- sonra neyse tam cikarken misafir gelmesin mi!
- gelmesin abi hic cekemem simdi misafir falan
- olm deyim bu deyim. geldi misafir ben tam cikarken.
- hee, tamam abi devam et.
- nereye devam ediyosun. durdu kapida. "gidecegim" diyorum "gelince buyur ederim".
- eee abi?
- illa geleyim kisa oturacagım zaten diyor yani anlayacagin "nuh diyor, peygamber demiyor"
- niye nuh diyor abi?
- olm deyim bu, laftan anlamiyor yani..
- hmm. peki sonra?
- kizdim tabi iyice. sonra aldim elime sopayi, yer misin yemez misin..
- yemem abi birsey. yeni yedim ben, saol.
- yaaa bi siktir git yaa, siktin attin muhabbeti..
- yok abi neyi nereye atmisim
- cok fena doverim bak seni, toz ol hemen
- nasıl toz olayim abi ben sihirbaz miyim
- bak elimden bi kaza cikacak simdi
- sen sihirbazsin yani..cikar abi de bi gorelim nasilsin bu islerde



Oysa istiridye hayvanı, mutlu mesut yaşarken birgün, kabuğundan içeri o kum tanesi kaçıvermiştir. Olay böyle başlar.
önce zili çalıyoruz. içinde belirsizliklerin efendisi ayin düzenlemiş.
kapıyı açan sekreter asistan karışımı bir hanım...
hijyen beyazlığından mamul maskesine sıçramış bir iki kan lekesiyle burun buruna gelmişiz kapıda.
galoşmatiklere önce sağ ayağımızı koyuyoruz tabii.
türk mucitler iş başında! ama çok pratik gerçekten de...
minnacık dürümcü taburelerine oturmaya çalışıp iki büklüm soluk mavi naylon galoşları giymenin beli karnı nasıl kastığını
bilmeyen varsa, ne mutlu onlara!
bekleme odasındaki sehpada günü geçmiş haftalık ve aylık dergiler adet olduğu üzere sağa sola saçılmıştır.
muhakkak da kapaklar sökülmüştür! diş hekimi bekleme odasının dergi kurumsalı...
gazeteler ise magazini bol tıraş israfıdır:
müberra'nın selüliti şermin'in selülitinden betermiş,
ronaldo fener'e aşığım demiş, canaydın; pet şişe atan da, attıran da bizden değildir dedi, emekli tayyip amca üç aylık maaş kuyruğunda kalp krizi geçirdi...
Eskiden resmi dairelerde şimdiki gibi dosyalama sistemi olmadığından evraklar üzerinde ait olduğu ayın ismi yazılı olan bez torbalara konulup saklanırmış. O zamanlar eski takvim kullanıldığından ayların ismi şaban, ramazan, muharrem,cemaziyelevvel, cemaziyelahir şeklinde yazılırmış çuvallara. Bir resmi dairede katiplerden birisi, eski yıllara ait torbalardan birkaç tanesini evine götürüp kendisine bu torbalardan iç çamaşırı diktirmiş.Ancak torbaların üzerindeki ayları gösteren kırmızı yazılar ise yıkanmasına rağmen çıkmamış.Bir gün hamama giden katip orada çalışma arkadaşlarından birisiyle karşılaşmış.Soyunurken arkadaşı katibin iç çamaşırının arkasına gelen yerde kırmızı mürekkeble yazılan "cemaziyelevvel" yazısını görerek durumu anlamış ama birşey dememiş.Gel zaman git zaman torba hırsızı katip yükselmiş,daireye müdür olmuş.Hamamda rastladığı memur arkadaşı da artık onun emrinde çalışıyormuş.Birgün aralarında bir tartışma çıkmış artık sabrı kalmayan arkadaşı daha fazla dayanamamış;
Bir yorumda "neden zurnada peşrev olmaz" diye sormuş bir arkadaş. O sözün doğrusu boruda peşrev olmaz diyen kaynaklar var. Boru, Türkçe bir kelimedir. Boruyu Selçuklu Hükümdarı Alparslanın bulduğu söylenmektedir. Türklerin XII yüzyılda kullandıkları boruya “nay-ı Turki” deniyormuş. Eskiden tunçtan yapılan boruların, Osmanlılar devrinde pirinçten yapıldığı anlaşılıyor. Boru çalınırken sağ elin kavraması yeterlidir, delikleri yoktur, sesler ağız hareketleri ile çıkarılır. Ee peşrev de bildiğimiz gibi, kapsamlı sanat eserleri ( klasik müzikteki konçertolar düzeyinde eserler) olduğundan bu borularla veya zurna ile diyelim peşrev olmaz gibi bir sonuç çıkıyor.
Klasikleşmiş bir nine sözü vardır: Ah evladım, bizim zamanımızda... şeklinde bir başlangıç cümlesidir bu aslında ve zamane gençlerinin herşeyini eleştirerek devam eder. Saç baş şöyleymiş, hiç saygı kalmamış vb. Bir yere kadar haklılar, örneğin eskiden bırakın nine zamanlarını anne babalarımızın zamanında bile sokaklarda bu kadar analı-avratlı küfredilmezmiş, tabi nerede yaşanıldığına da bağlı biraz. Bununla birlikte ben en ağır küfürleri yine bu şikayetçi ninelerden duydum ki işin daha da garibi bunların deyim, atasözü olduklarını öğrendim. Bu sitede küfürlü içerik denetimi nedir, ayıp olacak mı artık bilmiyorum, bu yazıyı okuyabiliyorsanız zaten yayınlanmış demektir:)