
Çalışmayan yâda olmayan kalorifer sistemi yüzünden buz kesmiş ellerinle, saatlerinin geçmesine rağmen ısıtamadığın o plastik içerikli direksiyonun başında…
Bir şemsiyenin altında, tanımadığın bir sokak lambasının ışığında, “Sen” olduğun için ıssızlaşmış bir yolun kaldırımında…
Titrek parmaklarının ters yüzüyle, dudaklarını kapatırken, dirseklerini dayadığın bir pervaz kenarından ve sadece karşı binanın sarı boyalı, çatlamış, nem kapmış duvar manzarasına bakarak…
Hala bir mesaj gelecekmiş gibi...
Hala telefonum çalacakmış gibi...
BİTTİ.
Bil-iyorum. Hala bekliyor bir yanım. Yeniden başlayacak mıyım, hayır. Ama bekliyor hala içimde küçük bir kız. Özlenilmek, aranılmak, peşinden koşulmak istiyor...
‘DÖN’!
demesini bekliyor bir yanım, şımarık bir çocuğun söz dinlemez, inatçı haliyle. Ben de inat’çı olmasını bekliyor illaki...
‘Her çalan kapıda, adıma gelen bir çiçek midir acaba...’ diye küçük bir merak pusu kurmuş içimde...
---
Bu boş hayata alışmam lazım. Yalnız eve gitmeye. Yalnız uyumaya. Saçlarını okşamadan uyumaya, sohbetsiz akşamlara, şarapsız, sözsüz zaman geçirmelere...
Aramızda kırık dökük ince bir ip... Giderek inceliyor. Gün be gün... Aramadığın, aramadığım altıncı gün...
Seviştim, sen değildin seviştiğim. Sevdim mutlu mu oldum, hayır! Peki seninleyken İstediğim gibi sevilebildim mi, hayır!
Hayal kuramıyorum. Antidepresan alıyorum 10 gündür yine, saatlerce ağlamamak için, ölmemek için, yaşama karışabilmek için...

Adamın uzattığı eline çabucak bir göz attı. Elini vermeyecek olsa geçmişte yaşadıklarının oluşturduğu anı mezarlığından yaşayan bir ölü olarak kalacağını hissetmişti. Elini uzatacak olursa da kendisini şimdiye kadar hiç kimseyi sevmediği kadar sevdiğini iddia eden bir adamın rotasına girecek, belki yağmur, soğuk, ayaz yüzü görecek ve bu yolculuğa çıktığı bu güne lanet edecek veya kimbilir belki de ılık bir güneşin ısıttığı yüzünde belirecek kocaman bir gülümseme ile bu adama teşekkür edecekti...
İlk buluşmamızda boğanın önünde onu rengârenk kıyafetleri içinde görmüştüm. İşte oradaydı… Ben istedim diye gelmişti işte! Bütün gece çektiğim mesajlar işe yaramıştı. Nasıl da değişiyordu insan âşık olduğunda. Kendimden hiç beklemezdim bütün gece mesaj çekmeyi oysa. İşe yaramıştı ama oradaydı ve benim ona doğru yürüdüğümü fark edip o inanılmaz gülümsemesiyle karşılıyordu beni. Koşmaya başladı bacaklarım ve aynı anda sarıldık birbirimize. Bir tur döndük hatta Türk filmlerindeki gibi. Kadıköy’de, Altıyol’da o an orada bizi gören ve sevgilisi olmayanlara nispet yapar gibi. Şımarık ve mutlu, birbirileri dışında hiçbir şeyi umursamayan iki aşk sarhoşu… Zaman ne çabuk geçiyordu onun yanındayken. Patsos yerken ilk defa bana “seni seviyorum” dedi. Ağzının yanında ketçap vardı ve yapıştım ketçaplı dudaklarına.
"birden bire çıkıverip gel / şaşırsın kalbim sesimden önce"
...
Ayşegül söylüyor...Ben dinliyorum...Üzülüyorum...
Kuzenim susuyor, ben susuyorum...
Biliyoruz ikimiz de çünkü...
Biliyoruz ki herşeyi unutturur bu gelişler...
