
(olayı yaşayan kahramanımızın kendi ağzıyla yazıldı)
Tam bi “Sosyal yara” hadisesi. Düzenbaz insanoğlunun son medar-ı iftiharı. Ne diyeceğimi şaşırdım.Yani insaf yahu. Sağlık bu, insan sağlığından bahsediyorum insan!
Adam dayamış döşemiş. Mobilyalar o biçim. İçeri bi giriyon, güler yüzlü insancıklar seni karşılıyor. Geçmiş olsun, diyorlar. Buyrun oturun, diyorlar. Dişim, diyorum. Dişim çok ağrıyor, diyorum. Doktor bey şimdi bakacak, diyorlar. Doktor bey bakıyor. Kanal tedavisi, şuraya porselen, şurayı çekmek lazım… diyor. Siz bilirsiniz, tabii efendim, diyorum. Bir dişimi oracıkta çekiyor. Diğer tedaviler için randevular veriyor. Peki, diyorum. Haftalarca gidip geliyorum.
Daha da bağırsam,
Yükseltsem sesimi
Çatlarcasına diyorum, çatlarcasına…
Duyar mı dağda sürüsünü yitirmiş bir çoban, ya da ateşler içindeki bir çocuk?
Ya da sevda çiçeğini dağıtırken kurşunlanan bir yürek,
Duymaz mı?
Çok mu dertliler onlar, çok mu?
Benden de mi çok, söylesene benden de mi?
Sana garip gelebilir tüm bunlar biliyorum. Belki de gülünç buluyorsundur bu halimi. Mühim değil. Yo yoo! Bal gibi “mühim” işte. Şöyle karşıma geçsen, gözlerimin içine bakıp dinlesen beni. Arada bir kafanı sallasan, ne bileyim bazen kaşlarını çatsan, bazen gülsen, bazen heyecanlandığını görsem, bazen gözlerinin nemlendiğini… Bak o zaman içimi sana nasıl açarım, nasıl da anlatırım yüreğimde kopan fırtınaları.