Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "olympus e{volt}-520"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

bok hakkındaki yazılar:

tuttum
8

Bok

\

Bok vücudun tamamen kendi tasarımı olan harika bir şeydir. İlk bakışta kokusu, rengi, duruşu ve vücuttan çıktığı garip yer itibarı ile çoğumuz ondan nefret ederiz. Dürüst olayım ben de böyle düşünürdüm. Ta ki onu yıllarca göz ardı ettiğimi anlayıp hakkında etraflıca düşününceye kadar.

Yurdumuzda çok güzel besinler vardır. Limonlu cheesecake olsun, kuru soğan olsun, patlıcan kebabı olsun, midye dolması olsun, tuzlanmış ve haşlanmış taptaze mısır koçanları olsun bu güzel besinlerimizi hepimiz çok severiz ve yeriz. Yurdumuzun besinleri çok lezzetlidir. İşte bu güzel besinleri yedikten sonra elbette az bir esnekliğe sahip olan ama temelde belli bir yanılma payı dışında sabit hacim sahibi vücudumuzun bunları bir şekilde dışarı atması gerekir ki işte güzelce işlenip etinden sütünden ve hatta yününden yararlanılmış bu besinler anüs/ makat/ kıç ( çok afedersiniz!) dediğimiz müstesna organımız tarafından bağırsaklarımızın yapmış olduğu peristaltik hareketlerin de yardımı ile dışarı atıldığında oluşan ürüne bok denmektedir. Peristaltik hareket nedir; bağırsakların bir solucanın kasılıp gevşeyerek ilerlemesi gibi kendinden bir ileri itme hareketi oluşturmuş olduğu durumdur. Gelelim boku bu yazıya konu eden çok kullanılabilirlik ve işe yararlılık hallerine.

