Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Parkmetre"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

doğum günü hakkındaki yazılar:

hepi börtdey
hepi börtdey
doğum günü kimi kişiler için yılın en önemli günüdür. o gün doğmuştur o kişi, bundan daha önemli başka bir gün var mıdır?
işte o kişiler için hazırlanmış bir site.
kutucuklara doğum gününüzün gün, ay ve yılını giriyorsunuz ve boom. o gün, ay ve yılda dünyada neler olmuş, time dergisinin kapağı neymiş, rolling stone dergisinin kapağında neler varmış, yumurtanın kolisi ne kadarmış, hangi plak-kaset-cd liste başıymış, nobel barış ödülünü kim almış, hangi film oscar almış,o günde hangi önemli kişiler doğmuş onları öğrenebiliyorsunuz. bitmedi doğduğunuz o kutlu-mutlu günde gezegenlerin konumu nasılmış, celtic, aztek, mısır, çin astrolojisine göre burcunuz neymiş hepsini öğreniyorsunuz.
7 ahkam var
Etiketler: , ,

14 kasım 2007, 25 yaşıma bastım ve pek mutlu bir hayatım olduğu söylenemez. iş hayatım berbat, evleneli 20 ay oldu güzel gidiyor ancak sıkıntılar diz boyu. masrafların ölçüsü yok. evlenmek isteyenlere evlilik aşamasında olanlara bir nasihatım olsun: eksiklerinizin olduğunu hissediyorsanız evlenmeyin. 23 evlilik için erken bir yaştı belki ama yaptım, evlendim. pişman değilim. keşke 30 yaşımda evlenseydim.

14 kasım 2007, 25 yaşıma bastım ve pek mutlu bir hayatım olduğu söylenemez. bir çok şeyi unuttum. arkadaşlıkları, alemleri, gece hayatını, eylenmeyi bir yerde ve yeniden aşık olmayı. derdim yaşamak için çalışmak, çalışmak için yaşamak...

41 ahkam var

Onu o kadar çok anlattım ki. "Aman be sıktın" deniyordur belki. Onun hakkında yazacaklarım yazdıkça çoğalıyor sanki. Canım ikizim... Hiç bitmez yazacaklarım ikizim hakkında.

\

Doğum günü tebriğinden sonra, yine kalbim Ayşecimle doldu taştı, birşeyler yazmaya karar verdim onun hakkında. Ayşe' yi 5 yaşından beri tanıyorum. Şöyle bir bakıyorum da 15 senedir hala çözememişim kendisini. Kimse çözemedi onu. İzin vermedi kimseye. Kendisinin çizdigi bir dünyası vardı, o dünyanın dışına bir kez olsun çıkmadı. İçeri kimseyi de kabul etmedi. Ben hariç... Bana kapıyı açtı çok defa. Girdim ama karıştıramadım. Bir köşede oturdum her seferinde. Hiçbir şeye dokunmama izin vermedi. Ayşe' nin dünyası diye birşey var. Eminim ben buna. İçinde kendi kendine süper uğraşlar bulduğu, harika şeyler ortaya çıkardığı, belki mutsuz belki hüzünlü belki kendisini içinde yalnız hissettiği bir dünyaydı. Bana çok albenili gelirdi hep.
\
Küçükken arada gelir "hadi bizim site için bir dergi çıkaralım, sonra dağıtalım" der dururdu:) Birşeyler yazar, hikayeler toplar, kendimizce karikatürler çizip güya kendi dergimizi oluştururduk. Bir başka gün Ayşe'yi kapılarının önünde bulurdum. Önünde birşeyler olurdu. İncik, boncuk filan, sonra bebeklerine diktiği giysiler... Meğer onları satıyormuş. Bazen de annelerimiz filan evde yokken mutfağa girer onun süper fikirleri doğrultusunda heryeri alt üst ederdik.Sonra babam bana paten almıştı. Benim olur da, Ayşe'nin olmaz mı hiç? Ona da almışlardı. Ama onunki daha güzeldi. Pembeydi onunkiler. Benimkiler gri:( Tam onların evinin önünde çok az arabanın yavaşça geçtiği, süper, dümdüz bir asfalt yokuş vardı. Kendimizce uydurduğumuz birşey vardı. Patanist... "Patanist olalım" derdik. Çok alışmıştık, o yokuştan çok güzel (cidden güzel şimdi bile küçümsemiyorum. gerçekten çok başarılıydı) kayıyorduk. Artistik hareketler yapmayı da hiç unutmuyorduk. Biraz daha büyüdükçe babasının fotoğraf makinasını aşırmaya başlamıştı. Garip garip bir sürü fotoğraf çekerdik. Kamerayla gelirdi bir başka gün. Her şeyi videoya alırdık. Ergenlik dönemine gelince görüşmediğimiz iki sene boyunca, Ayşe birçok resmimizi photoshopla değistirmişti. Videolarımızı kesip biçip değişik şeyler oluşturmuştu onlardan. Evet, Ayşe' nin dünyasının yeni ugraşı photoshop ve benzeri bir dolu program olmuştu. En son üzerinde çalıştığı şeyleri gösterince epey şaşırmıştım.Çok profesyonelceydi gerçekten. Kendi dünyasında süper işler çıkarmıştı. Ama kimsenin haberi yoktu, tek ben biliyordum onun o süper orijinal fikirlerini. Tek bana göstermişti. Dünyasına sadece beni davet ederdi çünkü. Çalışmalarıyla mutlaka çok güzel şeyler başaracağını seziyordum hep. Ama o işletme okumaya başladı. Ayşe'ye o kadar tersti ki. Ne diyebilirdim ki. Ayşe'nin dünyası sonuna mı gelmişti yoksa:(
\

