Pantolan deniyorum mağzanın birinde. Düşük bel, siyah, dar paça.
Giydim ama muallakta kaldım, tezgahtara sormak istedim.
E, tabii, yanımda kardeşim, arkadaşım yok, ya alacapım ya almayacağım. Oldu mu olmaz mı mevzusu kolay değil. Velhasıl, şöyle bir dönüverdim, görüşünü almak için elemanın; tabii bu arada belimin alt tarafında boylu boyunca uzanan bronz tenim açıkta kalarak- üzerimdeki bluzde kısaydı- dövmem açıkta kaldı.

“Denize yakın ol dostum… Denize yakın ol… Deniz insanı güzelleştirir. Denize yakın duran, öyle kuralları falan dinlemez, züppelik sevmez. Denize yakın duran, insanların yüreğine bakar. Yüzüne değil, başına yâda ayaklarına hiç değil… Tam kalbine, tam yüreğine… Dışına değil, içine…”
Çoktan geçtim denizin bıraktığı izlerden, suya hasret zamanlardayım artık. Güvendim, sevdim, aldandım, öldüm… Şimdi yeniden doğuyorum… Bir su damlası olmasını öğrendim. Kendimi denize teslim ettiğimde artık boğulmayacağımı da bilirim…
Her faninin tattığı şeydir acı. Çekildikçe büyüyen, çekildikçe azalan ilginç yapısıyla hayatın vazgeçilmez bir gerçeğidir. Kimi sever acı çekmeyi, seve seve gider yoluna. Kimi korkar, ölümcül bir hastalıktır onun için acı. Sakınır. Ve yine hayatın garip gerçeklerinden biridir ki. Acı çekeceğini bildiği zamanlar vardır insan evladının. Tüm seçimlerin anlamını yitirdiği, yolların bittiği zamanlar. Beklemek sancısıyla geçen dilimlerin ardından artık beklenen olmuştur. Ağrı içinde geçer bir zaman, ve geçip gittiğinde bilirsin ki yine dönecektir. Gücünden ve varlığından hiçbir şey kaybetmeden. Garip midir, değil midir bilinmez ama çırılçıplak bir gerçektir. Hayat filminin şeritlerinde sıkça rastlanan.

Kaç bahar, kaç kış geçti üstünden, bilmiyorum……….. bana demiştin ki: biliyor musun yavrum, insan ölürken bir en sevdiğinin yüzünü, iki anasının yüzünü, üç en sevdigi şehrin yüzünü görürmüş, onların içinden çıkarmış sanki ruhu. Gidiyorum buradan, sizi gittiğim yerde bekleyeceğim….dermiş….. Doğru mu bilmem!! Niye böyle denmiştir, onu da bilmem!… Sevgiliden ve yaşamdan ayrılmak zor sanılıyor, belki ondan ya da insan gözüyle yaşama aynı şekilde bakamayacak olmaktan duyulan korkunun aldatıcı kandırması mı desem… Teselli işte.


Şiirde, polis baskınından kendi bilgisi dışında 'ingiliz miss' sayesinde sağ kurtulan devrimcinin dostlarından kafasına yediği taşların en çok yüreğini kanatması üzerine aldığı karar şudur;
'madem suçsuzluğumu kendime bile kanıtlayamıyorum, madem davaya bir katkım olmayacak bu durumda nefes almanın anlamı yok'
Evo sunt periapilis nex squltam sederam. Nex adjero am nua para pequadetis ad sequitam.
Sex nunc audoraptis est aguilam. Baere quam nec ederis; moestas et errabunda(M). Loc venic æderis seqounda desideram. Nunc ot obernis admundo prequidam. Nunc et obser(L)is; pre guendo sequedam...
Thant thei proposta ex mind exicto fuerra. "Ave, atque Vale. Consummetum est Deo adiuvante. Contra Mundum; DE CORPUS VILE! Decunt catera. Hinc illae lacrimae(æ?)". Na meate sedere? Nam amate equlibre(i) set ammatem venitei setsis amatem delibre. De qualibre me?..
Nos sent(s). Nos ammatem burrandi, illa(e) set amarate.