Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "81 Kalori"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

deli hakkındaki yazılar:

tuttum
0

GEEK

kabus karabasan düş işkence acı rüya zonklayan kafam nightmare

Yatağa sığınmam lazım. Tüm vücudumu yorganın altına alıyorum. Kafam dâhil. Zaten yastık kullanmam ben. Ama bunu kimseler bilmez. Ne diyorum ben? Bağırmak istiyorum. Şu anda var mıyım yok muyum kontrol etmek için bağıracağım. Ah evet. Varım.

Eğer varsam o zaman neyim? Neyim ben? Rüya ile gerçeğin farkındalığı yok bende biliyor musun? İğrenç bir durum. Var olduğumu biliyorum ama ne olduğumu tanımlayamıyorum. Ellerimi kafamda gezdiriyorum. Saçlarımın arasında parmaklarım geziniyor. Yatağımda bir sürü diken var sanki. Çocukluğumdaki bir yere gidiyorum. Çamurdan çömlekler yaptığım yere. Sonra güneşin altında kuruturdum onları. Karıncaları seyrederdim durmadan. Hayali arkadaşlarım, tanklarım, uçaklarım vardı. Çatışmalarda öldürülürdüm defalarca.

9 ahkam var
Etiketler: , ,

Bir sürü farklı yolu vardı delirmenin… farkına varmak hoş değildi ama… Biraz sığ biriyim.. kalın kafalı , anlayışsız , umursamaz , sorunlu(herkes sorunlu ama sorumsuz sorunluyum ben) sorumsuz , sorumsuz sorunlu… Görmüyormusun dedim kendime..! herkes yaşıyor bi şekilde.. kimsenin yaşamına dahil olma.. öl geber yada git iç dört duvarının içinde ama insanlara bulaşma… uzak dur onlardan.. Çok fazlalar asla yenemezsin.. Dünyanın sorunu buydu zaten her yerde insan var.. Neden anamızın .mında bir dünyaya giriş sınavı yok? Varmıydı? Ben geçmiş olamam… Öl be adam diyorlar bana… Yok yaaa diyorum. Yok yaa … hayır umursancağımı bilsem olabilir aslında ama çok kolay olur bu… Herkes ölebilir ve ölüyorlar da zaten. Bana göre değil… Yaşamak öyle mi? Taşak ister yaşamak.. Aslında bu da bana göre değil…

0 ahkam var
Etiketler: , , ,

Kendi kendime soru sorabilecek kıvama geldikten sonra bir bardak neskafe içip yorganın altına gömüldüm. Ayna yatağın hemen karşısındaydı ve aynada görünenden ibaret değildi hiçbir şey…
İnsanın beynine girmek istedim yine, neler olup bittiğini anlamak için… Küçük beyin haritalarımızda yaşamlarımızın tuhaf sinir ucu kıvılcımları haline geldiği yerde neler olduğunu merak ettim. İnsan, kendi dışında etki olarak algıladığı nesnelere tepki veren karmaşık bir nesneydi en basit haliyle. Mesela gözler en fazla algılama gücüne sahip olacak şekilde hızla evrimleşmişti. İlk zamanlar yaptıkları tek şey basit bir radarın sistemindeki gibiydi belki. Bir savaş içindeydi beden öyleyse. Bir savaşta önemlidir radar sisteminin evrimi. Sonrasında teknoloji gelişir ve uzakları gözleriyle görür olur devletler kendi aralarında. İnsanda da böyleydi algının gelişimi. İnsandaki düşünce, evrendeki ruhtan başka bir şey değildi öyleyse. En azından işleyiş sistemi bakımından kıyaslanabilecek bir örnekti bu. İnsan düşünüyorsa evren daha büyük düşünüyordu. Ama bence burada yanıldık her zaman. Bir şeyi yaratan, işleyişe göre yaratılan şeyden daha işlevsiz olur. Biz tersini öğrendik ve gelişim durdu. Evrenin evriminde hiçbir doğal gelişim kendini bir önceki onu yaratan doğaya teslim etmiyordu. Nankör, bencil ve çalışkandı doğa… Aile ve ahlak kavramı doğada insandakinden farklı gelişiyordu. İnsan burada bir yerde durmuş bekliyordu öyleyse.

