harschena'nın dilimiz üzerine yazısına atfen!!
Thedor Adorno Frankfurt Okulu'nda bu duruma kültür endüstrisi diyor. Öyle ki mesajı aktarandan, ideoloji sistemli ve düzenli olarak kitle iletişim araçlarından hedef kitleye ulaşmaya devam ettiği taktirde ileti bir süre sonra pekiştirilir, farkında olmadan içselleştirilir.
Devletin İdeolojik Aygıtları'nda Althuser bizim de doğal olarak değişim göstermememize neden olan ideolojinin eğitim kurumları, devlet ve aile aracılığıyla nasıl yayıldığını anlatır.
Bu anlamda değişim normal fakat hangi konularda değişmeli buna dikkat etmeli. Küreselleşmeye tamamen kaptırıp yerel bir değer olan dilimizi tamamen boşlamalı mıyız??
Dilin kemiği yok demişler çoook eskiden. Yok gerçekten, siz koskoca Papa olun, bir dinin en sözü geçen adamı olun ama dilinize sahip çıkamayın. Olacak şey değil. Eğilip bükülmüyor bu dil. İnsan tutamıyor kendini, engel olamıyor galiba... Yoksa koskoca Papa, durduk yerde halkı galeyana sürükleyecek, dinamiti ateşleyecek sözler eder mi?
Yüksek mevkidekilerin tüm konuşmalarının, hatta özel konuşmalarının da, bir ön denetimden geçirilmesi şart galiba. Yoksa bu insanlar anlık bir şekilde dillerinin ucuna gelen her sözü söylediklerinde geri dönülmez yollara girmiş oluveriyorlar. Gün geliyor birisi "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyor, birisi bir dinin büyüğüne dil uzatıyor ve insanlar inciniyor, değerleri zedeleniyor. Sonra bir özür polemiği başlayıveriyor arkadan. Yok özür dilerdi, dileyecekti, dilemezdi, dilemişti... Hepsi sadece gündem değişikliği.
Dilin kemiği yok. Tutamıyorsunuz. Dönmeye başladığı anda kıvrılıp bükülüp sonra pişman olabileceğiniz birçok şeyin seslenivermesine neden oluyor.
Sahip çıkmak lazım dile...

Piraha'ları ilginç kılan, 2006 senesinde hala avcı-toplayıcı hayatı yaşayıp, ottan çöpten duvarsız evlerde üç beş çubuğun üzerine uyuyup, ateş başında atlayıp zıplamalı ritüeller yapmaları değil. Yani bunların ilginç olmadığını söylemiyorum ancak, bu şekilde yaşayan başka halklar da olduğundan, en azından "çok ilginç" değil diyerek geçebiliriz.
Burada hafifde de yayımlandıktan sonra (gönüllü çevirmenler), dilimize sahip çıkalım diyenler artmaya başladı, farkında mısınız bilmem? Ama çeviri yolu ile, ama günlük kullanılan dil ile ya da msn, gtalk vb... programlar ile konuşma dilimize dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorlar.
Şurada ve burada Hürriyet İK'da da her hafta bir ünlünün dilinden utanmayarak "dil çıkarması ile" dikkatimizi çekmeye çalışıyorlar.
farsca 'pazhavenk', yani 'yol gösteren' anlamindaymis (bkz. Redhouse). bizdeki anlami malum. rumence 'neseli insan'mis. bircok dilde benzer sözcüklerden yola cikilarak tahminlerde bulunulmaya calisilabilir. hatta birden fazla dil ayni sözcüge farkli anlamlarda sahip olabilir. bir azerinin agzindan, kendisinin pezevenk oldugunu duydugum zaman irkilmistim. hem de kendi 'karhanesinin pezevengi' imis. megerse kendi 'isyerimin sahibiyim' demek istiyormus. (bildigimiz 'kerhane' aslinda 'karhane', yani isyeri imis bu arada). pezevenk yine azericede güclü, kuvvetli anlamindaymis. yeri gelmisken yazmadan gecemeyecegim, bir iranli tanidigim da bana pehlivan kelimesinin aslinda güclü, kuvvetli anlamina geldigini söylemisti. e peki gürescilere ne deniyor, diye sordugumda su yaniti almistim: onlara 'dervis' deniyor.
bu arada pezevek sözcügü kirgizcada da güclü, kuvvetli anlaminda kullaniliyormus.
Gergedan boynuzu ile ayakkabi cekecegi arasinda böyle bir baglanti olabilecegini tahmin etmiyordum. Evet, hani su sampuan reklamlarinda karsilastigimiz 'keratin' yani en kaba özetle 'sacin hammaddesi'. Tabi tirnaklarin da. Gergedanin boynuzunda da var, evet. Hatta Yunanca 'kerata'nin anlami da boynuz. Ayakkabi cekecegi eskiden boynuzdan yapilirmis. Boynuzlu, yani karisi tarafindan aldatilan erkege de kerata deniyormus. Bizde kücük cocuklara sarfedilir bu söz. 'Sütünü icmedin mi, kerata?' derken acaba o cocuga boynuzlu mu demek istiyoruz yoksa ayakkabi cekecegi mi, o bir muamma tabi. En iyisi bilip de konusmak...Gerci bunun icin herkesin etimolog olmasi lazim!