44 ahkam var

Evdeydik, çorabının biri delinmiş ve ayak başparmağı o delikten dışarı fırlamıştı arkadaşımın. Ayakları kokuyordu ve yüzü terlemişti.
“Bir filmden bahsedeceğim” dedi. Ayı pornosu'yla ilgili bir şey hatırlatmak istiyordu bana. Önce güldü, sonra salyalarını saçtı ve en sonunda kıkırdama ile konuşma sesi birbirine girdi. “Eyice sok” demiş kadın, eğilirken. Tarlabaşı’ndan, yaşlanmış ve memeleri sarkmış hayat kadınlarından birini oynatmışlar parasızlık yüzünden. Sonra da plajda çekilen bir sahneden bahsetti bağıra çağıra. Kadın çıplak, adam çıplak, kadın kıllı göbekli, adam kıllı göbekli ve her şey çok iğrençken adam demiş ki: “Vııyy baban da mı zurnacıydı yavrum.” Bunun üzerine oral seks yapmaya başlamışlar. Bir çıplak göbekli çift daha katılmış bunlara. Dört kişi eve geçmeden önce yanlarına başka bir genç yanaşmış, “abi bir kere de düzebilir miyim sizin avratları” diye sormuş. “De get, de get” diye bağırıp iletiştikten sonra gülümsemeye başlamış aktörler. Sonunda “Baban da mı zurnacıydı yavrum” diyen adamın pezevenklik yapası gelmiş ve köyün delisi gibi görünen, sonradan yanlarına katılan gence kadınlardan birini pazarlamış. Daha sonra filmde genç, çıplak şişko kadınlardan birinin bacaklarını oracıkta okşarken “ sevişmek serbest de sokmak da dâhil mi?” diye sormuş. (Amelenin dünyasında sevişmeye sokmak dâhil değilmiş.) Filmin bir sahnesinde de sevişmeye gitmeden hemen önce salona toplanmışlar üç dört kişi. Kadının elinde iki litre kola ve plastik bardaklar varmış. Plastik tabure üzerine muşamba seriliymiş ve Maltepe sigarası içiliyormuş sahnede. Kadın yarımşar kolaları servis etmiş ve küfürleşmeli muhabbet başlamış yine. “İşte” dedi “bir komedi filminde olması gereken şeyler bunlar”
Bunları anlattıktan sonra gazozunu içti ve çubuk krakerinden bir ısırık aldı. “Evet” dedim ayı pornosu dedikleri buymuş demek, ayıların izlediği ve tahrik olduğu porno filme verilen ad. Gülmesi bir türlü kesilmiyordu arkadaşımın. Motosikletlerden bahsetmeye bayılırdı motosikleti olduğu için. Böceklerin dünyasıyla ilgili bir belgesel izliyorduk ve kurbağa yavrularının yüzüş sahnesinde ikimizde ekrana kilitlendik. Birden dedi ki “kurbağaların çiftleşmesini biliyor musun hocam?” Merak ettim “Nasıl?” dedim. Dişilerin bir bölgeye gelip yumurtaları fışkırtması ve arkasından erkeklerin aynı bölgeye gelip spermleri fışkırtması ve sonunda ortada denk gelen karışımları döllemek içinde ayaklarıyla suyu dalgalandırdıklarını anlattı. “Ohara!” dedim. Ama yine de devam etti. “Sonra da dişi kurbağalar gidip yumurtaları yaprakların aralarına saklıyorlar ve herkes dağılıp işine gidiyor.” Dedi. Ekrandaki kurbağa o sırada, dişiyi etkilemek için kulağının yanından sümük kıvamında bir balon şişiriyordu. Sırıttık ve dedi ki: “ Sevişmek serbest de sokmak dâhil mi?” bence sadece kurbağalar için söylenmiş. Yine güldük, yine gözlerimiz yaşardı ve yine gazozlarımızı yudumlamaya ve çubuk krakerlerimizin uçlarını birbirimize göstere göstere çıtlatmaya devam ettik. Ekrandaki görüntü devamlı değişiyordu, bir bok böceğinin sevgilisi için bir bok yumağı oluşturduğunu izledik. Çığ gibi büyütüyordu onu. Oradan oraya taşıyordu ama nereye taşıdığını bilmiyor gibi önce sağa, sonra birden vazgeçip sola götürdüğü de oluyordu. Böceğe ve yuvarlanan boka uzunca bir süre baktıktan sonra motosikletten bahsetmek için bir fırsat yarattı kendine. “Motosikletle gelirken ne gördüm biliyor musun?” Sordum “ne gördün?” Amelenin birini gördüğünü anlattı. Dandik bir yerli marka motosikleti Chopper gibi göstermek için yüksek direksiyon taktırmış ama motor zaten yüksek olduğu için iğrenç bir görünüm almış. Aynalar çapraz kaldırılmış ve yeni bir tarz yaratılmış. Ceketli pantolonlu bir adam motorun üstündeymiş ve kafasında beysbol şapkası varmış. Motorun göbeğine teyp yapıştırılmış ve sesi sonuna kadar açılmış, tekno müzik çalıyormuş ve egzoz borusu değiştirilip daha çok gürültü çıkaranından takılmış. “Düşünebiliyor musun” dedi. “ Bu kadar karışım hepsi bir arada” Kıroları oluşturan şey buydu ona göre. Komik geliyordu ama bir karışımdı onlar. Doğu batı karışımı gibi ya da özentiliğin, içi boşluğun ve karşılığında bilincin karışması gibi… Gazozum çok ferahlattı beni, bir yudum daha içtim. Kirlenmiş monitörün göbekli ekranında, bok böceği yuvarladığı küçük çığcığını istemeden sivri bir dikene saplamıştı. Bir türlü kurtaramıyordu boktan hediyesini. Arkadaşım kalktı ve montunu giydi. “Gidiyor musun lan?” diye sordum. Kapıdan çıkarken “Eyice sok!” dedi ve sırıtarak kapattı kapıyı. Gitmişti, beni “güle güle” demek zorunda bırakmadan.

4 ahkam var
Etiketler: , , , ,

Bazen büyümek de büyütmek de zordur ama büyütmek inanın bana daha zor departmanından...

Hani çok kutsal bir şeydi bu iş? Hani kucağına aldığında hayatın anlamını bulmuş oluyordun?
Herkeste öyle olmuyor muydu yani? Yalan mı söylediler bize yıllarca?