4 ahkam var

Bir insanın en temel mutluluğunun kaynağında eski filozofların dediği gibi o insanın karnının doymuş olması vardır.
“Aç bir insan asla mutlu sayılmaz”
Karın tokluğu, bünyenin yeni yiyeceklere kavuşması ve o yiyeceklerden aldığı vitaminleri, proteinleri hormonlara çevirebilmesi demektir. Beyinde mutluluk hissini veren ve büyük bir güven yanında da huzur sağlayan hormonlar vardır.
İnsanı bir makine olarak düşünüp çalışma sistemini incelediğimizde karşımıza çıkan şey budur. O halde mutluluk basit bir organik sistemin beyindeki işleyişinin sonuçlarından biridir.
Bu sistemin amacı o makineyi ayakta tutmak ve yaşamını kendisi için daha yararlı hale getirmektir.
Aşk dediğimiz şeyin fiziksel sebebi, ilişkideki diğer kişi sayesinde insanın mutluluk hormonlarını salgılayan hücrelerinin sürekli uyarılmış olmasıdır.
O halde aşkın özünde yatan bu sulu vıcık beyin hormonları ne kadar nesnel ve aslında hiç de masalsı olmayan bir dünyada yaşadığımızı anlamamıza yeter.
Şimdi bunlardan sonra insanın aklına şu gelmiyor mu; Bütün bu peri masalları, kurt adamlar, cinler, zebaniler, üç boyutlu görsel efektler, Karagöz- Hacivat ve çizgi romanlar, zihnimize filmler ve kahramanlar olarak nereden geldiler?
İmgesel dünyaya yeniden hoş geldiniz. Sevgilinizin parlak dudaklarını doya doya öpün. 14 Şubat’ın bütün ihtişamı üzerinizde olsun. Sormak istediğim şu; Bazen sevişirken o sevişmeden sadece sizin o kadar zevk alacağınızı düşündüğünüz oldu mu?
Bana oldu ve sebebini düşündüm. O kadını sadece ben o kadar istiyordum, inlemesinden ben zevk alabilirdim onu tanıdığım için. Onunla yatağa girmeden önce başka yerlere girmiştik beraber. Bunların sebebi o kadını o kadın yapan şeyin benim sulu vıcık beyin hormonlarımın kımıldanmasıydı. O halde aşkın kendini kandırabilme gücüyle orantılı olduğunu düşünmeden edemedim. Kendimi çok yakışıklı veya çirkin hayal edebilirdim, kızlar kendilerini çok güzel hayal edebilirlerdi. Senin yakışıklı veya çirkin olmanı sağlayan şey de, karşındakinin sana olan bakış açısıyla, görsel dünyasında edindiği imgelerden oluşturduğu siluet çorbası arasında bir yerdeydi. O zaman ben aslında beni tanıyanlar ve benden oluşan küçük hayali bir filmin başrol oyuncusuydum. Herkes kendi başrolünü oynuyordu ve bu yüzden aslında anlatılacak fazla şey yoktu.
Yeniden görsel dünyayı düşünüp biraz eğlenmek istedim. Böyle bir şey vardı, bütün bunlar gerçekti ve sebepleri ne olursa olsun bana yararı olan her şeyi seçmek zorundaydım. Kendimi kandırabileceğim bir kadın olmalıydı, uğruna ölecek kadar…
Başrolünü oynadığınız bu küçük sosyal filminizde senaryo değişikliğine ihtiyacınız olup olmadığını düşündünüz mü? Ben düşündüm. Bir yandan oynayıp bir yandan senaryoyu değiştirmek oldukça zor geldi.

1 ahkam var
Etiketler: , ,

Evde oturmuş trajedik filmler izleyip elime asılıyordum. Başarılı olduğum söylenemezdi çok erken sonuçlanıyordu. Doktorumun söylediğine göre fazla heyecanlanıyormuşum. Korkuyordum elimde değildi. Tam başladığımda benimkiyle tanışan herkes gibi sağ eliminde bir gün beni terkedeceğini düşünüyordum. Ve bu acele etmeme neden oluyordu. Hatta bu psikoloji beni bazen o kadar etkiliyordu ki rüyalarımda elimle gerçekleşen o müthiş buluşmanın en heyecanlı yerinde elim bana sırtını dönüp sessizce uzaklaşıyordu. Dünyanın sonunun geldiğini düşünerek uyanıyordum ve sonra dünyanın gerçekten sonunun geldiğini farkederek tekrar uykuya dalıyordum. Neyse.. yine elimle yapılan bir buluşma sonrasında telefon çaldı. Salak bi arkadaşımdı arayan...

