Son yılların gözde dili Çince her ne kadar öğrenmesi zor olsa da diğer dillere nazaran kurs fiyatlarıda biraz pahalıdır. İnternet diğer kurslara göre ucuz bir kurstur hatta bedavaya bile getirilebilir. İnternette Çince öğrenmek için ingilizce bilmeniz gerekir. Türkiye ile Çin arasındaki ticaret ve ikili ilişkiler her ne kadar gelişse de önceden pek önemsenmediğinden dolayı Türkçe - Çince sözlük yakın zamana kadar yoktu. Mevcut olanlar da yeterli değildir.
İnternetteki Çince öğrenmek için tavsiye edebileceğim benim bizzat kullandığım 2 kaynak var.
Bunlardan biri ChinesePod ChinesePod her gün bir tane ders yüklenir ve siz PDF ve MP3 olarak dersi indirebilirsiniz. Üyelik seviyenize göre değişik hizmetler de sunuyorlar. Paranız çoksa shanghai'dan hocalar arayarak sizinle pratik yapıyorlar. Site paralıdır, önceden denemek için 7 gün ücretsiz kullanabiliyordunuz. Benim gibi öğrenciler her hafta başka maille üye olunca sisteme, sistem kapatıldı :(

Turkce, ogrenilmesi zor dillerden biri olarak kabul edilir. Gerek yapim-cekim ekleri, gerek fiillerin sonuna getirdigimiz ekler gercekten Turkce'yi zor diller arasina sokar. Turkce'nin ait oldugu Altay Dil Ailesi'nin 5500-8500 yillik bir gecmisi oldugu saniliyor. Her ne kadar Turk Dil Kurumu'nun sozlugunde sadece 100 bin civarinda madde bulunsa de tarihsel gelisimi sayesinde son derece zengin bir gramere sahip. Ornegin Turkce'deki en uzun kelime ' Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesineymiş'. Tek bir sesli harfin en cok kullanildigi kelime ise 'Badanalayamayacaklardansalar'. Turkce'nin gelisimi ve yapisiyla ilgili daha fazla bilgi icin suraya bakabilirsiniz.
Mindprod adlı sitede karşılaştığım bir kategori sayesinde dünyanın en yaygın kullanılan yapay dillerinden biri olan Esperanto hakkındaki sanal iz sürme macerasının hafif okuyucularıyla paylaşmak istediğim kısmı:

Esperanto Nedir?
Esperanto uluslararası iletişim için oluşturulmuş yapay bir dildir. Tek bir kişiye, ülkeye ya da ırka ait değildir. Dili öğrenmek diğer dilleri öğrenmekten kat kat daha kolaydır. Birçok dille benzerliği vardır ve yaşayan bir dildir. L. Zamenhof tarafından 19. yüzyılın sonlarında Lingvo Internacia adlı kitapla insanlar arasındaki iletişim bariyerini kırmak amacıyla oluşmaya başlamıştır.

Piraha'ları ilginç kılan, 2006 senesinde hala avcı-toplayıcı hayatı yaşayıp, ottan çöpten duvarsız evlerde üç beş çubuğun üzerine uyuyup, ateş başında atlayıp zıplamalı ritüeller yapmaları değil. Yani bunların ilginç olmadığını söylemiyorum ancak, bu şekilde yaşayan başka halklar da olduğundan, en azından "çok ilginç" değil diyerek geçebiliriz.
Burada hafifde de yayımlandıktan sonra (gönüllü çevirmenler), dilimize sahip çıkalım diyenler artmaya başladı, farkında mısınız bilmem? Ama çeviri yolu ile, ama günlük kullanılan dil ile ya da msn, gtalk vb... programlar ile konuşma dilimize dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorlar.
Şurada ve burada Hürriyet İK'da da her hafta bir ünlünün dilinden utanmayarak "dil çıkarması ile" dikkatimizi çekmeye çalışıyorlar.
Gergedan boynuzu ile ayakkabi cekecegi arasinda böyle bir baglanti olabilecegini tahmin etmiyordum. Evet, hani su sampuan reklamlarinda karsilastigimiz 'keratin' yani en kaba özetle 'sacin hammaddesi'. Tabi tirnaklarin da. Gergedanin boynuzunda da var, evet. Hatta Yunanca 'kerata'nin anlami da boynuz. Ayakkabi cekecegi eskiden boynuzdan yapilirmis. Boynuzlu, yani karisi tarafindan aldatilan erkege de kerata deniyormus. Bizde kücük cocuklara sarfedilir bu söz. 'Sütünü icmedin mi, kerata?' derken acaba o cocuga boynuzlu mu demek istiyoruz yoksa ayakkabi cekecegi mi, o bir muamma tabi. En iyisi bilip de konusmak...Gerci bunun icin herkesin etimolog olmasi lazim!