İkisi de uyuyor beşiklerinde. Bebek gibi mışıl mışıl uyumak sözünü kim bulduysa hayatında hiç bebek bakmamış belli. Davulun sesi uzaktan hoş gelmiş zahir. Çünkü bebekler mışıl mışıl uyumuyorlar. Hatta hiç uyumuyorlar. Ve tüm o kitaplarda bahsedilenlerin aksine altı temiz, gazı çıkmış ve karnı tok dahi olsa uyumuyorlar. Kesik kesik, bölük pörçük, ağlaya inleye uyuyorlar. Bense hiç uyumuyorum. Elimden kayıp giden hayatımı seyrediyorum. Bir daha hiç ama hiçbir şeyin eskisi gibi olabileceğini sanmıyorum. Üzgünüm...

204 ahkam var

Kokoreççinin önünde durmuştum, pişmiş, pudralanmış midyelere ve kavrulmuş kokoreçlerin üzerine serpilen kekik kokusuna dair bir şiir yazmayı düşünüyordum. Çok acıkmıştım. İçeri beni çeken bir güç oluştu sanki etrafımda. Cebimde çok fazla para olmamasına rağmen sürükleniyordum lüks gözükmeye çalışan amele lokantasına. Taksim’in bu bölgesinde, aptal zenginlerin gidip gelip kazıklı içki içtiği yerde… Aç maymunların sarhoş uğrak yerinde, takım elbiseli gorillerin gömlek kenarlarından kılların fışkırdığı yerde…
İçeri girip boş bir masaya oturdum hemen. Benim bulunduğum sıradaki bütün masalar boştu zaten. Dev ekrandaki futbol maçına odaklanmış insanlar, ekrana en yakın masalara oturmuş ve bir koro grubu halinde bağırıyorlardı. Maçın sesi gelmiyordu ama koro halinde gelen tepkiler o heyecanı iletiyordu. Her şey çok normaldi, milli bir zevk, alışkın olduğumuz bir sokak kutlaması, izin verilmiş tüm delilikler…
Garsona bir yarım kokoreç ve bir de ayran istediğimi söyledim. “Çabuk olabilir mi?” dedim sonunda da, adam benim ne kadar aç olduğumu anlasın diye… Beş dakika geçti ve yemeğimi gelirken gördüm. O tabağın içinde süzülüyordu bana doğru. Uçan tabağında görüntüde yalnız o, benim sıcak kokorecim ve buzlu ayranım. “İçimdeki açlığın kutsal doyurucuları, hızla gelin bana!” Önüme düştü tabak sonunda, tam beklediğim gibi, tam beklediğim noktaya. Ona sarılmak istedim yemeden önce. Minnet duygumu onun kendisine göstermek geldi içimden. Önce kokladım ve sonra ısırdım kokoreçli ekmeğimi. Ayranı açtım diğer elimle. Ağzımda hissettim o muhteşem pişmiş bok kokusunu. Seviyordum bu tadı, alıştırılmıştım bunun güzel olduğuna. Tüm kokoreç sevmeyenlere inat, zevk alıyordum. Bir çırpıda bitirivermiştim yarım ekmeği. Kalktım yerimden hızla, midemdekiler yerlerine henüz otururken. Kokoreci yapan ustaların yanına gittim. “Kokoreç kaç lira?” diye sordum ve “dört milyon” dediler. Ayranın boş kabını gösterdim ve toplam borcumu sordum. “Beş buçuk” tuttuğunu ama parayı şef garsona vermem gerektiğini söylediler. Yerime döndüm ve masamı toplarken şef garsonla karşılaştım. Bir daha sormak geldi içimden ücretini. İçime pis bir his doğmuştu. Sordum… Gerçeğe dönelim:

18 ahkam var
tuttum
8

mok

Kalabaligin arasindan kendine yol acti,kocaman mermer bir kapiya yaklasti.Karsisinda koca bir meydan vardi.Ama o meydanda ne tek bir güvercin , ne de tek bir karinca yoktu.Etrafina bakinca büyük bir tabela gördü "cehennem" yaziyordu...
Mok kokuyordu ortalik..dayanilmaz agirlikta.Gözünün gördügü her kivrima kadar sinmisti koku.Yanindaki benzerlerine bakti hicbirinin yüregi yoktu ve mok kokuyorlardi..
Seytan bagiriyordu...
-bay cazibe,bay mantiksiz,bay icgüdü,bay cingene ayak,bay soytari bay Mok,bay hayvani SIR ,bay kabus,bay irza gecen,bay mastürbasyon,bay havlayanin katmanina hos geldiniz..alisin Mok kokusuna .Sizler yasamlarinizda hep benle dans ettiniz..Mükafatiniz bu.
iclerinden bir ses sordu ..
-ya digerleri??
Seytan cevap verdi...
-eger bu igrencliklerinize biraz bilgelik katabilseydiniz,bogaziniza bosaltiklarinizin yarisini.... ruhunuza katabilseydiniz degerleriniz ve sayginizi koruyabilseydiniz ...Mok koklamazdiniz.
Artik tartilacak yüreginiz bile yok...Mok kokusunda sonsuzluga hos geldiniz.Digerleri, pembe bilet kazandi.

