Sanki bi bok vardi Almanya'da,
ne olurdu gelmeseydim buraya,
Ah ulan Dayi, bir daha kanar miyim sana
hani hep derdin ya,
oglum sen manyak misin?
Tanisirsin orda sarisinlarla.
Dogru söylemistin sen aslinda,
tanistim tanismasina da,
valla dayi inan ki bunlar bir baska,
hic benzemiyorlar Türk kizlarina.
Benim bir Mustafa dayim vardi,
benden bes yas büyük daha bekardi,
geriden geriye sarisinlara tapardi,
ah ulan dayi, beni de böyle kandirdi.
bir dramatik/senfonik death metal efsanesi! böyle bi gün death kokan diyarlarda dolaşırkene ben yine. bi de baktım dark lunacy, dark tranquillity den bi çağrışım yaptı bi çağrışım yaptı anlatamam. dedim bi bakmak lazım dark la başlayan gruplar pek tehlikeli oluyor... sonra korkarak sordum efendim bu grup nedir ne değildir diye... oradan çıkagelen yaşlı bilge herif anlatmaya koyuldu... rivayet olunurmuş ki; gothic metal le başlamış bunlar ama hep içlerinde bi ritmiklik bi oynaklık bulunmuş. sonra, amaaan ne bu iç baydığımız kardeşim deyip; biraz ondan biraz bundan biraz klasik biraz brutalli metalli ortaya karışık bi şekilde tür değişirmişler. velhasılıkelam 20 kişilik bi kadro sahibi olan bu ordu (grup biraz küçük kalıyor)
Şimdi sizlere farklı bir hikaye anlatacağım. Eminim herkesin yaşadığı veya çevresinden duyduğu bu tür olaylar olmuştur.
Günlerden bir gün eşi ölen dede oğlunun yanına yerleşir, elden ayaktan düşmüştür artık. Bir süre sonra gelin sürekli ona bakmaktan sıkılır. Aynı evde yaşamak istemez. Aslında oğlu da pek istemez ama dedeye acımaktadır. Dedeyi yanlız evin küçük beyefendisi sevmektedir. Dede yemek yerken porselen tabakları kullanamamaktadır. Çevresi alçak olduğundan lokmaları dökmekte ve gelininden bu yüzden azar işitmektedir. Dedenin oğlu çözüm bulmak amacıyla tahtayı oyarak kenarlarını kalınlaştırarak ona basit bir tabak yapar.Ertesi sabah küçük çocuk tahtayı oymaktadır. Annesi oğlum ne oyuyorsun dediğinde "yaşlanacaksın diye tahta tabak yapıyorum" diye yanıtlar. Gerisi sizlere kalmış.
herşey o saatin çıkardığı ses ile başladı. nik nak nik nak... dilim dönmezdi söyleyemezdim tik tak tik tak. adı ordan kaldı. Efeydi iriydi babaydı. 5 kızı vardı 1 erkek çocuğu. hiçbirisini ayırmazmış. sonra teker teker evlendirdi. torun sahibi oldu. sülalesi kalabalıktı. seneler sonra konuşmaya başladığımda ve duyulanları anladığımda onun beni nasıl sevdiğini anlamıştım çok küçük olsam da...
Adı Hasandı. Adalı Hasan. 25 sene kahve işletti. herkes onun mertliğini ve cömertliğini bilirdi. bir de ada macerasını. zaten kahvesinin adı da Adalıydı. dedem di benim saçları her zaman gür sözü her zaman sert. efem derdi bana. ben uzaktım ona diğer torunları hep yanındaydı hemen her gün severdi onları... ben sadece yazları görürdüm Adalı Hasan' ı. Hacı oldu geldi. o saatten sonra ağzına ne rakı koydu ne de küfür. uzun süre en iyi oynadığı oyunu bile oynamadı. pokeri, tavlayı, okeyi... hatırlıyorum geceleri gelirdi kahveden çocuktum uyuyakalırdım ama bilirdim geleceği zamanı. hemen masa kurulurdu. afyon soğuk yer. onbeş tatilde gittiğimizde özlediğim o sıcak soba ortamına kavuşurduk. Adalı geldiğinde rakı eksik olmazdı masada tabi hacca gitmeden önce... bana da içirmişti çay bardağında. iç efem demişti...
