Doğduğumuzdan süregelen oluşumun içinde bir çok talihsiz olayla karşılaşmak mümkün ben kendi adıma zamanın gücünü kullanmak için tuttuğu 'gerçek' sopasına bir çok kez maruz kaldığımdan eminim...
Fakat bir köle nin zincir darbelerine karşı hissettiği acının bir padişahın sarayında düşman kuvvetlerinin gemilerinin şehrine girişini izlemekten daha büyük bir zarar veremeyeceğini düşünürüm.
Bir çok insanın başına bir bıçaklanma olayı gelmiştir. olay esnasında bir kavgaya dahilseniz bıçağın girdiği an hiç bir acı hissetmessiniz beyninize yoğunlaşan daha güçlü bir düşünüm hakim olmuştur çünkü.. Ancak tüm kargaşa bittiğinde bıçaklanmış olduğunuzu ve acı çektiğinizi hissedersiniz.
Kendimden büyük bir insana karşılık veremeden dayak yediğimde canım çok yanmıştı ve ağlamıştım sadece bir tokatla.. Ama bir çok insandan çok daha ağır darbeler aldığımda olmuştu yine karşılık veremeyerek içimdeki güçlü bir kin duygusu ağlamamı engellerdi hep...
Bir kadının çocuk doğururken çektiği acıyı tarif etmek benim için güç olsa gerek bu fiziksel acının hiç bir zaman karşılaşamayacağım büyüklükte olduğunu düşünürüm. Ve doğum sonrasında bu acı kımi olarak devam eder ama doğumdan sonra çekilen acı kolayca unutulur. Tırnakları çekilmiş insanlar vardır. Ama hiç bir fiziksel acı gözünüzün önünde kızınıza tecavüz edilmesinin yerini alamaz diyebilirm kesinlikle..
sözlerimle göz süzdüm
gözlerimle söz verdim
ellerimi senden çektiğim yerde
akordu bozuk DO gamı
kuyruklu piyano
kuyruklu yalan
KOPya çektim de eski sevinçlerimden
sevgimi senden çekemedim
"KOP ya!" dedim de eski repliklerimden
sen beni çekemedin
akordu bozuktu tüm gamların
kuyrukluydu piyanolar
kuyrukluydu yalanlar
İNANAN bir AĞIRdım ben
sense hafif ve kalaBALIK
hal böyle iken
adım DEVEGOR soyadım SANSA
tragedya bu ya
türüm sudan çıkmış BALIK
ya da kızma bana KAFKA ha!
atalım üç-beş KAHKA-ha
ben Kanan Böceği
o Kuyruklu Piyano
geri kalan
kuyruklu yalan
muhteşem oldu
işte S(D)ÖNÜŞÜM!
‘’Çalıkuşu’’ dedi Merus bana … çalı kuşu. Neden deyince,
‘’Yara izlerini okşayan biri, yaralarını eksilmeyen ğülümsemeyle kabuk bağlatan, içindeki pozitivizmi yaymaya çalışan, paylaşan birisin’’ dedi…
Çalılıklar arasın da yaralarını onaran minik bir kuş… Yaraları da büyük, çalılıklar da ve minik bir kuş hayatın ortasında, sesi bağrınca kendine ulaşır anca .Bunun teyze oğlu Kamuran’ı yok ama içinde sevdası var, Feride gibi ağaçlara da tırmanmıyor ama coşkusu var …sunulmaz sunaklar arar yaşamın kıyısında… Sonra onarır yaralarını dolaşır çalılarda, yırtıkça çalı dallar kanattıkça kanadını büyür yüreklidir ya adıyla var olur çalı kuşu. Kocamanın içinde küçücüktür dedikçe büyür ve büyütür sahiplendiği değerlerini. Hayatın gölgelerine sığınmaz; kendi gölgedir aslında ve bilir her adımda vurdurmaz düşlerini, salınır yarı aksak adımlarıyla … daha tutunamazken öğrenmiştir, tutar başkasının derdini, derdine divane çare bulmazken daha, dertliye; derman olur divaneliği…kalbinin atışıdır hayatının ritmi her tik takta tökezler ama yıkılmaz bedeni …çalı kuşu dolamaz ayağına geçmişini dolanan sadece geçmişin izleri, gözleri ufak görse de yansımada büyür bilir gördüklerinin kıymetini... .... ... Çalıkuşu dedi Merus bana tıpkı kendi ğibi… çalı kuşu… tam boğulurken sığ derinliklerde ufak bir soluk alışla tekrar bağlanıp hayata, tutunan dikenli çalılara minik yaralı yürek değil mi? Kanadıkça acıyan acıdıkça olgunlaşan ve büyüyüp kendini aşan minik yüreklerin hepsi zaten biz gibi çalı kuşu değil mi?.... ... .... Acı giyinip sevinç bürünüyoruz çoğu zaman, hayatın sapaklarını az zararla geçirmeye çalışıyoruz. Değişimlerdeki hızımızı sadece biz kesiyoruz ve dönüşümler de ki gelişimlerimizi de biz inkâr ediyoruz. Dertleri zevk edinmişiz boşu boşuna. Severken sevilmek istiyoruz ya hani işte yaşarken de yaşamalıyız sanki… Ey küçük den büyümüş yürekler olgunlaştık artık yeter, yaşayalım özgürce hadi...
Meltemce:)
Alışkanlıkların değişebildiği “Zaman” dilimi bazen hayatımızı aşabilir (ortalama ömür). Şu halde isteklerimizin ömrümüzü aşan edimlerine saplanıp kalma halimiz nicedir? Bilirim hayallerin peşinden gitmeyi, ancak gereken harika bir fikir veya zaman katalizörü iken hep aynı fikri dikte etmek-katılaşmak zamanla nedir?


Ama hayatta böyle şeyler görüyorum, elimizdekiler eriyip gidiyor... Hayat, zaman, para, mal, mülk... Kimsenin elinde kalmıyor... Aynı bu resimdeki gibi yani... Bir bakmışız lüks bir arabamız var, ama gerçekten bizim mi? Kaza yapsak, elimizden yitip gittiğine üzülürüz, hiç almasak daha kârlı çıkarız gibi geliyor duygusal olarak... Bunu tüm eşyalar için yorumlayabiliriz aslında.
Fight Club filminde dediği gibi, sahip olduklarımız gün geliyor bize sahip oluyorlar aslında... Sonra da bir türlü sevinemiyoruz... Daha doğrusu sahip olduğumuz şeyleri cebimizde değil kalbimizde sakladığımızdan kaybediyoruz.