Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Cyber Clean Temizlik Çamuru"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

düzen hakkındaki yazılar:

Doğada hayvanlar arasındaki var olma savaşları ve taktikleri tek tek hayvanların içinde bulunduğu gibi, o hayvanların türlerinde de genel olarak mevcuttur ve gelişir.
Kaplanın ceylanı yakalayıp parçalaması, karnını doyurması için gerekli olan ihtiyacının sonucudur. Avlanma içgüdüsünün evrensel tutumu insan tarafından gözlemlendiğinde, insandaki acıma ve merhamet duygusunun yükselmesini ve hissedilir biçimde insanı derinden etkileyebilmesini sağlayabilmektedir. O halde insan aklında oluşturulmuş ahlaksal kavramlarda bir yanlışlık olması veya çok rahat bir biçimde “vahşi” olarak nitelendirebileceğimiz “doğal” olayların iç ahlakımız tarafından oluşturulmuş duyguların kurucularıyla hiçbir ilişkisi olmaması gerekir. Eğer insan ahlakı, iç sızlamaları, vicdan ve birçok insansal etik, doğayı vahşi ve insanlık dışı bulmamızı sağlıyorsa, insan doğanın bir ürünü olduğunu kabul etmiyor demektir. Dinde ve genel ahlakta tanrısal yasalar olarak öğretilen, iç huzurumuzu sağlayan kavramların, bu kavramları ve insanları yaratan şeyle uyum sağlamaması, insan ahlakının kurucusunun insanın kendisinden ibaret olduğunun bilimsel ve metafiziksel ispatıdır. Ya da evrensel ahlak tanrı tarafından belirlenmiş ve insan ahlaksız bir doğanın içine bırakılmış ve şu an bir şekilde cezalandırılmaktadır. Birinci seçeneği takip edersek ahlak doğa dışıdır ve getirileri de öyle olmak zorundadır. İnsan böyle bir durumun farkına vardığında barındırdığı ahlaksal duyguların gerçekdışı veya doğa dışı olduğunu bilerek bu duyguların doğasına kendini bıraktığında başka birilerinin kurallarından oluşturulmuş emirsel bir hayatı yaşamaya razı olup olmamanın kararsızlığıyla baş başa kalacaktır. Aciz birini gördüğümüzde, bir vahşete tanık olduğumuzda veya dilenen biriyle karşılaştığımızda içimizde beliren merhamet duygusunun kaynağı, doğuştan sahip olduğumuz empati yeteneğinin, çocukluktan beri içgüdüleri değiştirilmiş bir insanlığa yönlendirilmiş olmasından kaynaklanır. Kendimizi devamlı gördüklerimizle kıyaslamamız, gelişme için evrimleşen taklit yeteneğimizin refleks halinde yaşamlarımızın bir parçası haline gelmesinden doğar. Merhamet duygusunun tohumları küçük yaşlarda toplumsal ahlakın ve dinin getirileri sayesinde içlerimize işlenir. Ahlak temellerinin atıldığı dönemlerden önce insan kabilelerinin kendi aralarında doğayı taklit ederek oluşturduğu ilk ayinler, tapınma şölenleri, ateş etrafında dans, sesleri taklit etme becerisi, ilk müzikler, korkuya tepki olarak ortaya çıkan inançlar ve ilk tiyatro denemeleri olarak varsayılan, cezalandırma öncesi ölüm taklitleri, insanlığın genel duygu oluşumunu geliştirmiştir. İnsan kendi türünde gördüğü doğa dışı davranışların tümünü, yavaş yavaş vahşi olarak nitelendirmeye başladığı doğadan kaçılabilecek tek yer olarak algılamıştır. Bedensel değişimin yavaşlamasına oranla duygusal değişim hızlanmıştır. Daha sonra sosyal yaşamın genişlemesi, toplumsal dinler ve kural gereklilikleri, bu tür duyguların şekillenmesine ve sebeplileşmesine olanak tanıyacak bir evrensel ahlakın var olduğu yanılsamasını yaşarlar. Böylece merhamet duygusu diğer birçok ahlaksal duygu gibi insanı hayvandan ayıran, onu özel kılan ve ahlakı kutsallaştıran bir öğe olarak tanımlanır.