Bundan 26 yıl önce nisan çiçeklerinin açtığı günlerden birinde doğarım. Bahar havası ciğerlere iyi geliyor, evet güzeldir, ama sorun bakalım güzelmidir beklenenden önce doğduğum için annemin elindeki çay bardağını fırlatışı ve doğumhaneye yetiştirilişi.. Hala yüzüme 'o günkü çay da ne güzeldi, bitirememiştim' der.. Şakayla karışık bu lafların bünyeme hiç bir negatif etki etmemesinin sebebi ise her gün neredeyse 2 paket sigara içen annemin hamileliği süresince sigarayı tamamen bırakmış olması olabilir, bunun sonucunda belkide anneme aşık oldum. Ben daha annemin karnındayken annemi sevmeye başlamışım yani.
Neyse gün geçer ay geçer büyürüm ben. Kıvırcık saçlı, belli bir yaşa kadar hiç barbi bebeği olmayan bir kız çocuğu olurum. Babam farklıdır. Yapboz oynarız birlikte. Dama oynarız. Kuş alır bana,balık alır,tavşan alır, hayvanları sevmem gerektiği için. Sevdirirde.. .beni yıllar sonra borç harçla özel okullarda okutacak babama daha bilmeden o yaşlarda aşık olmuşumdur.
Kardeş doğar 5 yıl sonra. Bir kıskanırım bir kıskanırım sormayın. Geçerken suratına lanet lanet baktığımı hatırlarım. Sonra ben bir de kardeşime aşık olurum. Sevmeden, ona dokunmadan yatağının yanından geçmediğim olmaz.Ellerimle ufacık bebeğe çekirdek soyar,yediririrm. Hatta bir gün neredeyse sevgimden onu öldürür bulurum kendimi. Kurtulur tabi:) Halı kenarlarını tutuştururuz hep. Oklavayla evde kırılmadık cam bırakmayız. Biri odaya kendini kilitleyip kurtulduğunu düşündüğü anda anahtar deliğinden sinek ilacı sıkarız odanın içine..
Sonra ben biraz daha büyürüm. Dedemi keşfederim evde. Aslında o hep vardır da onu tanımaya başlarım. Tam bir İstanbul beyefendisi, evde bile gömlek ve pantolonuyla gezen, sağları hergün parlak ve taranmış, okumuş etmiş bir insandır. Cebindeki son kuruşuna kadar çocuk kitapları alır bana ve kardeşime. Kırtasiyedeki tüm serileri tamamlarız neredeyse ve ben bugün bile o kitapları saklarım. Çünkü dedem bana okumayı sevdirmiştir ve ben dedeme de aşık olmuşumdur.
Aradan yıllar yıllar geçer ben bu sefer farklı bir aşka düşerim. Bu da karşı cinsin aşkıdır. Severim çocuğu. Hani herkesten bir şeyler öğrenirsin ya bu çocuktan ilk öğrendiğim ise hayvanların ayırt edilmeden sevilebileceğidir. Varın siz düşünün daha neler öğrendiğimi.. Bu yüzdendir ki, onun için yapmadığım şey kalmaz neredeyse. Bana aşkı öğreten adama aşık olmuşumdur şimdi de. Onunla bir gelecek hayal eder, bu hayalin varlığıyla her gün daha çok moral bulurum. Bilirim ki aşk bu sefer birazcık farklıdır. Diğer aşklarımın beni hiç terk etmeyeceklerini bilirim ama 'ya bu?' diye derde düşerim.
İsterim ki bu, hayatımda yaşadığım son aşk olsun. 5 kişinin aşkıyla yanıp tutuşayım ben. Gerçekten başka aşk istemiyorum.
hepsi yanağımdan makas aldı
o kadar mı tatlıydım ben?
babamın esaleti, annemin pamuk teni
dedemin gülüşü ve daha nice benzetmeler
bir kez olsun uzun uzun sırtımın üstünde yatamadım
annemin pamuk göğüslerini emmek de hoş
kucaklar da hoş ama o kadar pahalıya alınan
beşiğim hep boş.
en huzurlu beşik benim için elbet annem
ama dedemin de tadı baska, azizlik var orda
hem onun da göğüsleri var annem gibi
birkaç kez yokladım ama dedem tip tip baktı
sonra beni küsmüş gibi anneme uzattı
annemin tadı hergün degişen beyazlarından içtim,
rengi aynıydı ama tadı her gün farklıydı.