67 ahkam var

...insan denen hayvanın ilk ikisi dünyaya düştüler. Adem ile Havva.
İlk günlerinde elma olayı yüzünden birbirlerini biraz suçladılar, küs kaldılar. Konuşmadılar birbirleriyle. Başladılar gezinmeye. Dolandıkça anladılar ki mekan şahane, çiçek, böcek, kuş, et, süt, yumurta, ortalık yemyeşil. Bu vesileyle neşeleri yerine geldi. Çevrede, ortamın güzelliğini paylaşacak bir insanevladı bulamayınca barışmaya karar verdiler. Havva parmaklarını birleştirip küs yaptı, Adem bozdu. Başladılar sevişmeye.
Çocuk yaptılar. Çocukları da çocuk yaptı. Ortalık çocuktan geçilmez oldu, safi sübyan doldu.
Bu çocuklar geliştikçe düşündüler, düşüncelerini paylaştılar. Etrafı daha bir yakından incelediler, bir tanesi dediki; biz bu etrafımızdaki mahlukatların alayından daha zekiyiz, farkettiğiniz üzere bunlar konuşamıyor bile, demekki biz buraların efendisiyiz, çiçek böcek hayvanat ne varsa hepsi bizimdir. Diğerleri onayladılar ve böylelikle bu nesilden itibaren insanoğlunun götü bir nebze daha arşa yaklaşmış oldu.
İleride pisboğazlar doğdu, dediler ki, madem çiçek böcek binbirtürlü mahlukat bizimdir, yeriz lan biz bunları.
Mucit nesil geldi, hacı ateş versene diyene ateşi buldu. Ayağımızı yerden kessin yeter diyene tekerlek icat etti. Amcaoğlunun düğününde havaya atmak için, taşı oduna bağladı silah yaptı. Böyle böyle yaşarlarken sevişmeyide ihmal etmediler. Canı sıkılan etraftaki güzelliğe bakıp galyana gelen tuttuğunu zitti, yeni yeni nesiller doğdu. Her nesil bir öncekinden daha sivri zekalı oldu.
Gün geldi, mekana sığamaz oldular, sıkış tıkış yaşar oldular, yine bir sivri zekalı fikir ve düşünce hareketlerinde bulunmayı uygun gördü (pisboğazlar akımını başlatan düşünürün sekizinci göbekten torunu). Bir gün sıkış tıkış otururlarken çıkıp dedi ki; biz böyle göt göte yaşıyoruz ama gözünü sevdimin dünyası dev gibi be kardeşim! ağaç desen bol, yemek desen bol. Ben şimdi şu arka taraftaki ağaçları kırpsam onların yerine bizim ortanca oğlana bir ev diksem ne de şahane olur, yaşar giderler refah içinde, ve yaptıda.
Bunu gören diğerleri de başladılar ağacı çalıyı budamaya. El birliğiyle ormanın, yeşilin anasını zittiler. Şehir kurdular kendilerine.
Şehirli olmalarıyla birlikte makadları iyice havalara uzandı, yer ile doksan derece açı yaptı. İsimlerini modern koydular, hayvanı ormanı beğenmez oldular. Kıçı açıkta kalmış orman hayvanları mecburen şehir içinde dolanmaya başlayınca, onları da, sittirin gidin lan burdan gerizekalı orman hayvanları biz burda modern modern yaşıyıcaz diyerek, tekmelediler (günümüzdeki kedi tekmeleme vakalarının ilkleri bu tarihte görülmüştür).
Bir süre sonra, üzerinde pürüzler bulunan dünyayı düzleştirip, yerine birşeyler inşa etme fikrinin de boku çıkartıldı. Ev yapalım diyenler, otopark yapalım, golf sahası yapalım... demeye başladılar. Yusyuvarlak yaptılar gezegeni, çentik bırakmadılar üzerinde.
Ne yaptıklarını sonlara doğru farkeder oldular, bu seferde modern-duyarlılar peydah oldu, kesmeyin lan ağaçları şerefsizler, rahat bırakın hayvanatı onlarında canı var, tavrını benimseyerek günah çıkartma yoluna gittiler. Bir öncekilere bok attılar. Kar etmedi.
Hepsini yaparken sevişmekten kimse kopamadı, dünya üzerinde bir insanevladı olsun sevişmeden/çoğalmadan duramadı. Yavaş yavaş başlara döndüler, yine göt göte yaşar oldular. Ardından yaşayamaz oldular. Su kalmadı, ağaç kalmadı, hayvanat kalmadı, dünya kalmadı ne varsa tükendi. İnsanlar da tükendi, ölüp gittiler.
Milyonlarca yıl geçti, hava temizlendi, etraf ağaç doldu, binbir türlü börtü böcük hayvanat türedi, ortam yine şahane oldu.

