dilek-siz ve istem-siz
bir yaşamın kuyruğuna yapışan,
eğri vücutlar,
kendi benliklerinde çözülürken,
iç bunaltılarını da çekirdeklerinde bırakır.
Bir dilek tut!
Ne oldu?
Bir dilek tut işte. Kirpik var gözünde,eğer hangi gözünde olduğunu doğru tahmin edersen, dileğin olur derler.
Tuttum o halde!
Hangi gözünde?
Sol...
Aşırı rüzgardan eriyen bir sigara, burasından açamadığım bir neskafe ve otobüslerde yolcuların uykusunu getirmek için koyulan vurdulu kırdılı filmlerden biri. Ne yazık ki filmi daha fazla izleyemedim. Kalbime ağrılar giriyordu. Gözüm uzaklara dalıp, uykuya dalmak istediğinin sinyalini veriyordu. Ayağa kalkıp, yatağa gideyim dedim. İçtiğim son nefes sigaranın benden almak istediği bir şey vardı sanki. Mideme bir soğukluk geldi ve sessizliği delen uçak gürültüsünü duydum bir tek. Birden, üstünde onlarca büfenin, restorantın ve yemekevinin telefonlarının basılı olduğu mıknatısları taşıyan buzdolabının rutin motor sesi sahneye çıktı. Eskiden buzdolabının içi yemek dolu olurdu, şimdi dışı yemekevlerinin basılı olduğu mıknatıslarla dolu ama içi boş. Hatta hayatın başlangıcı sayılan su bile damacanada bir telefonla getirilmeyi bekliyor. O da buzdolabının üstünde telefon numarası bir mıknatısa görsel güzelliklerle basılmış, buzdolabının geniş hacmi ve antibakteriyel özelliğine rağmen. Meyveler de ya kurutulmuş ya da botokslu... domatesin selülitleri mavi ışık teknolojili buzdolabına koyunca gitmeyecekse, buzdolabı sadece arada bir devreye giren motor sesinden başka birşey olamaz ki!
Dilek Yıldızı

Karanlık bir gecede,
Başımı kaldırıp göğe,
Bir yıldız seçip kendime;
Yüreğimin özlemini,
Fısıldadım gizlice.
Dinleyip anlayınca;
Sana doğru kaydı yıldız.
Ben bir dilek tuttum,
Sen bir yıldız.
Sana sarıldığım o an..o bir kaç kısa dakikada neler düşündüm bilemezsin....Yaşanan onca şeyden,binlerce anıdan,vazgeçmek o kadar zorki.....
Boğazıma hıçkırıklar düğümleniyor ağlamak istiyorum ama bir el boğazıma sıkı sıkı sarılıp buna engel oluyor sanki...
Gidiyorsun,aklımda ikimize ait onlarca şey...İç çekiyorsun buğulu gözlerini gözlerime dikip ,sende ben kadar üzgün ve sıkıntılısın saklama bunu...Ah biriktirdiğimiz nice hevesler vardı daha yaşamamız gereken...
gitme demek istiyorum,düşlerimizin başındayız kal ne olur...0ysa bunu yapamam,hakkım da yok zaten.....Biliyorum ki,onun yanında,kollarında,hayatında olsan dahi ben hep aklında olacağım,hep düşüneceksın,anacaksın biliyorum...Beraber yaptığımız, yaşadığımız her şeyden ya gözlerin dolacak ya derinlere dalacaksın....Anılarımız belleğinden hiç ayrılmayacak...
Daha fazla uzatmayalım bu sahneyi artık...
Büyüleyici baygın bakışları, farklı güzelliği, kalpleri yaralayan-iyileştiren sesi ile; Marlene Dietrich. Gerçek adı Maria Magdalena. Oynadığı ilk film olan mavi melek’le adını duyurdu ve ölümünden sonra bile hala mavi melek olarak anılıyor. Lili Marlene şarkısı 42 dile çevrildi ve en çok Marlene Dietrich ile anıldı.

Hayatta bazı şeylerden taviz vermeyeceksin…
Deliler gibi çalışıyorsan birkaç gün de olsa tatile gitmekten mesela…Elinden geleni yapacaksın kendine izin vermek için. Eve yorgun argın geldiğin günlerin acısını çıkartacaksın deniz kenarında kitabını okuyarak, saatlerce yüzerek, geceleri içip sarhoş olup ertesi gün bir yere yetişmek telaşı olmadan rahat rahat istediğin kadar uyuyarak.
Hayatta bazı şeyleri unutmayacaksın…
İlk aşkını, ilk ayrılığı, ilk işini, ilk yenilgini, ilk zaferini, ilk arkadaşını, ilk kazancını, ilk kaybını ve ilk hayal kırıklığını…Unutmayacaksın ki onlardan öğrendiklerinle yolun aydınlasın.
Hayatta bazı şeyleri küçümseyeceksin…
Parayı, hırsı, dalkavukluğu, dedikoduyu…İzin vermeyeceksin seni ele geçirmelerine. Ruhunu çürütmelerine izin vermeyeceksin…
Hayatta bazı şeylere her zaman saygı duyacaksın…
Sevgiye, deneyime, bilgiye, bilime, anneliğe, sanata, doğaya…Burun kıvırmayacaksın verilen emeğe ki beslesin seni de.
