1883'te Lübnan'ın Bkarre şehrinde doğan Halil Cibran, 1895'te çilesi ile birlikte Amerika'nın Boston şehrine göç etmişse de, 1898'de Beyrut'a geri dönmüş ve El Hikmet Medresesinde dört yıl eğitim gördükten sora , 1902'de yeniden Boston'a gitmiştir.


Arkadaşlar, Aikidoya başlamış bulunmaktayım. Umduğum gibi süper geçti. Türkiye’de en iyi beş hocadan birinden özel ders alıyorum. Adam atıyor mu diye araştırdım, şimdilik doğru görünüyor.
Oldukça estetik bir spor. Bir de hoca nasıl deneyimli. Ben o kadar estetik değilim diye çekindim, yapamam diye çekindim. Öyle olmadı diyebiliriz. Hareketleri ilk ders olmasını göz önünde bulundurursak yaptık.
Üstelik sakatlanmadan) Bileğim biraz acıdı, onu da söylemem lazım. Heyecanlandım ama selam veriyorsun, Japonca terimler var. sürekli doğu felsefesini anlatıyor bana. İşin öz’ünü.
ZEN FELSEFESİNİN TEMEL TAŞLARI
Zen kavramlarla ilgilenmekten çok, doğrudan yaşamın gerçeklerine eğilir, bu nedenle Budist okullara içinde Japon yaşamına en çok etki eden Zen’dir. Aklın yaşamla ilişkisi her zaman dolaylıdır. Akıl, her zaman için bir genelleştirme aracıdır. Genelleştirilmiş şeyler ise içgüdüsel gücünü yani istenç gücünü (will-power) yitirir. Zen, yalnızca istençten oluşmaz, Sezgiye dayalı olmak koşuluyla bir ölçüde akılıda içine alır. Diğer Budist okullardaki kavramsallık eğitimine karşıtlık içinde, Zen’de yaşama verilen önem her zaman temel öğedir. Zen hocaları askeri eğitimde vermişlerdir, ustaların eğitim yöntemleri basittir, dolaysız ve mantıksızdır. Bu eğitimle kılıç kullanma ile askerlere, yalnızca umursamazlık, aldırmazlık değil, bir vazgeçme durumu yaratılır.
ZEN
Zen resmi, Sumiye, resim sanatı sayılmaz, daha çok çiziktirme, karalamadır, uzun uzun düşünmeye, silip yeniden çizmeye yer yoktur. Sanatçı esin anını olanca hızıyla ve sade biçimde yansıtmalıdır, Ya da şöyle diyebiliriz: sanki fırça sanatçıdan habersiz kendiliğinden resmi yapıyor da sanatçı bilinçli bir katkısı olmadan fırçanın hareketlerine uymakla yetiniyor. Fırçayla kâğıt arasına düşünce ya mantık girdi mi resim hemen bütün etkinliğini yitirir. Sumiye resminde öyle ışık gölge oyunları, perspektif falan yoktur, gerçekçi olmak gibi bir görüntü vermeye çalışmaz. Resim sanatının sistemli, iyice tartılmış yapısına karışı Sumiye çiziktirmesi Yoksulluğun ta kendisidir, biçimde yoksul, içerikte yoksul, yapımda yoksul, gerçekte Yoksul. Ne benek atmacanın, ne eğri çizgi Fuji dağının simgesidir. Benek kuşun, eğri çizgide Fuji dağının ta kendisidir. Yapıtın değeri aslının benzerliği ile ölçülmemelidir. Onda şimşek kaçamaksı gibi kaçınılmaz bir şey vardır. Sanatçı kendisi de yaptığından geri dönemez. İşte çizgiler bütün güzelliklerini bu geri dönülemezlikten alırlar. Bir şey kaçınılmaz olduğu zaman güzeldir, çünkü o zaman ruhun özgür bir yansısıdır. Zihnin ya da DÜŞÜNCENİN YOKULUĞU Sumiye sanatçısının ruhsal durumuna tam olarak uyuyor. Her şey devinim içinde yakalamaya çalışır. Sumiye’nin doğadaki nesneleri anımsatabileceği için renklerden kaçınması doğaldır. Tıpkı evrenin yaratılma işleminde olduğu gibi fırçada hızla, yüreklilikle, eksiksiz ve geri dönüşü olmayan bir kesinlikte dolaşması gerekir. Yaratının ağzından söz çıkar çıkmaz anında eyleme dönüşmelidir. Gecikme, değişme demektir; bunun sonucu etkinliğini yitirme demektir; ya da istenç ileri atımında önlenmiş, engellenmiş olur, durur, duraksar, düşünür, yargılara varır, sonunda da yolundan sapar, bu duraksama bir o yana, bir bu yana yalpalama sanatçının zihnin özgürlünü engeller.