32 ahkam var
tuttum
26

TETEBBU

Canlarım, bir tanelerim (bitanelerim), balabuşkalarım, madabujkalarım, miçkalarım, vesaire, vesaire;

Bakın hala his doluyum, aşamadım kendimi. Mazur görünüz efendim; zira etimden, kanımdan bir parçayı yakın zamanda kaybettim. Siz şimdi bunları okurken o çok uzaklarda olacak...

3 gündür içimde tutuyordum. Yavaş yavaş kanımı kirleten varlığı artık ufak çaplı bir kaos yaratmaya başlamıştı. Sabahları malak gibi kalkıyor, yediğimden içtiğimden bir şey anlamıyordum. İçi boş bir doluluk vardı içerimde. Midem ve görüşüm bulanıyordu, dalgındım, hatta dün karşıdan karşıya geçerken az daha eziliyordum, gelen arabanın hız/mesafe tayinini yanlış yapmışım.

33 ahkam var

Ailemin yanından, sakin bir tatilden dönüyordum. Otobüs mola yerine yaklaşınca içindeki popstar ruhunu tatmin edercesine mikrofona abanan muavin gerekli anonsu yaptı ve doğruca Pavlov' un köpekleriymiş gibi tualete yöneldik. (yaklaşık 55 kişi) Türkiye' nin dört bir yanından gelen insanlar Doğu-Batı Senfoni Orkestrasını çatlatırcasına tualette birbiriyle ahenkli, zengin makattan sesler çıkarmaya başlayınca uykumdan biraz daha uzaklaştım, bu benim İstanbul' a yaklaştığımın göstergesi değildi ama ailemden uzaklaştığımın alametiydi. Birden o uykusunu alamamış halimle yeryüzündeki tüm insanların aynı ortak kaderi paylaştığını keşfettim. Çocukken de bu konuda takıntılarım vardı ama babamla oturup konuşursam karşılaşacaklarım hakkında bilgisiz değildim.
Evet, hepimiz aynı biyolojik çıktıyı veriyorduk dünyaya. Değişik ziyafetlerden sonra aynı kaderi paylaşıyorduk. Yediklerimiz metabolik muamelelerden sonra farklı kıyafetler giyip, wc-matikten çıkacak sesi örtbas etmek için sonuna kadar açılmış musluğun sesi altında yeni bir tabiata yelken açıyordu. Bokumuz ne kadar masum acaba? Onların sahip olduğu kimlikler bize benzemiyor olabilir ama gün içindeki değişik anlarımızda "bok herif, bok gibi..." gibi kelimeleri sıkça kullanıyoruz. İnsanları kuyruğa dizip, zorla numune almadım ama tahmini biyolojik çıktı türleri şunlar olsa gerek, yalnız daha fazla çeşit ekleyecek arkadaşlara saygım sonsuz onu belirteyim...
sağlam bok: Bunlar adında da olduğu gibi sağlam bir ziyafetten sonra sahibini pek yormadan elde edilir. Genellikle yapışkan olmaz ama ağır olur ve ağırlığı da hacmine göre fazladır. Şekil itibariyle karizmatiktirler. Basında da en çok karikatürü çizilen bok şeklidir. Yandan bakıldığında konik yukardan bakıldığından bakana doğru spiralleşen eserlerimizdendir.
katil bok: Bunlar Doğu yörelerimizde yaygındır. Acılı yemeğe sevdalı yurdum insanımın tualette törenle çıkardığı bu bok, aynı şekilde makatta yanmaya sebep verdiğinden, sahipte bir hayıflanmaya; bu genelde bu yörede konuşulan dilde ya da lehçe de olur, sebep olur. Tualetten çıkan zatların terli terli su içmesi sonucu öksürük nöbetleri görülmüştür. Yalnız bookumuz adı gibi öldürücü bir kimliğe sahip değildir. Sadece en can yakan bokların başında gelir.