1 ahkam var

Bakırköy Prof.Dr. Mazhar Osman Uzman'ın yaptığı ilginç bir araştırmanın beni nekadar etkilediğinden bahsederek başlamak istiyorum ilk yazıma...

\
Hayat bazen insanın istediği yönde ilerlemeyebiliyor.Kimimiz kötü bir çocukluk geçirmiş,incitilmiş olabiliriz.Bize öğretilen kimseyi hor görmemek,insanları anlamaya,onların yaralarını sarmaya çalışmak değil miydi? Öyleyse neden etrafımızda eğitimli olsun,cahil olsun insanları kırmaya,eleştirmeye hatta yargılamaya çalışanlar var?

4 ahkam var

Bir anda sahibinin elinden kurtularak sokak köpeğine saldıran Pitbull, üzerine dökülen sıcak suyla durdurulabildi.

Yani iki türe de yazık... İnsanlara yazık, bu kaçıncı saldırı, kaçıncı kurban...Kurban derken illa ki ölmeleri gerekmiyor insanların, bu çağda köpek tarafından ısırılmanın dayanılmaz hafifliğini (!) yaşıyorlar...

Ve en son gelinen nokta; olaya bakın köpeği sıcak su dökerek durdurmak...Haklı mı bulmak lazım, vicdan azabı çekip, bu ne! Hiç yapılır mı hayvancağıza demek mi?

29 ahkam var
tidy
tidy

Bu hikayenin birinci bölümünde de belirttiğim gibi, hayat bize kanıksamayı öyle bir öğretmişti ki artık güvenlik görevlilerine telefon açarak "yine aynı gümbürtüyü duyduk" demekle yetiniyorduk. Ben hep merak ediyordum. Acaba güvenlik görevlileri, yaptığımız işlerden sıkılıp kendileriyle dalga geçtiğimizi falan mı düşünüyorlardı? İlk günlerin panik havasını da bir mizansen, bir kurgulama şeklinde tasarladığımıza mı kanaat getirmişlerdi?

Bu anlamsız ve ürkütücü gümbürtüler başladığından beri yaklaşık 2 hafta geçmişti. Bir akşam evime dönmek için ofisimden ayrılmış 12.nci katta asansörün gelmesini bekliyordum. Aynı gümbürtü dizlerimi sarstı. "Delirmeden bu bina dışında bir yerde iş bulabilsem ne güzel olurdu" diye düşünürken aynı katta bulunan diğer şirketin kapısından yine bir "fazla mesaici" koşa koşa çıkıp "Asansöre yetiştim, neyse ki!" diye yanımda soluklandı. Sonra da hızla geri dönüp şirketine tekrar girerken ve elindeki tıka basa evrakla dolu çantayı savura savura koşuştururken "Lütfen asansörü bekletir misiniz? Bir şeyi kontrol edip hemen döneceğim!" diye ricada bulundu.

7 ahkam var
untidy
untidy

Yine günlerden birgün, "ofur-pofur" sesler çıkararak fazla mesaiye kalmış çalışıyorduk. Geçmeyen günlerin ağırlığı omuzlarımıza; ofis pencereleri dışında kaçan hayatın göz kırpışı ise yüreklerimize iyice yükleniyordu. Yönetim Kurul raporları bilmem kaçıncı kez gözden geçiriliyor, ama ne hikmetse görüntüye dair ayrıntılar üzerindeki bitmek bilmeyen tartışmalar, kanımca, asıl bütçe detaylarına harcanandan daha fazla zamanı yiyip bitiriyordu.

Öte yandan, ofisin diğer bir ucunda zaten obezliğin sınırlarına dayanmış iş arkadaşlarımızdan biri, artık bu fazla mesai hapisliğinin kanıksanmışlığı içinde "Ne yiyoruz arkadaşlar?" diye gelişigüzel sorusunu sorarken zaten kişilerden alacağı cevapları, kimin neyi sipariş edeceğini, sanırım, adı gibi biliyordu.

