
Yiğitlerim…
Uyanın! Şafak söktü.
Şimdi varlığımızın bedelini ödeme vakti.
Sisli bir sabahtı. Tüm rüyaları geride bırakıp yola düştüğüm zaman. Uyanmıştı gözlerim. Ama aklım düşlerimdeydi. Herkes gibi…
Atlılar geçiyor önümden. Yüzleri kirli çocuklar izliyor bizi. Elleri koynunda analar. Zafer, zafer, zafer… diyor yürekler. Topal bir ite takılıyor gözlerim. Yumruğumu sıkıyorum ve göğe kaldırıyorum düşünmeden ama inanarak kapılacağım mutluluğa.
Bir parça yorgun bir kadın var buralarda. Rüyalarında kadınla sevişen, gerçek dünyaydaysa, 'hayır, olmaz. Bu yol çok zor. Her anlamda. Heteroluğu tercih et ve eşcinsellik içinde patlarsa da patlasın' diyen bir kadın.
Kendi kadın ve aslında kadın arzulayan bir kadın...
Kaçamadığım rüyalarım var...

Bu ayki bant dergisinin sayfalarını karıştırırken hayatımızın müzikleri başlığıyla ilgi çekmeye çalışan, albüm tanıtımlarının yer aldığı bir yazıyla karşılaştım. Hızla giriş yazısını okudum. Çünkü heycanlandırmıştı beni başlık. Hayır, müzisyen değildim. Müzik eğitimi almayı aklımın bir ucundan asla ve asla geçirmemiştim. Bir dergiye yazı hazırlamam gerekseydi ya da mesela bir ödev yahut tez konusu olarak üzerime itilseydi böylesi bir başlık, neler yazardım, kimlere vurgu yapardım, diyerek irkildim. Büyük cümleler kurmayı sever ya insan. İster ki çoğu zaman söylediği en noktasını yakalasın. En iyi, en doğru, en mantıklı, en samimi, en…en.
Müziksiz bir hayatı nasıl kabul edebilirdik. Zor olmaz mıydı. Yahut müziksiz bir hayat olabilir miydi ki?
Geçtiğimiz senelerde yayınlanan babil adlı filmdeki Japon sağır genç kız karakteri geldi aklıma bu sorular ardından. Genç kız ve arkadaşları, gittikleri tekno müzikler çalan bar ve gençlerin kendilerinden geçerek dans ettikleri sahne. Hiç tereddütsüzdü dans anları kız karakterin. Diğer yandan, olayı daha iyi pekiştirelim diye filmdeki sesler susturulmuş koca bir sessizlik hakim olmuştu sinema salonuna. O ani sessizlik irkiltmiş düşündürtmüştü bazılarımızı.
Müzik olmasa da insanın iç sesinin varlığını fark ettirtiyordu o sessizlik.
Evet, herkesin yeteneği başka noktalarda başka alanlarda. Bu iç sesi dönüştürebilen insanlar müzisyenler. Bu içler ses bazen öylesi dolu dolu öylesi cıvıl cıvıl ve renkli oluyorlar ki. Bazense hüzünlü ve melankolik.
Ve bir gün yaratıcısından çıkıp öylesi geliveriyor ve hayatımızı kuşatıyorlar işte. Hani o olmazsa hayat artık eskisi kadar kolay akmayacakmış, artık hiç birşey eski gibi olmayacakmış gibi. Anılarımız oluyorlar, anılarımıza yerleşiyorlar, anılarımızı hatırlatıyorlar.

—Neyi mesela?
—Ne bileyim her şeyimi. Kimden kaçtığımı, nerelere sığındığımı, kimlere ihanet ettiğimi...
—Peki, sence neden buradasın?
—Onu da siz bilirsiniz. Ben bilmem.
(…)
—Devam edebilecek misin? İstersen biraz dinlen sonra anlatırsın olup biteni.
—Yoo, iyiyim. Ben çaylağın tekiydim aslında. Ama O, çok şey biliyordu. Öbür yandan onun en yakınında yer alan kişi de bendim. Bu yüzden ikimizi aynı hücreye tıktılar. Günlerce hiçbir şey konuşmadık onunla. Sadece sustuk. Merak dahi etmedim olacakları. Sadece kitaplarımı düşündüm. Okuyamadığım kitapları.
Hastalığımız var, doktora gittik.
Ya da, genel bir sağlık kontrolünden geçeceğiz.
Ya da, orduya katılmak için muayeneden geçeceğiz.
Böyle durumlarda alışık olmadığımız bir durumla karşılaşırız.
Karşı koyamayacağımız bir direktif.
Türkçesiyle yönerge...
"Soyun!"
O ana elbisemizle gizlediğimiz,
vücudumuzun en mahrem yerlerini göstermek zorundayız.
Doğal olarak utanırız, sıkılırız.
Utanmak insan olmanın bir emaresi.
İşareti...
Bedenimizin mahrem yerleri olduğu kadar,
ruhumuzun da mahrem yerleri vardır.
Duygularımızın,
düşüncelerimizin,
hislerimizin,
bakış açımızın,
isteklerimizin,
beğenilerimizin,
nefretimizin...
Düşünceler, ruh tohumları, rasgele spermler
Yüzüyorlar tabiat anaya
Dev, kutsal vajinaya
Bilinçsiz kurbağa yavruları gibi
Ve çoğunu emiyor dev vajina
Bir işinde kullanacak gibi
Düşünceler, imgenin ustaları
Görkemli cennet tasarlayıcılar
Elma bahçeleri, çıplak kızlar
Sert, sulu düşünceler ve aşklar,
Cinsiyetsiz ve ırksız yüzüyorlar
Yakamozları esir almak için
Son buğulu mehtapta…
Düşünceler etli butlu
Renkli ve yüksek çözünürlüklü
Bedenlerde dolaşıp
Elektriği ete buluyorlar
Çoğalıyor, ölüyor, binlerce doğuyorlar
Aynı anda başka yerlerde
Aynı şekilde bin yıl sonra
Çıkıveriyorlar.
Çirkin, sevimsiz ve çoğu zaman arsızlar.
Beş kız arkadaşımdan oluşan toplulukta eğlenceye hakkını vermiş eve dönerken, içkinin tesiriyle uyumuş beş çift göz arasından, ön cama yaslanan maskeli hırsızın yüzüne bakan, tek gözdüm..
Muhtemelen başka arkadaşları da gelebilirdi sonradan..Kuytu otoparkın içine gizlenmiş, gecenin en karanlık saatinde bekleyen bu adam, azılı bir katil de olabilirdi..
Çığlık atıp kaçırabilirdim ama kaçar mıydı, arkadaşlarımı uyandırabilirdim ama hepsi sarhoştu, ben hariç..
Evet, tam kaportaya dayanmış, ön camıma yapışmıştı adeta..Hain bir çift göz, çalma ve yaralama potansiyeli çok büyüktü, bunu her daim hissetmişimdir..Her konuda rakibimin zarar verebilme potansiyelini iyi hesab ederim.. ..Gözlerini kırpmadan bakıyordu, gözlerime..Zaman, nasıl hareket edeceğime karar verip, derhal uygulamaya geçme, zamanıydı..