yalan boku: Kabız bokudur. Maçı ortasında bırakan ya da işten izin alan erkekler olduğu gibi, diziyi ya da komşularla fal bakmayı yarıda bırakan bayanlarda da görülür. Tualete alelacele koşan birey için, tualette geçirdiği dakikalar hayal yıkıcıdır. Eni 1, boyu 3 cm. yi geçmeyen ufak bir löpçükten başka birşey yoktur onca ıkınmaya rağmen. Hatta bu bok wc-matiği bile zorlamaz. Öyle üstünde kalır. Bireye üstüne su döküp ve gerekli temizliği etmekten başka birşey kalmaz ama çoğu insanımız büyük bir inatla ıkınmayı yeğleyip mağlubiyeti acı acı tatma gafletinde bulunmaktadır. Son zamanlardan tıp bunun üstesinden gelmeyi başarmıştır. ( meşhur sindirime yardımcı yoğurtlar)
tatlı bok: Bu bok diğerlerine nazaran tek celsede nihayetine ulaşır. Tek parçadır ve set bir görüntüsü vardır. Bazıları buna maço boku der. Ama lafta kalır o dediği. Çünkü bu maço değil inatçı bir boktur. Değdiği yerlerde bıraktığı iz zar zor gider. Bu onun inatçı kimliğini gösterir ama bokumuz kesinlikle Maço değildir. Sahip boşaltım işlemini tek celsede yapmanın mutluluğunu yapmanın mutluluğunu yaşar. O bok istediği kadar yapışkan olsun.
maço boku: gel gelelim Maço bokuna. Sifon 5-6 kez çekilmesine rağmen gitmeyen boktur. En son çevre illerden itfaiyeler gelir ve bok gerekli adrese gönderilir. Ama yapılan araştırmalar, hard-maço bokların da var olduğunu göstermiş ve bu bokların tek derdinin tualetten kaynaklandığı ispatlanmıştır. Sifon konusunda zorluk çıkaran maço bokların (hard-maço) vidanjörla çıkartıldıktan sonraki ikinci yerlerinde güle oynaya çözündükleri gözlemlenmiştir.
su boku: Bazı çevrelerde sudoku ya atıfta bulunup tebessüm yaratsa da, bu bok en tehlike boklardandır. Vücudunu iyi tanıyamayan bir insan için rezalet olabilir sonuç. Pıçırtmak durumuna uygun görüntülere müsebbip olan bu boklar, sahibin sessiz osurmak edasıyla yaptığı ufak bir ıkınmayla ortalığı vıcık vıcık edecek bir donanıma sahiptir. Sahip ilk saniyede duruma hakim olsa bile içindeki don değiştirme duygusunu bastıramaz ve genelde kızlarda var olan "klasik arkamı kontrol et hareketi" bu durumda tüm cinsler için geçerlidir. Aman deyim ben size arkadaşlarım çok rezil şeyler anlattılar bana. Su bokundan sakının...
pis bok: Bunlar kötü kokar ve yapışkandır. Civardaki sineklerle telepatik yolla diyaloğa geçer ve onları üstüne çekmeyi başarır. Mükemmel cazibesini tabiki kokusuna ve biraz lapa haline borçludur. Bu şehvetli duruşu sahibini cezbetmez ve bir sifon, iki tasla işi görülür.

Evet, peki sizin bokunuz hangisi?

7 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu