dudaklaRının kıvrımında uç veren küstah umursamazlığın
gölgesi boşalmada çalıştığı ak kâğıda düşmüştü.
sağ eliYle çenesini sıvazlarken derme çatma baraka bozması
evini saran siren sesleri kulağına o kadar meloDik
geliyordu ki...
odAnın içinde fır dönen kedisi sırtını, ensesini tırmalarken
sesini çıkarmıyorDu.
tinercinin ayakkAbı yapıştırıcısı kokLamaktan morarmış burnuna attığı yumruğunun akabinde ensenine soktuğu yıldız tornavidanın çıkardığı ses bile ona yepyeni bir yazı konusu vermişti...
sattığı hikâye fikrini ya bir başkasına daha verirse diye aklından geçirmesiyle elindeki yıldız tornavidayı yıldızları
soluk gecede öyle hızlı savurmuştu ki ensesine...
bir yıldız kaymıştı elinde...
Hayat Çizgileri...
Hayat, belirlenmiş bir çizgi üzerinde devam eden bir döngüdür. Bazen bir doğrultu, bazen bir daire, bazen bir elips, bazen bir hiperbol ve bazen de parabolik bir yörünge olabilmektedir. Bir çizgideyken diğerinde olma şansı ve ihtimali yoktur. Ama hangi çizgide bulunulursa bulunulsun, bu, hayat için dayanılmaz bir kısıtlamadır aslında. Fakat her hayat çizgisinin insana verdiği farklı bir haz da yok değildir.
Bazen bu hayat çizgisi, sabit ve sade bir güzergâhtır. Bazen mavi denizlere yelken açılıp, gökyüzünde bulutlarla sohbete edilir. Bazı hayat çizgilerinde ise tüm konforlar hazırken, bazılarında ise sıkıntılar bedavadır… Başlangıçta tek düze gelen bazı hayat çizgileri sizi sonsuzluğun ufkunda bayraklaştırabilir de... Öyle ki, esen rüzgârlar sizi kendi doğrultularında uçurur. Uğradığınız her ufuk ayrı bir hayata açılan kapı gibidir. Öyle bir kapı ki, ölümü ve yaşamı aynı solukta hissettirir insana. Her soluğunda önce doğar, sonra da ölürsünüz. Belki de kendi zindanıyla iç içe yaşar insan, hani o “dört zindan” gibi… Tutunulan ne bahçenizdeki asmanın dalıdır, ne de yastığınız kuş tüyündendir. Cennet de bu bulutlardan daha çok mu uzakta veya cehennem nerede?
“Ay yoktu ortalarda. Yıldızlar küskündü geceye” Gene geldim işte. Malum cıbıldak tepedeyim. ”Gün biteli çok olmuştu bu şehirde de. Gece kasıp kavuruyordu, yalnızlığı vuruyordu yüzüne” Tabiî ki yalnız olacaktım. Olmalıydım da. Bir martıyı dövdüğümü nasıl açıklaya bilirdim ki? Sonra bütün hayvan hakları dernekleri falan ayaklanırdı. Neme lazım işi sağlama almalı gözükmemeliyim. ”Her şeyi örtüyordu gece karanlığıyla. Örtemediği sadece acısıydı.” Yazar deşme. Bak deşme yaramı. Tamam, adımı bilumum ortamlarda Anti-Romantik ‘e çıkarmış olabilir, ama daha savaş bitmedi. Ben, ben ki senelerce romantik olacam diye resmen k…..mı yırtmışım. Bi salak martıya yenilmem arkadaş.
Yine mutfak tezgâhının başında gelmişti düşünceler. Eve gireli daha bir saat olmamıştı hâlbuki. Bir cinayetten geliyordu. Bir aşkı katletmişti. Umarsızca öldürmüştü sevdiği kadını şehrin karanlık sokaklarında. Hafif hafif yağan kırmızı yağmurun altında katletmişti onu. Herkes görmüştü ama kimse hiçbir şey dememişti. Kalabalık yalnızlıkların arasından başı dik çıkmıştı. Bağırıyordu ama duyan olmadığından emindi.
Eve geldiğinde her zaman yaptığını yaptı. Bir bardağa buz koydu ve yarısına kadar doldurdu. Akşam yemeği yememişti hâlbuki daha. Ama içecekti işte. Her kaybettiği kadının arkasından içtiği gibi. Kilo kaybediyordu ve bunun farkındaydı. Çevresindeki insanlar ona akıl veriyorlardı sürekli. Ama o akıl istemiyordu ki. Herkes depresyona girdiğini ve bu yüzden bunalımlarının olduğunu, sonucunun da kilo kaybı olduğunu söylüyordu.
Sigara, alkol ve madde bağımlılığı, hatta seks bağımlılığı, bize zarar veren ilişkiler, zarar veren edimleri tekrarlamak, intihar, çoğu zaman aşk, melankolizm, arabesk, pop arabesk...vs..
hepsi ölme iç tepisinden! Yaşama ara veremeyimişimizin intikamını alırız iç sularımızda ansızın. Derdimiz kendimizledir. İntikam alamadığımız tanrı yerine kendimizi seçeriz azar azar öldüğümüzü görmek zevk verir bize. Sigaranın dumanını üflerken, dibine kadar içerken, aşık olup ağlarken kendimizi öldürme güdümüzü tatmin ederiz.
Bilinç altımızda ölme duygusu var. Neden? Çok basit. Yaşama ara verilemez. Ben sıkıldım bir süre kapsama alanı dışındayım, bir ara gelirim deyip çekilme imkanı olmadığından tutsak olduğumuzun far-kın-da-yız-z!-!