
Sana yağmurları anlatayım. Şehirdeki yağmurları. Gri bulutların bana sunduğu gizemi. Şiirlerimin suç ortağını. Hüznün ıslak halini.
Bakma bana öyle. Ben de sevmem yağmurlu gecelerde dolaşmak zorunda kalmayı. Ama yağmurlu günlerde keşfettim içime yolculuğun ne denli heyecanlı olabileceğini. Üstelik bu şehir, gerçek yüzünü gösterdi bana. Acı acı gülümserdi, yağmurla beraber. Ağlamasını gizleyişi işe yaramazdı. Şehrin gözyaşlarıdır yağmurlar.

Ağaç bulmak zordur dağlarımda. Öylesine çıplaktırlar. Renkleri bozdur. Heybetlidirler. Başlarında kar eksik olmaz. Öylesine soğukturlar. Ama dağlarımın suları vardır. Nefesini keser. Hiçbir yerde içmemişsindir böylesine berrak, böylesine tatlı suyu.
Dağlarımda kertenkeleler vardır. Ürkek hayvandır kertenkele… Adımını atarsın; belli belirsiz bir hışırtı, kaybolur gider. Yusufçuk da öyle. Çok peşine düşersen kuyruğunu bırakıverir. Kıpır kıpır kuyruğu oyalar seni. Çocukken kuyrukları için peşlerine düşerdim. Hey gidi günler hey…
hafta sonu biraz kendime vakit ayırıp dinlenmek istiyorum... gitmek istediğim yerin resmini çiziverdim paint'te...
Bulgar göçmenlerinde garip garip huylar vardır....
Eğer bir Bulgar göçmeni türkseniz, Asla bir akrabanızdan kız alamassınız.. Söylemeyi bırakın ima dahi edemessiniz...
Eğer bir Bulgar göçmeni türkseniz, mulaka kızınızı okula yollarsınız ve ya meslek edindirirsiniz çünkü kocasına bir şey olursa evine baksın diye..
Eğer bir Bulgar göçmeni türkseniz, asla mezraya yada ahıra gidip pislemessiniz tuvaleti kullanırsınız....
Eğer bir Bulgar göçmeni türkseniz, evinizi suvarsınız. Boyarsınız ve temiz tutarsınız...