24 ahkam var

animasyon filmlerin dublajında ("memedalibey"i de es geçmeyelim tabii) o, reklam filmlerinin "dış ses"
imparatorluğunun önemli figürü o, magazincilere savaş ilan etmiş ve uzun boylu, endamlı sevgilileriyle seksüel haberlerin
duayeni o, "sosyal sorumluluk projesi" olarak adlandırılan organizasyonların sunuculuğunu üstlenen o...
o, o, o... ooooo piti piti karamela sepeti de, o!

o, kim mi? okan bayülgen. "karizmasına" ayılıp bayılan bayanların programına telefonla bağlandıklarında, o. b.'nin ağırladığı konuklarına sorulan soruların düzeyini beğenmeyip, ha babam aşağıladıkça, ha babam seyircisiyle dalgasını geçtikçe "entelektüel" ve "karizmatik" aurası yayım yayım yayılan da o!
ne kadar dalga geçerse telefonun öbür ucundaki bayanla (erkekler arayamıyor onu, işte öylesine farklı biri o!)
arayanın hayranlığı ve ağzının suyu o kadar artıyor bu "farklı"
kişiye.
mazohistlik bu ülke insanının damarlarında akıyor...

3 ahkam var
Etiketler: , , , , ,
\
Düşünüyorumda şimdi biz insanlar doğuyoruz,kısa bi süre şuurumuz yerine gelene kadar bekleniyor ardından birileri 'aha bunun aklı başına geldi' dediği zaman eğitilmeye başlanıyoruz,yıllarca bişeyler öğretiliyor bize ilk öğretilende;bilmenin bizim için önemli olduğu,eğer öğrenmezsekde bu düzen içinde varolamayacağımız söyleniyor ki doğru,ve bizde az gelişmiş beynimizle çöpçü olmamaya karar verip uğraşıp didinmeye başlıyoruz,stresli gençlik yılları sonunda(burdaki ayrıntıları atlıyorum) bir meslek sahibi olup kalabalığa karışıyoruz ardındanda yine bazı insanlar bize diyorki 'bak bizim elimizde böyle resimli resimli kağıtlar var bunlardan sendede olursa bu kağıtları verip istediğini yapabilirsin o yüzden sen şimdi haftanın en azından 5 günü bizim için öğrendiklerini sergileki bizde sana bunlardan verelim sende yaşayabil' mecburen onuda kabulleniyoruz yıllarca piramidin tepesinde durana 3 kazandırıp 1 alıyoruz açık açık hizmet versekde kazandırıyoruz serbest hareket ettiğimize inansakda kazandırıyoruz en kötüsüde onun bizi kendine bağlayabilmek için uydurduğunu ona verebilmek ve payımızı alabilmek için hırpalanıyoruz,bu böyle sürüp gidiyor ta ki sadece ruhdan ibaret olmayan bizler tükenene birçok maharetimizi eskiden olduğu gibi icra edemez hale gelene kadar bu gerçekleşincede yine bazı insanlar bize diyorki 'çok teşekkür ederiz ama sen artık işimize yaramazsın pişmaniye oldun inzivaya çekilmenin vakti geldi biz sana az da olsa giderlerini karşılayabileceğin kadar resimli kağıt verelim öyle yaşamaya devam et sonrada ölürsün zaten' finalde onların tasarladığı gibi gerçekleşiyor yokolup gidiyoruz işte,bunların hepside topu topu 70 dünya yılı sürüyor.
Şimdi diyeceksiniz ki; başka nasıl olabilirdi? işte o sorunun cevabını bulduğum gün en azından kendi kurtuluşum için elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz.
6 ahkam var

Azimle ineklediniz, 4 yılda Edebiyat bölümünden, bölüm birincisi olarak mezun oldunuz. 1,5 yıl daha ter döküp öğretmenlik formasyonunuzu Tezsiz Yüksek Lisans yaparak kazandınız. Toplam 5,5 yıl başarıyla üniversiteyi tamamladınız. Pırıl pırıl, donanımlı, enerji dolu ve ideallleri olan bir öğretmen adayısınız. Devlet okullarından birine atanmak için KPSS'ye girdiniz, ancak hükümet sizin branşınızdan alınacak öğretmen sayısını 1000 kişden 30 kişiye düşürdü. Aldığınız puan 70, almanız gereken 90! Seneye denerim dediniz, ancak hükümet her yıl kadronuzu biraz daha düşürdüğü için bir türlü atanamadınız. Dershaneler ne güne duruyor, bu kadar donanımla beni almayacaklar da kimi alacaklar diye düşündünüz. Şehirdeki tüm dershaneleri dolaştınız. Hepsi size aynı şeyleri söyledi: Gel, bir yıl ücret almadan çalış, seni beğenirsek seneye anlaşırız.

14 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu