Kapı açıldığında aralıktan giren uzun saçlı kadın bana benziyordu. Ama tanıdığım o değildi. Kelimelerinde eskisi gibi saçmalayamıyordu. Bulamıyordum eskiden olduğu gibi onda benzer yanlarımı. Uzanıp dokunmak istediğim o teni eriyordu havanın mateminde. Sadece sıcaklığını istiyordum, o da yoktu bu atmosferde. Kalıpları eritip ruhunda şekle verdiğim o narinlik yerini tunç bir miğfere bırakmıştı. Bulamıyordum daha fazlasını ve daha azını gözlerinde. O, artık tanıdığım o değildi.
“Konuşma!” dedi bana bir anda.
Zaten payıma her zaman susmak kalıyordu ve bende öyle yapıyordum. Ve sadece sustum bir anda. İlerlediği soğuk havada bulduğum sadece ondan geriye kalan bu yalnızlık iklimiydi. Ama sonra… Birden durdu, adını sordu, cevap verecekken tam “Sus! Adımı kimseye söyleme” dedi.
ölüm hiç korkutmuyor beni anne. sadece senin bensizliğe katlanamayacağını düşündüğümde acı çekiyorum, vazgeçiyorum ölümden. halbuki kendimi hafif bir esintide bağlandığı taçtan kopan bahar çiçeğinin minik yaprakları kadar hafif hissedeceğimi biliyorum. birinin ölüm haberini aldığımda bir çoğunu kıskanıyorum anne. ah keşke söz verebilsen bana. ağlamayacağını içinin kavrulmayacağını bilsem her şey hazır anne yolculuğum için. bir tek senin vizen yok biliyor musun? ben hazırım, seni bekliyorum anne...
Not: Yukarıda yazdığım satırların sebebi sorumlusu tamamen burada size sunduğum test ve ona eşlik eden şarkıdır.

renkleri ve düzenlemeleri küçük farklılıklar içermekle birlikte tüm plakalar ne olduğu tam anlaşılamayan sert bir maddeden yapılmış ve hepsi de "bütün gazete muhabirlerini öldürün, yalvarırım (murder every journalist, I beg you)" ve "boyun eğ, itaat et. (submit. obey.)" gibi en az ana mesaj kadar tuhaf dipnotlar içeriyor. plakaların yeni bir fenomen yaratma denemesi mi oldukları yoksa daha önemli bir amaca ve hedefa mi hizmet ettikleri bilinmiyor.