Esnetildikçe esneyen, ne tarafa çekersen o tarafa giden, kullanımı çok rahat olmasına rağmen kullanım kılavuzu bile yanlış kullanılan bir dil Türkçe...
Diğer dillerin olduğu gibi bizim dilimizin de bazı kuralları var. Bu kuralları hiçe sayıp nedense kelimeleri yutmaya, cümleleri devirmeye çalışıyoruz. (Devrik cümleye değil; devirdiği cümleleriyle kendini şair sananlara karşıyım). Mesela “gideceğim” yerine “gitcem” yazıyoruz. İster misiniz 50 yıl sonra torunlarımız Türkçeyi örneklerdeki gibi yazıyor olsun? Ben istemem.
Biz anlaşamıyoruz. Ülkemizin resmi dilinde, aynı kelimeleri kullandığımızı "farzetmemize rağmen", kullandığımız dil anlaşmamıza yetecek UYUMdan çok uzak. Unutmuşuz. Kendimizi dille ifade edebilme yetisinden yoksun yaşayıp gidiyor ve hatta daha da dibe vuruyoruz(fight club "dibe vurmasını" şimdilik bir kenara koyalım).
Bir ara ilgilenip aphasie kelimesine zaman ayırın. Kendini DiLle ifade edememeyi, hatta bunu "unutmuş" olmanın getirebileceği zararları ve çöküntüyü bir düşünün. Bu sadece bir "language" problemi değil. Dilin yetersizliğiyle ilgili olmaktan öte, bir "langue" sorunu. Dilin özünün kullanım yollarının tıkanıklığı, sınırlandırılmışlığı ve unutulmuşluğuyla ilgili bir amnesia sorunu. Biz yaşadığımız ülkede birbirimizin söylediklerini en basit temel düzeyde olmadığı sürece anlamıyoruz. Anlamıdığımız yerde "bırak, konuşuyo işte saçmasapan" diyoruz. Anladığımız hissetiğimiz kadarını ise ifade etmekten o kadar yoksunuz ki, halkımızın hissi(hissiiii) tezahürleri içler acısı.. Kamyon arkası aşk mesajlarından, kalpli duvar çizimlerine kadar en basite indirgenmiş, basitliğin faydalarından bile nasiplenememiş ifadeler dünyası... Alev Alatlı "Schrödinger'in Kedisi" nde bolca anlattı. Bundan sonra ülkedeki ayrışmanın "çok" korkulduğu gibi etnik değil dilsel olacağından bahsetti. Şurdaki röportajda da sivil toplum örgütlerini, dernekleri ve çeşitli gruplaşmaları örnek vererek açıklıyor.
"Afazik toplum" tartışması orda burda sürüp giderken Cem Uzan'a ateşli tezahüratlarıyla karşılık veren kalabalıkların tahminimizden, algımızdan çok daha büyük ve acıklı bir sorunla karşı karşıya olduklarını düşünmemek elde değil.. Bu tabi ki hergün önümüze gelen basit bir örnek. Siz de azıcık düşününce gündelik hayatımızda yaşadığımız "ifadesiz"/algısız anların farkına varabileceksinizdir.
"De saussure" dilbilimi teoremlerinde dillerin "puan de capitone" sistemiyle ilerlediğini söyler. En basit ifadesiyle her sembol bir diğerine raptiyelenerek anlamlanır ve isimlendirilen objeler dil dünyasında böylece yerini bulur. Yaşadığımız şey ise "sign", "signifier", "signified" zincirini tamamen koparmış olmamızın felaketidir.
Durum böyleyken benim karşı kaldırımımdaki manavla anlaşabilmem gittikçe güçleşmiş, ülkeyi yönetenlere taleplerimizi analatabilmeye ve onların "bırak konuşuyo işte" demekten öteye mecali kalmamıştır. Çareyi unutmakta bulup "büyük çözülme"ye doğru hızlı kulaçlar atmakta karar kılmışa benziyoruz.
Bu çözülmenin adını "etnik" koymaya kolaya kaçmak mı sadece?
Karşı görüşler mevcut.. Yukardaki linkten röportaja bir göz atın, bir fikir olsun diyorum bir kez daha..
Türkçe ufak ufak elden gitmeye başladı.
Altmışlı yıllarda Fransa da bu paniğe kapılmış, ünlü düşünür Etiemble'in yazdığı 'Parlez-vous Franglais?' ('Frangilizce bilir misiniz? ') adlı kitap Fransız kamuoyunda bomba gibi patlamıştı... Etiemble, şimdi artık klasik olmuş bu ünlü eserinde, örnekler vererek, yeni yeni üretilen Fransızca-İngilizce kırması o piç dili yerden yere vuruyordu ('le marketing', 'le parking', 'le job' gibi birtakım zırtapozluklar)...
Şimdi aynı şey bizim de başımıza geliyor. Bizde de kitaplar yazılıyor, Türkçe-İngilizce piçliği eleştiriliyor, ama bu daha ziyade 'medya dilinin eleştirisi' düzeyinde. Oysa bütün bir yeni kuşak anadilini yitirmek üzere. Fazıl Hüsnü'nün 'ses bayrağı' artık pıyrım pıyrım...
İhtiyaç olur bazen hatırlamayız kelimeleri, şeey...nasil diyorlar ingilisçe...dikşineri..evet sözlük: 240 dilde...online sözlük gibi bir ihtiyacınız olursa: Your Dİctionary.com