gecenlerde bir arkadasimdan duydum, arastirdim ve dogru oldugunu ögrendim, sasirdim. almanya'nin mühlheim isimli, mannheim'a yakin bir kentinde yilin belli günlerinde almanlar yeniceri kiyafetleriyle dolasiyorlarmis, karnaval tadinda bir cesit kutlamaymis bu. hikayesi de su: fransizlarin almanlari isgal ettikleri dönemlerde almanlar bunlardan zulüm görüyorlarmis ve zamanin krali osmanli padisahina haber yollamis, bize yeniceri gönderin, bu duruma son vermekte yardimci olun, diye. padisahtan cevapla birlikte 3 cuval yeniceri kiyafeti gelmis, asker yollamamiza gerek yok, siz bunlari giyin bi dolasin cevrede diye bir cevap. almanlar saskin ama padisahin dedigini yapmislar, fransizlar da osmanlilar geldi diye sehirden kacmislar. bunu hala kutlarlarmis, hatta orjinal yeniceri kiyafetleri de halen bir müzede sergilenmekteymis.
Ünlü dilbilimci Chomsky'i hemen hemen bilmeyen yoktur.Dil bilim hakkındaki görüşleri dilin öğrenimi ve insandaki dil mekanizmasıyla ilgili görüşleri ikiye bölecek kadar çığır açmıştır.Zira,Chomsky'e göre,insanın dil öğrenme ve dili geliştirme yetisi,insana özgü ve doğuştan ..yani,sonradan öğrenilen değil..işte özünü bu görüşten alan tezi red eden deneyler yapılmış.

Esnetildikçe esneyen, ne tarafa çekersen o tarafa giden, kullanımı çok rahat olmasına rağmen kullanım kılavuzu bile yanlış kullanılan bir dil Türkçe...
Diğer dillerin olduğu gibi bizim dilimizin de bazı kuralları var. Bu kuralları hiçe sayıp nedense kelimeleri yutmaya, cümleleri devirmeye çalışıyoruz. (Devrik cümleye değil; devirdiği cümleleriyle kendini şair sananlara karşıyım). Mesela “gideceğim” yerine “gitcem” yazıyoruz. İster misiniz 50 yıl sonra torunlarımız Türkçeyi örneklerdeki gibi yazıyor olsun? Ben istemem.
Biz anlaşamıyoruz. Ülkemizin resmi dilinde, aynı kelimeleri kullandığımızı "farzetmemize rağmen", kullandığımız dil anlaşmamıza yetecek UYUMdan çok uzak. Unutmuşuz. Kendimizi dille ifade edebilme yetisinden yoksun yaşayıp gidiyor ve hatta daha da dibe vuruyoruz(fight club "dibe vurmasını" şimdilik bir kenara koyalım).
Bir ara ilgilenip aphasie kelimesine zaman ayırın. Kendini DiLle ifade edememeyi, hatta bunu "unutmuş" olmanın getirebileceği zararları ve çöküntüyü bir düşünün. Bu sadece bir "language" problemi değil. Dilin yetersizliğiyle ilgili olmaktan öte, bir "langue" sorunu. Dilin özünün kullanım yollarının tıkanıklığı, sınırlandırılmışlığı ve unutulmuşluğuyla ilgili bir amnesia sorunu. Biz yaşadığımız ülkede birbirimizin söylediklerini en basit temel düzeyde olmadığı sürece anlamıyoruz. Anlamıdığımız yerde "bırak, konuşuyo işte saçmasapan" diyoruz. Anladığımız hissetiğimiz kadarını ise ifade etmekten o kadar yoksunuz ki, halkımızın hissi(hissiiii) tezahürleri içler acısı.. Kamyon arkası aşk mesajlarından, kalpli duvar çizimlerine kadar en basite indirgenmiş, basitliğin faydalarından bile nasiplenememiş ifadeler dünyası... Alev Alatlı "Schrödinger'in Kedisi" nde bolca anlattı. Bundan sonra ülkedeki ayrışmanın "çok" korkulduğu gibi etnik değil dilsel olacağından bahsetti. Şurdaki röportajda da sivil toplum örgütlerini, dernekleri ve çeşitli gruplaşmaları örnek vererek açıklıyor.
"Afazik toplum" tartışması orda burda sürüp giderken Cem Uzan'a ateşli tezahüratlarıyla karşılık veren kalabalıkların tahminimizden, algımızdan çok daha büyük ve acıklı bir sorunla karşı karşıya olduklarını düşünmemek elde değil.. Bu tabi ki hergün önümüze gelen basit bir örnek. Siz de azıcık düşününce gündelik hayatımızda yaşadığımız "ifadesiz"/algısız anların farkına varabileceksinizdir.
"De saussure" dilbilimi teoremlerinde dillerin "puan de capitone" sistemiyle ilerlediğini söyler. En basit ifadesiyle her sembol bir diğerine raptiyelenerek anlamlanır ve isimlendirilen objeler dil dünyasında böylece yerini bulur. Yaşadığımız şey ise "sign", "signifier", "signified" zincirini tamamen koparmış olmamızın felaketidir.
Durum böyleyken benim karşı kaldırımımdaki manavla anlaşabilmem gittikçe güçleşmiş, ülkeyi yönetenlere taleplerimizi analatabilmeye ve onların "bırak konuşuyo işte" demekten öteye mecali kalmamıştır. Çareyi unutmakta bulup "büyük çözülme"ye doğru hızlı kulaçlar atmakta karar kılmışa benziyoruz.
Bu çözülmenin adını "etnik" koymaya kolaya kaçmak mı sadece?
Karşı görüşler mevcut.. Yukardaki linkten röportaja bir göz atın, bir fikir olsun diyorum bir kez daha..