
Yani İsrail'deki sivillerin canı can, Lübnan'dakilerin canı "savaşın trajik yüzü"ne kurban.(!!!)
Malumu ilan eden Bolton, Lübnan'da ölen 8 kanadalı için de "trajedi" yorumunu yapmış.
Tom Jenkins ve Anab Jain'in ISEA Elektronik Sanat Festivali Bienali için hazırladıkları "Yellow Chair" projesi, evlerdeki kablosuz bağlantıları, yakın çevre için yaşayan bir komünote aracı haline getirmeyi amaçlıyor.
Anab, Wi-Fi bağlantısını paylaşıma açarak, evinin önüne sarı bir sandalye yerleştirmiş ve hemen üstüne: "Wi-Fi bağlantımı komşularımla ve yoldan geçenlerle paylaşıyorum. Sarı sandalyeden ücretsiz olarak ağa bağlanabilirsiniz." yazmış.

Tempo dergisinde bu hafta "Bir fahişenin günlügü" isimli bir yazı-ropörtaj yeralmış. Yazının tanıtımı hürriyetin internet sitesinde yer almış. Sözü geçen blog ise bu. Sizce kimligini saklamayı mı yoksa tvlerde boy gösterip meşhur olmayı mı seçer?
Bu başlıkta kullandığım neo-köşe yazarı teriminin bir tanımını yapmak lazım sanırım, zira -daha önce kullanılmı olabilirbaşka bi yerde- bu kullanımını şu anda ben uydurdum ve yazı da bu uyduruşumun üzerinden gideceğim; İşte tanım:Bir şekilde gazete'nin ekinde kendine bir yer edinmiş, sahip olduğu bi miktar bilgiyle her konuda ahkam kesip bir de "ben dün şu yaptım" tadlı bir nevi "görün nerelerde geziyorum" havasında süsledikleri yazılarıyla bu bir şekilde edindikleri yere tecavüz eden kişiye neo-köşe yazarı denir (dedim).
İlk başta Hıncal Uluç ve Ayşe Arman'la başladı bu akım. Onların durumu için pek tecavüz etmek söz konusu değil. Sonuçta biraz Türk Basını içinde öncülük yaptılar. Hıncal Uluç daha kültürel ve sporsalolaylara yaknsarken Ayşe Arman gittikçe olayı karınbölgesindeki sinir uçlarına getirdi. Ama iki yazarın da oldukça geniş bir okur kitlesi var.
Hayat zaten yeterince sıkıcı ! Sizce de öyle değil mi? Özellikle günün büyük bir kısmını işyerinde geçirenler için.
Ben boş vakitlerimde interneti eğlence aracı olarak gördüm. Fakat zamanla oda sıkmaya başladı. Size bu sıkılma hikayemi anlatacağım.
Normal haber siteleri vs. siteler çok çabuk sıkıyor insanı. Bunları direk geçtim. Program sitelerine merak saldım daha sonra. Ondan da envai çeşit faydalı-faydasız program çektikten sonra ondan da sıkıldım.
Daha sonra Forum sitelerine merak saldım. İnanamıyacağınız kadar çok forum sitesi var. Bir çok siteye üye oldum. Üye olması bile komik. Şartnameyi okuyun, mail gelicek, linki tıkla, oldu da bitti maşallah. Bazılarında linke bile gerek yok. Formu doldur, klikle gitsin. Bazen çok ilginç programlar olabiliyor bu forum sitelerinde, bunu da belirtmeden geçemiyeceğim. Forum siteleri bilgisayar bilginizi geliştirmek için güzel platformlar. Ama zamanla forum sitelerini de aşıyorsunuz.
Çoğunuzun bildiği gibi, bütün ülkelerdeki blogger'ları, yaşadıkları yeri yaşadıkları şekilde yazmaları için tek çatı altında toplayan bir oluşum var. Yurdumuz bu oluşuma İstanbul ile dahil. Ancak çok fazla yazı yazılmaması nedeniyle durum pek içacıcı değil. Çok takip edilen bir sitede az yazı yazılması karın ağrıtıcı bir durum, bu yüzden her gruptan acil kana ihtiyaç var. Karnı ağrıyan kişiye kan mı verilir diyorsanız, ilahi yani. Uzun lafın kısası, İstanbul'u seven ya da nefret eden ve ingilizce bilen bütün blogger'lar davetlidir. Nereye mi?

Şubat 2005'den beri bildiklerimi Türkçe, İngilizce, Çince ve Rusça olarak paylaşmaya çalıştığım MSN Spaces sayfama beklerim. Umarım sizde beğenirsiniz!!!
İşte link burada:
http://leothemaster.spaces.live.com/
metacubed Bu sayfa bir weblog ya, tabii piyasada bir takım weblog'lar weblog'ları bulunuyor. metacube arkadaşımız ise bir weblog'lar weblog'ları weblog'u yapmış. Sıkı bi hareket.