2 ahkam var
Etiketler: , , , ,

Yünlü bir battaniyeyle örttüm düşlerimin üstünü,
Kanser gecenin arka camı sileceksiz,
Görevli rozeti eksikti...
Geceyi beğenemedik,
‘sana değemeyiz’dedik.

Karafatmalar basardı illaki masallarımızı,
Lahana bebek, Peter Pan,
Kimler gelmezdi ki uçan halıya!

Ve yükseldikçe barikat kurmuş düş yasakçılarının üzerinden,
Tek renkli mutluluklar basardı bedenlerimizi.

Kendimi toparlamaktan bananeydi!
Aklımı al,hepsini al, demek gelirdi içimden sana...

Hem zaten hangi masalda anlatıcı,
Sözler bittigi halde terketmezdi ki ülkeyi?

6 ahkam var

Eve girdiğimde sarhoş ve mutsuzdum. Koltuğun üzerinde bir gün önce kendime yazdığım notu buldum ve okumaya başladım:

“İşte buradayım, bütün anlaşılamadığını düşünen yazıların ağır kaygılarıyla, düşünebilen bir yazının içinde, tam ortasında… Seninle yüz yüze, karşı karşıya, kol kola ve iç içeyim. Nefesinle birlikte içine giriyor ve beyninin kıvrımlarında yüzüyorum. İşte buradayım, tam fikirlerinin yanında, hatırlamaktan utandığın bütün hatıralarınla baş başa... Yeraltından gelip, gökyüzüne çıkıyorum. Aklında milyonlarca çoğalıyor ve milyonlarca ölüyorum. Buradayım, sisli sokakların bel altında kalan buğusu gibi, yarı çıplak, çirkin, gerçek ve istekliyim. Gerçeğim, içinde konuşuyorum, fikirlerinle kol kola giriyorum ve seni değiştiriyorum. Eğer beni kullanmayı öğrenirsen, ben de seni kullanırım. Eğer olduğundan daha iyisi olmak istersen değişmeyi istiyorsun demektir… İşte buradayım, yorgun güneşin, karanlık dünyaya dalışı gibi. Bir başka gün doğumu gibi, bir başka gece bekçisine… Hayallerini karıştırıp hayallerime, bana bir yaşam daha verip fazladan bir yaşam kazanmak istersen, ölümsüzlüğü istiyorsun demektir. Benim dünyam ölümsüzdür. Seninle burun buruna, göz göze, yan yana ve iç içeyim. Beni gör, bana tutun.
İşte buradayım, şimdi tam yanında, aklının sevinç çığlıkları veya güvenlik duygunun saçma alarm sesleri arasında. Yerimi belirle ve beni yerleştir içine. Orada büyümem ve ben olmayan şeyleri olabilmem için. Beni sana, seni de bana karıştırmam için. Karşı çık ve canlandır beni, küflenmiş beyin hücrelerinin arasında temiz bir nefes alabilmem için. Dinle beni ve sakla içinde. Bana sahip olabildiğin kadar sana sahibim…”

27 ahkam var

Bir adam düşünün. Kapısında yatacak kadar çok seviyor kızı. Onun tek bir gülüşü için hergün km lerce yol geliyor. Ondan ayrıyken sürekli arıyor, özlüyor... Her akşam iş çıkışı tam gaz, kızı görebilmek için geliyor. Bazen hiç konuşmadan sadece izliyor, gözlerini başka yöne çevirmiyor onunla olduğu hiç bir dakikayı başka şeylerle harcamak istemiyor. Artık sevgisini de ispat ediyor. Ve güzel bir ilişkinin, sağlam temelleri atılıyor.
Aynı evde yaşamaya, hayatı paylaşmaya başlıyorlar. Ama birşeyler eskisinden çok farklılaşıyor. İşe gitmeden beş dakika yüzünü görebilmek için kapısında sabahladığı kızın, artık bir tek yemek masasında yüzüne bakıyor. O da tam karşısında oturduğu için. Bir gün birlikte uyuyabilmek için deli gibi uğraşan adam, artık tek başına gidip yatağına giriyor. Saatlerce susmadan sohbet ederlerken, şimdi hiç birşey konuşamıyorlar...
Ve kız anlıyor... Az olan değerli her zaman.

22 ahkam var
1 2 3 ... 5 Sonraki

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu