eşlik ediyorum; yeri geliyor bir kedinin balık bekleyen bakışlarını görmezden geliyorum, yeri geliyor masada ritim tutuyor parmaklarım; yeri gelsin gelmesin bir rüzgar ortalığı biraz karıştırıyor veya sıcak ekmek geliyor masaya... Ve yeri her dem bâki yar hemen yanı başımda, gecenin her anına mutlaka elim tenine değiyor.
Balık ve deniz ürünleri tarihin en eski besin kaynaklarının başında gelir. İnsanoğlu, bitkileri yetiştirdiği dönemlerden çok daha önce balık ve deniz ürünlerini temel besin maddesi olarak kullanmıştır. Önceleri çiğ olarak tükettiği balığa, daha sonraki dönemlerde kurutma ve tütsüleme yöntemlerini uygulamıştır. Her balığı bol bulunduğu dönemde tüketmek çok önemlidir. Protein, vitamin ve mineral gibi besin öğeleri değeri yüksek olan balığın bu zengin içeriğinden sonuna kadar yaralanabilmenin en iyi yoludur.
Balığın İçeriği ve Etkileri
Balıkların protein, yağ, mineral vb. besin öğeleri içeriği balığın türü, yaşı, yaşam ortamı ve mevsime bağlı olarak önemli farklılıklar gösterir. Balıkların sağlığımıza en büyük katkılardan birisi sindirilebilir (kaliteli) protein içeriğinin yüksek oluşudur. Balık etinin protein oranı yenilebilir kısmının %18-22’sini oluşturur. Bir kişinin 300 g balık tükettiği düşünüldüğünde günlük protein ihtiyacının yarısını balıktan alabileceği söylenebilir. Halk arasında etin balıktan daha iyi bir protein kaynağı olduğu sanılır. Ancak yapılan araştırmalar et, balık ve sütün protein içeriği bakımından benzer özelliklere sahip olduğunu göstermektedir. Balık eti bitkisel besinlerde bulunan selüloz (posa) ya da kara hayvanlarının etlerinde karşılaşılan kıkırdak gibi sindirilemez yapılar içermemesi nedeniyle vücutta çok daha kolay kullanılır. .
Dünyanın dört bir yanında insanlar farklılıkları ile yaşıyor. Bizim kültürümüzde ve toplum yaşantımızda alıştığımızdan çok farklı bir anlayışla yaşayan insanların bizlere garip ve itici gelecek ama onlar için sıradan ve günlük yemek kültürlerinden derlemeler hazırladım.
1. Balut - Embriyo ve Yumurta Sarısı

Filipinlerde çok popüler olan ve insanların severek yedikleri Balut ördek fetusunun veya diğer deyişle yumurtanın döllenmiş hali. Filipinlerde çok sevilerek yenen Balut Hamile kadınlara çok iyi geldiği, afrozdiyak etkisi olan yüksek proteinli bir çerez olarak genelde gece sokak satıcılarından severek tüketiyorlar.

İznim bitti döndüm tatilden sonunda ve insanoğlu hayatının her evresinde yaşadığı yazılabilecek olayları tatilde daha fazla yaşıyor, her tatilden bir roman çıksa yeri var.
Önce Gölyazı'ya uğradım, orada bir arkadaşım oturuyor bir kaç gün kafa dinlerim sonra tatil beldelerinin o kalabalık,uğursuz,densiz kucagına atlarım diye düşündüm.
Gölyazı Bursa yakınlarında bir köy, Ulubat Gölü kıyısında yer alıyor ve mutlaka gidilmesini şiddetle tavsiye ederim.Buranın antik çağa dayanan bir geçmişi var o dönemki ismi Apolyont imiş ve bir dönemde Bizanslılara bağlı kalmış. Eski manastır, tapınaklar, nekrapol,kilise,kale gibi yerleriyle insanı bir köy ziyaretinde gibi değil de sanki arkeolojik bir gezideymiş gibi hissettiriyor.Birde meydanın ortasında kocaman bir ağlayan çınar var ki sormayın,anlatamam görmek gerek.

Yemek için yaşamak yada yaşamak için yemek . Ne farkeder her iki yolla da damak zevki ön planda değil mi? İnsan ne kadar kemerleri sıksa boğazından kesemiyor, insan nefsi başka hiç bir şeye benzemez çünkü, o yüzden insanoğlu hep sevdiği, istedigi şeyleri yemek istiyor.
Herkesin damak zevki bambaşka elbette mesela kızım daha evvel bahsettiğim gibi vejeteryandır (bana göre agzının tadını bilmiyor) ben etoburum. Bazı lezzetlerden bahsetmek istedim , ölmeden evvel mutlaka yenmeli, bol bol olmasa da arada yenilmeli, tadına bakılmalı, hüpletilmeli.Her insanın seveceği lezzetler oldugunu düşünüyorum.İşte iki beni benden alan tat.
Pavurya bacağı mesela bana göre dünyanın en lezzetli şeyidir. üç-dört pavurya bacağı yiyen insan ekmeksiz tıka basa doyar bence.Afrodizyak etkisi bir kenara lezzeti baştan çıkarıcıdır.Pavurya bacağı önünüze pembe pembe geldiginde insanın tabaga saldırası gelir.
Taşınmama az zaman kala İstanbul'un tadını çıkarmaya devam ediyorum, her ne kadar yine İstanbul'da oturacak olsak ta gidecegim yer şimdiki oturdugum yer kadar İstanbul'u hissettirmez biliyorum, istedigim an sevdigim yerlere çabucak gelemem.
Dün çocugu parka götürmek amaçlı evden çıkışımız, onun istedigi birşeyi almak için az daha biraz daha bakınalım diye diye Samatya Meydanı, sahil ,Yedikule demeden fırıldak gibi dolanmaya dönüştü, park mark hak getire bizim gezmemizden çocugun parkı unutuldu.