babam biraz farklı bana göre
beni fazla gıdıklamaz ama saklıyor sevgisini sanki
ben de ona inat ilk önce "anne" dedim
sonra dede diyecektim ama alınmasın diye baba dedim.
dedem de benim gibi ilgi bekliyordu sanki
ama hesapta olmayan ben onu ikinci plana itmişti
hatta babamı da ikinci plana itmişti ama
annem işini biliyordu doğrusu.
geceleri beni dedemin yanına taşıdıktan sonra
acaba neler oluyordu merak ediyorum
birkaç kez geleneksel çağrımı yaptım ama anlayamadım hiçbirşey.
babam yanakları al al geliyordu yanıma, annem de nefes nefese
biraz kucak dansıyla kandırdıklarını sanıp
beni dedeme tekrar havale ediyorlardı.
dedemin sırdaşıydım aslında
yavaş yavaş aramızda bağ oluştu.
bana söyledilerini anlıyordum sanki
beni de gördüğü için mutluydu ve yanımda huzurluydu.
çoğu dostu torununu göremeden gitmiş, bana öyle dedi o gün
nenem de öyle gitmiş, nenem kimdi acaba nasıl birşey aklıma takıldı?
neneme uzun uzun anlatacakmış beni, yakın zamanda yanına gidecekmiş gibi.
annem işine gitmeye başlamıştı artık, fazla göremiyordum onu
ilk yürüdüğümü de dedem gördü sonuçta, beni havalara zıplattı mutluluktan.
gündüzleri birlikte şekerleme yapıyorduk artık, herşeyimiz birdi
bir kere rüyamda yukardan boşluğa düştüğümü gördüm.
yürümeyi yeni öğrenmiştim uçmak neyime benim,
öylece havada süzüldüm.
içimin basınçtan büküldüğünü hissedince kendimi birinin kucağında gördüm
gözümü açtığımda dedem gülerek beni tutuyordu kollarında, ben ise ağlayarak sızlanıyordum
beni anneme uzattı, içimdeki ateş sona erdi ve uykuya daldım tekrar
yeniden uyandığımda dedemin koynundaydım.
belli ki babam emiyordu annemin pamuk göğüslerini bu sefer.
bir kez yakalamıştım babamı,
benden daha profesyonelce annemin göğüslerini emiyordu.
benim onları izlediğimi görünce, dedemin kucağına tayinim çıktı tabi
o gece başka bir düş gördüm uzun bir aradan sonra
ilginçtir dedemi kucağıma almışım onu sallıyorum
koskoca tosun adam benim kollarımda
düşümde görsem inanmam diyeceğim ama zaten düşümdeydim.
sonra kollarımın arasından kanatlanıp göğe doğru uçmaya başladı
dedeme beni de almasını söyledim ama beni duymadı parlak ışığa doğru kanat çırptı, gitti.
uyandığımda bunları anlatmak için dedemin de uyanmasını bekledim
bekleye bekleye bir hal oldum, ne bir horultu ne bir tepki geldi tosundan
ardından annem geldi, beni ordan uzaklaştırdı hemen.
yüzüme damlalar geliyordu bir yerden, annem sanki ağlıyordu.
babam telaşlı bir şekilde yanımızdan geçti,
annem beni pek kıymetli çubuklu bahçeme bırakıp iç odaya geri döndü.
hıçkırık ve ağlama seslerinden sonra
dedemin o çok bahsettiği dostlarının ve nenemin yanına gittiğini anladım.
dedemin kucağındayken onu kaybetmiştim, onu bir daha göremedim
bu olanlari anlatacak bir kardeşim yok henüz
anneme ya da babama anlatacak da dilim yok.
o yüzden sana anlattım dostum, kusura bakma sıktıysam seni
sen de rüya görüyor musun bilmiyorum ama
en azından yürürken bana eşlik etmeni isterdim
bir de saçlarımın senin gibi düz olmasını.
benimkiler dedeme çekmiş diyorlar ama o saçsızdı iyi hatırlıyorum
senin tenin de çok sert ve gözün hep açık, hiç uyumuyorsun.
neyse ben tuvalete gidiyorum, sıkıştım, yeni öğrendim zaten kendi kendime tuvalet yapmayı, bekletmeyim, altıma kaçırırım yoksa.
dedeme