
Küba ve Haiti. Büyük Okyanus'taki Karayib adalarından ikisi. her iksi de 1492'de Kristof Kolomb'un ismiyle anılan ve adına keşif denen işgallere maruz kalıyor. Her ikisi de ispanyol toprağı ilan ediliyor.
Sonraki dönemlere değin her ikisi de yerli nüfusun katledildiği, köle ticaretinin yapıldığı birer koloni devlet haline geliyor. Tek fark şu ki, Küba İspanyolların elinde kalırken Haiti'yi Fransızlar ele geçiriyor.

19.yy her iki ülkenin de bağımsızlığını kazandığı yüzyıl oluyor. yüzyılın en başında Haiti (1804) ve en sonunda Küba (1899) artık birer bağımsız devlet olarak dünya coğrafyasında yerlerini alıyorlar.
Ernesto Che Guevara
Kimi gençlerin gözdesi.. kolyesinde che,bilekliğinde che,telefonun ekranında che,bilgisayarını ekranında che vs vs kitaplıklarına bakıyorum che kitapları, takı satan dükkanlarada takıların üstünde che.. Soruyorum bu insanlara neden che diye, ne biliyosun che hakkında diye. Üç beş bişeyler sölüyorlar.. hıım diyorum peki Atatürkün devrimlerini söleyin diyorum kemküm edip söleyebilirlerse, hafızalarını zorlayıp sölüyolar bunu yapan bile sayılı.. che hakkında bildikleride ondan bundan duydukları,araştırıp okudukları... bi coğunun da Atatürk hakkında bildikleri sadece okuldan öğrendikleri. Okumamış hiç Atatürk hakkında kitap, sormamış Atatürk hakkında kimseye soru.. Kitaplığında che kitabı war Atatürk hakkında kitap yok... ne oluyoda bu kadar hayran oluyorlar, Atatürkünün devrimlerinden dahadamı önemli devrimleri yapmış!!! Kimler bu gençlere bunları empoze ediyorlar.. burunlarının dikine bilmeden anlamadan che che deyip duruyolar.. Neden kendi ülkesinin devrimcisi Atatürk varken onun bunun devrimcilerine hayranlık duyuyorlar??? neden?neden?

Yazık oldu vesselam. Her şey bu kadar kolay olmamalı.
Walter Salles ve Motosiklet Günlüğü Yönetmenin Merkez İstasyonu filmini de seyretmiştim. İki filmin de ortak yanları olduğunu gördüm. Toplumsallık, profesyonel olmayan oyunculuk, gerçek mekan kullanımı, klasik anlatı, ikisi de yol filmi…
Filmin konusu Che'nin günlüğünden yararlanılarak edinilmiş. Che'nin insani sıcaklığını, yardımseverliğini sunması bir bakıma sözlü tarih gibi bir unsur yaratıyor.
Filmde doğa güzelliklerinin yanı sıra sıradan halkın güzelliğini de görüyoruz.
Yol filmlerinin ortak özelliği yolculuğu yapanın iç yolculuğunu da gerçekleştirmesiyse, Che yolculuğun sonunda toplumsal sorunlara duyarsız kalamayacağı ve bunun için mücadele etmesi gerektiği sonucuna vararak iç yolculuğunu tamamlıyor. Maden işçileri, hastalar, özentisiz insanın masum yüzü; Kapitalizmin çaldığı mutluluğu geri almak umuduyla mücadele çanları çalmaya başlıyor Che'nin ruhunda. Bu durumun gelişim aşamalarını görmemiz açısından film oldukça anlamlı.
Hayatta var olan sistemin güçlü olmasının altında, bu gücün nelere dayandığı ve ne bedellere mal olduğunu görüyoruz filmde. İnsan olmaktan uzaklaşan insanları görüyoruz. Burada insan olmaktan uzaklaşan çaresizlikle karşı karşıya kalan yoksul insanlar mı yoksa bu insancıkları yaşamda soluklarını verirken gözlerindeki hüznü görmemize mahkum edenler mi, soru işareti, soru işareti, …
Sorular üzerine, bir parça daha Küba izlenimi...
Bizim Küba'ya gidiş kararını vermemiz biraz yumurta-kapı şeklinde oldu. Birkaç gün kala biletlerimizi alıp iki gün kala iptal edip, yeni bilet kestirerek kararlılıkla (!) yola koyulduk. Dört kişilik bir gruptuk ve naçizane tecrübem bu tip gezilerde ideal sayının 4 kişi olduğu yönündedir. Hem sıkılmayacak kadar kalabalıksınızdır, hem de tek taksiye sığabilecek kadar az.
Küba'ya gitmek için vize almanız gerekiyor, ancak bu bir laf olsun vizesi. Turizm acentası tarafından doldurulan bir kağıttan ibaret. Giriş mührü de pasaportunuza değil, bu kağıda basılıyor. Küba'dan çıkışta bu kağıt sizden alınıyor. Dolayısıyla siz boş bulunup söylemedikçe Küba'ya gitmişliğinizin kaydı kuydu yok. Bir daha ABD'yi rüyalarınızda görmeyesiniz diye.