Gece!
…
Sana hiç soruldumu bilmiyorum,bana sorulduğunu da hatırlamıyorum. Zaten bana sorulan sorular kadar, verdiğim cevaplar da anlamsız belki çoğu zaman yalandır. Çünkü cevaplarım karşı tarafın duymak istedikleri olmuştur, nadiren kendimin duymak istediklerini söylemişimdir. Hayır korktuğumdan değil, karşı tarafın işine yaramayacağından saklamışımdır cevaplarımı. Cevabını bilmeyen soru sormaz çünkü bildiğinin başkası tarafından onaylanmasını ister. İşte bu noktada benim cevabımın ne olacağı karşı taraf için değil benim için önemlidir.
Aslında derdim bu da değil.

Psikopat: Canı hep sıkılan; can sıkıntısından ne yaptığını, ne yapacağını bilmeyen; eline keskin bir şey verdimi adam öldüren, hayvan kesen, dünyevi şeylerden kendi elini ayağını çekmiş; kendi yarattığı dünyasınca öylecine yaşayan; garip bakışlı, sapık tavırlı; anormal karakter.
Saat 01:41, yazı yazma editörünü tam olarak altı dakika önce açmışım. Winamp şarkı listeme arşivimde olan tüm grupların sadece akustik performanslarını ekledim. Akustik performanslar beni rahatlatıyor. Kafamda bir tilki, ağzımda sigara, pencereden dışarıya bakıyorum; birileri geçse de selamlaşsak, muhabbet etsek biraz diye. Zihnimin en ücra köşesinde barındırdığım eski, değerli kayıtlarımı gözden geçirmeye karar verdim ama arşivin şifresi bir türlü aklıma gelmiyor. Ne olur ne olmaz diye bir yere kaydetmiş olmam lazımdı o şifreyi ama nerde bilmiyorum ki. Fon müziği olarak kullandığım akustik performanslar şifreyi bulmamı zorlaştırıyorlar ama bir türlü kapatamıyorum Winamp'ı. Müzik bazen beni dibe çekiyor ama öyle bağlıyım ki ona, sanki bu bir çeşit derinlik sarhoşluğu. Bağlanmamam gerekirken, engel olamıyorum. Tekrar pencereden dışarı baktım. Yine kimseler yok. Hemen yan evde bir kız var. Belki o da sıkılmıştır, balkona hava almak amacıyla çıkar diye onların balkonuna doğru baktım. Yok... Herkes huzurlu bir şekilde uyuyor sanırım, ben hariç. Tam da zamanında yetişti Aylin Aslım: "Kaç gündür evdeyim, kimseleri görmedim." diyor. Sanki bana dert yanıyormuş gibi bir hali var. Yoksa gizli gizli ben mi ona dert yanıyorum diye bir düşünce sardı zihnimi. "Acaba konuşsam beni duyar mı?" diye düşünmeden de edemiyorum. "Yarının bugünden bir farkı olacak mı acaba?" diye düşünmeye başladım birden. Aklımda biri var aslında. Muhtemelen onun her günü bir roman gibi. Yoksa abartıyor muyum? Olabilir..
İşte buna can sıkıntısı deniyor. Daha doğrusu ben böyle tanımlıyorum. Bir gün bir arkadaşımla sokakata yürüyorduk. Karanlık bir sokaktı ve bir kız hakkında bana dert yanıyordu kendisi. Birden bire etrafına baktı ve şunu söyledi:
İnternet başında bir o yana bir bu yana...
Sörf derler adına güya ama eğlenceli bilirdik biz sörfü. Bunda eğlence falan hak getire. Anlamsız biçimde siteler arası gezinmeler sadece... Kimse de yok derdimizi paylaşacak? Ama bi dakika! kimse yok olur mu? Arama motoru var, Google var! Bu durumda, hemen ona açılabiliriz. De mi ya! "Sıkıldım" deriz, "canım sıkılıyor" deriz.
"Dur bakalım" diye düşünürüz içimizden. Ben birgün sıkılırsam diye, birileri bir iyilik düşünmüş müdür acaba bana?
Nerdeeeee? Çıka çıka karşısına insanın boş gevezelikler çıkıyor. Yokluk içinde yokluk çıkıyor.
Yine de, yani her şeye rağmen güzellikler de var değil mi?
Hayır yok! Yok kardeşim! O da yok!
Buradaki habere göre İzmir Konak ilçesi kaymakamı Ali Muhsin Nakiboğlu Türk kültürüne aykırı olduğu için okullarda kep giyme ve mezuniyet törenlerine yasak getirmiş. Ama eğer Amerika'da okuyorsanız böyle bir kültürünü takmak zorunda değilsiniz değil mi kaymakam bey!
Kierkegaardın, can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır teşhisine katılır mısınız yoksa, iyi ama, ana gibi yar olmaz mı dersiniz bilemem. (Ben genelde, içki bütün kötülüklerin anasıdır sözüne karşılık olarak söylerim bunu: iyi ama ana gibi yar olmaz ki...)
Amma ve lakin ben, can sıkıntısının hayırlara vesile olmadığını, gündelik yaşantımda sık sık tecrübe ederim. Zira, canı sıkılan insanın ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Halbuki, kımıltısız ve pasif bir duygu gibi geliyor kulağa öyle değil mi? Siz öyle sanın! Hitler, onca Yahudiyi neden sabun köpüğü kıvamına soktu sanıyorsunuz?