Hayatta bazı insanlardan uzak duracaksın…
Yalancıdan, riyakardan, nankörden, açgözlüden, cimriden, bencilden…
Hayatta bazı şeyleri tatmadan ölemeyeceksin…
Bir dost sofrasında sarhoşluğu mesela…Sevgiliyle beraber şarkı söylemeyi…Bilmediğin bir şehre gidip tek başına gezinmeyi sokaklarda…Sahilde yıldızları seyrederek sabahlamayı…
Dönüp baktığında geriye “keşkeler” olmasın dilinde diye, içinden geleni yapacaksın.
Aklından geçeni söyleyeceksin…
Sımsıkı sarılacaksın sevdiklerine…
“Hayır” demeyi de bileceksin yeri geldiğinde. Bileceksin ki omuzlarına taşıyabileceğinden fazlasını yüklemesin hayat.
Mutluluk sana gelsin diye beklemeyecek sen çekip getireceksin onu hayatına ve paylaşacaksın değer bulduğun herkesle. Çünkü mutluluktur paylaştıkça artan tek şey…
Sevgili Hafif apartmanı sakinleri ( güzel insan pillipati’nin tabiriyle);
Bu gece çok içimden geldi…Hepimize her saniyesi anmaya değer hayatlar diliyorum…
Mutlu kalın.
Her an ölecekmiş gibi yaşamaya ne dersiniz? Bir hayal etsenize; her şey mükemmel olmaz mıydı?
Ölüm döşeğindeki bir insanı hayal edin. Söyleyemediklerini söylemek için bütün her şeyini vermeye hazırdır. Hayattayken ''Neyse yarın yaparım'',''Bunu ona yarın söylerim''.''aslında onu çok seviyorum ama...''
Bu cümleler olmadan, pişmanlık olmadan, keşke demeden yaşamak....
Hiç bir şey için geç değil. Bugünden itibaren böyle yaşamaya ne dersiniz?-ne pahasına olursa olsun-
Çok geç olmadan kendinizi özgür bırakmanızı diliyorum.
YAPTIKLARIM
2-Üniversiteyi başka bir şehirde okuyup iş yaşamına da bambaşka bir şehirde devam ettim,kız başıma ayakta kalabileceğimi gösterdim.
4-Kendime lap top aldım,sonra bi tane daha aldım..
6-Kurumsal ve büyük firmaların neredeyse hepsinde çalıştım.
8-Uzun ilişkiler yaşayabilmeyi becerdim.(Bkz.5 sene)(Bkz.1,5 sene,hala devam ediyor)
10-Sapsarı saçlarımı simsiyaha boyattım.
12-Her başarılı erkeğin arkasında bir gizli kahraman varya,onlardan biri oldum.
14-Sözlendim
YAPMAK İSTEDİKLERİM
1-Clementine ve Malmoth'u tekrar izlemek ve tekrar korkmak istiyorum.
3-Paraşütle atlamak istiyorum.
5-Bir yunusla yüzmek istiyorum.
7-O ağır tüpü sırtıma takıp dalmak istiyorum.
9-Saçımı turuncuya boyatmak istiyorum
11-Scooter almak istiyorum bunun için ehliyet almak istiyorum.
13-Her istediğim yere uçakla gidebilecek refah düzeyine ulaşmak istiyorum.
15-Evlenmek istiyorum
‘KANATAN RÜZGAR’ Bu açlığımda ki sözcük çiftleşmesinden meydana gelen çocuksu duygu. Can yakan bir serinlikte olsa da, aslını inkar etmeyecek bir yalnızlığın çelişkili ifadeleridir. Düşüncelerim kafatasımın üst kısmından estiği sürece; dil’im tükürüksü cümlelerle insanları ıslatmaya devam edecek.
‘Kristalimsi Gerçekte’
Yosun tutmuş yaralarım ‘çiğ’ serinliğinde uzakta ki senle müziksiz tango’sunu sürdürürken ters atılan adımlar seni ileriye sürüklerken, önceden sahibi olduğum düşüncelerim beni sokağın başında şimdilerde yalnız bıraktı. Bakışlarında ki buzdan yansımalar artık üşütmekle yetinmeyip aramızda ki köprüyü de yakıyor. Yakınmak,kızmak nefret etmek ve öfkelenmek sığ’ılığında kalması gerekirken özlemek tüm yasakları delip kendini öne çıkararak ilk defa korkuyu da peşinde sürüklüyor.
Yorgun düş’lerimde ki kalabalık ne kadar terk etsem de metaforu; anladım ki kalabalık kendimden başkası değil metaforda sensizlik.
X: Kuramadığım cümlelerde ki ağlamaklı aşık! Bir gün gözlerinden içeri bakan karanlık gölgenin sahibinin aslında sevgilin değil de sevginin olduğunu anla artık.Senin sahiplenmen ve sev’men tek taraflı bir platonik çırpınıştan öteye gidemeyen kulaçlarının,seslerinden başka bir şey değil!Bunu da senin dışında herkes duyuyor…
“İnsanın aslında her şeye (kendine) inancını yıkmaya yetiyor”
Sadece bir dilek dilemek ve o dileğin gerçekleşmeyeceğini bilmek!
Ya dilek dilemeden yaşamayı öğrenmeli insan yada ?