Biliyoruz ki sevgi özlemle harmanlanınca daha da bir büyür, nefes aldırmaz insana...
Gelişlere dair umuttur insanı ayakta tutan...
Yine puff olasım var...Yine kaybolası var yüreğimin ve bedenimin...
Hayata gülümsüyorum...Evet, gerçekten de hala gülümsüyorum...Azimle.
Peki o neden bu kadar sevimsiz?
Babam her zaman "mantıklı" davranmamı salık verdi bana...Mantıklı olursan hayat kolaylaşır, dedi bana...Ben beceremiyorum ki...Üzülüyor babam hep bu halime, belli etmemeye çalışarak...
"birden bire çıkıverip gel / şaşırsın kalbim sesimden önce / ne güzel olur bilsen ne güzel / çıldırırım ben seni görünce"
diyor Ayşegül...
çok saçma konuşuyor bazen bu şarkıcılar...
salla gitsin...
Dogdugumuz zaman yuvarlak ,keskin,saf bir yüzümüz vardir.icimizdeki evren bilincimizin kirmizi atesi yanar durur.Ama yavas yavas ....
bizi
ana babalar yer,
okullar yutar,
sosyal kuruluslar emer,
kötü aliskanliklar kemirir,
yas ise tüketir.
Sindirildigimiz zaman;tipki ineklerdeki gibi alti mideden gectigimiz zaman,pis bir kahverengi tonunda cikariz.
hala bekliyorum
10 yıl oldu hala bekliyorum
verdiği sözleri hiç tutmadı,yaralarımı sarmadı daha başkalarını yanlarına açtı
o kadar çok kanadıki içim artık hissizleşti yüreğim
acı duymuyorum artık
işin komik tarafı
onu sevmek için 10 yıl sonra kendimi zorlar oldum
büyük çabam var sevmeye artık sevmediğimi bile bile
hissetmiyorum artık birşey yüzüne bakınca ,öpünce
hala sabrediyorum ve bekliyorum
10 yıl olmasına rağmen
ben hala kendimi kandırarak yaşıyorum
alıştım acısına hiç bir şey hissetmiyorum
şimdi gerçekleşse dileğim
o an bile büyüsünü yitirdi kalbimde
hiç heyecan duymuyorum
keşke kalbimi söküp atabilsem yeni bir aşkla dolu bir kalbi yerine koyabilsem
belki kanamazdı yüreğim ısrarla
belki gülebilirdim hayata
Aşk susmaktır biraz da. Söyleyeceğin, söyleyebileceğin son sözü ilk yaz esintisine bırakmaktır usuldan. Susup, dinlemektir sessizliği.
İlk yaz. Yağmurlar suskun. Dallarda sık yaprak. Tomurcuklar serpiliyor gün boyu. Elimde en sevdiğin meyve, bir poşet çağla. Aşkından ayrılalı iki ay kadar olmuş. Senelerdir girip çıkmaktan usandığın sınavların sonuncusundan çıkmışsın. Kan, ter içerisinde yüzün. Hiç sormuyorum sınavı. İçimden dualar ediyorum bencilce “Allah’ım nolur veremesin şu sınavı” diye. Bencilliğime kızıyorum sonra için için. Kötü haberi veriyorsun hiç istemesem de: “Oh kurtuldum galiba şu sınavlardan” …
Orhan Veli " beklememek,beterdir beklemekten" der...
Hepimiz beklemişizdir, bir şeyleri...mutlaka beklemşizdir, istemeyerek de olsa bekletilmişizdir...
Özlemle, korkuyla, endişeyle, inançla,sabırla...Bıkmadan usanmadan nice beklentilerimiz olmuştur. Oysa ki; Beklemek durağan bir olgu da değildir...Geçmişle gelecek arasında bir köprüdür sanki...
Ya hiç bir şeyi beklemeseydik? Ya da hiç kimse tarafından beklenmeseydik?
O zaman ne düşler kalırdı ne hayaller!...
Ben de bekledim...hiç ama hiç gelmeyecek bir trenin sadık yolcusu gibi bekledim !...