
Ay dolun bu gece.
Gece aydınlık,
İçim aydınlık.
Şarap içmeli,
Kendimden geçmeli,
Şiir yazmalıyım.
Derken...
Bir bulut,
Kapkara bir bulut.
Kararttı geceyi,
İçimi kararttı.
Şiir yazdım
Karanlığa,
Boşluğa,
Yokluğa,
Sessizliğe,
Sensizliğe,
Sana...
Sen en son ne zaman gri bulutlara doğru hevesle kanat çırpan bir martıyı seyrettin? Denizin dalgasına kapılmadan ama onsuz da olamadan yaşayabildiğini farkettin? Ben çok uzun süredir o martıyım...

Onlar kar tanesinin türlü şekillerini karelere alıp sonsuzluk kütüphanesine depolayanlardır. Bazıları insanın kanını donduran bekleyişlerle, insan vücudunun açık havaya maruz kalmış, suda ya da toprak altındaki halinin doğaya karışma sürecini günlük tutar gibi not ederler. Kimisi köpekbalıklarının neden kanser olmadıklarını anlamaya çalışır, kimi ise balinaların neden baş aşağı uykulara daldıklarını...
Sevgili Okuyucu, sen bu satırları okurken ben çok uzaklara gitmiş olacağım!

açık denizlere kaçırılmış bulutlar
Buraya her geldiğimde, gelmeden önce yapmayı düşündüklerimin listesini yapardım. Ancak uzağında iken özlediklerime, yakınımda olunca pişman olacağım tavırlar sergiliyordum. Geçmiş zamandan anlatıyorum size bunları, haliyle zaman ilerledi. Zamanın kum tanelerine bölünüp, kapsüllere koyulsa da durdurulamayan kötü bir özelliği var. İlerlemek, geç algılanan ve hata yaptıktan sonra yaptıklarımızdan tecrübe edinmemizi sağlayan bir eylem benim için. Benler için ilerlemek bazılarının hoşuna gitmese de, onların gönlünü hoş edebileceğim bir dünyayı küçükken çizmiştim evin bahçesine. Hani şu, her Pazar mangal keyfi yapılan, çocuk seslerini ve onları uyaran, gölgede uyumaya çalışan dedelerini, mangalın başında sinekleri kovmakla kağıdı sallamak arasında kalmış cızbız mühendislerini, kames topla yakan topları, suda yüzen karpuzları, dibe çöken biraları, ortamdan medet uman uyanık arıları barındıran evlerin bahçeleri. Biraz ötesinde filesiz potasıyla çakma basketbol sahasında; kısa boyluyum diye beni katmadıkları basketbol maçlarının oynandığı asfalt zeminde, tebeşirle sınırları çizilmiş dünyamı görebilirdiniz. Her hafta silinen tebeşir izlerini, sınıftan aşırdığım tebeşirlerle tazelerdim. 
pofuduk bulutlar

Kendime yalan söylediğim ve her defasında ve her seferinde inandığım "Bu da geçecek elbet" sigaralarımdan birini daha mı yaksam ki?
Bir yalan daha mı eklesem sensizliğe?
Bir sigara boyu daha mı uzaklaşsam yalnızlığımdan...
Kaçıncı meretim ki bu? Sensizlikten sonra…
Anlasana artık yoruldum. Bir an önce bitsin istiyorum bu gerçeklerle karışmış yalan nefesler.