Kara tahtalı, kara döşemeli tek bir sınıftan ibaretti tüm okulum. İçine bir kerenin dışında hiç girmediğim daha doğrusu giremediğim o garip tuvaletini saymıyorum tabii. Üst ceplerinden çıkardıkları beyaz mendillerinin üstüne ellerini koyup, tırnaklarını her sabah gösteren 60 kara önlüklü çocuktan biriydim sadece. Birleştirilmiş sınıfımın tahta döşemelerindeki deliklere düşmüş kokulu silgileri, her iki uçtan açılmış küçücük kalemleri arayacak kadar küçüktü ellerim.
O gün korkuyla girmiştim sınıfa. Kızamık yüzünden bir haftadır okula gelmemiştim çünkü. Öğretmene ne diyecektim şimdi? İnanır mı bana? Ya döverse? İçeri girdim ve üç arkadaşla paylaştığımız sırama oturup o anı beklemeye koyuldum.