Onun içimi neşeyle kaplaması doğum günü tebriği sayesinde oldu. En anlamlı tebrikti onunki benim için. Aramadı diye kızmıştım çünkü hiçbir doğum günümde beni yalnız bırakmamıştı. Telefonum bozulduğunda bile ne yapıp edip babamın numarasını bulmuş ve o şekilde ulaşmıştı bana. Burdan da anladığım, o beni terk eden arkadaşlarımın, özel günlerde hep unuttuklarını "kontörüm yoktu." "telefonum bozuktu." "telefonumu çaldılar unuttun mu?" gibi bahanelerle örtmeye çalışmalarının hayatımda duyduğum en saçma sapan yalan olduğu... İstemek önemli sadece. Ayşe, benim onu aramadığım zamanlarda ne yapar eder, bana bir şekilde ulaşır, kontörü yoksa da ailesinden birinin telefonundan arardı mutlaka. Ona minnet borçluyum ben galiba. Beni bir annem bu kadar sevdi bir de Ayşe. Anne sevgisi farklı birşey. Ama ben biliyorum annem kadar duygusal sevmese de beni çok seviyor. Ne zaman arasam yanımda olacak biliyorum. Ben onun hiçbir zaman yanında olmayı başaramasam da, o her zaman yanımda olduğu gibi yine yanımda olur, ne olursa olsun. " Bir eli kanda olsa" derler ya işte öyle... Evet, Ayşe bu doğum günümde aramamış, "ne yapsam da duygulandırıp ağlatsam?" diye didinip ugraşmıştı herhalde. Uzun bir aradan sonra msne girmiştim. Bir mail vardı bana. Ayşe'dendi. Doğum günü mailiydi. Birkaç birşeyler yazmış. Aşağı indikçe resim gibi birşeyler olduğunu gördüm. Ama Ayşe'yle benim resmim filan değildi. Silik renkli kalemle yazılmış kağıtların fotoğraflarıydı. Zorlansam da okumaya çalıştım. Ne olduğunu kavrayamadım ilk başta. Çok fazlaydı. Bir sürü kağıt resmi. İlkini okuyup bitirince ne olduğunu anladım. Ayşe'nin günlük sayfalarıydı. Birbirimizden koptuğumuzda yazdığı günlük sayfaları... Benden bahsettiği, o an ağlayarak benim hakkımda yazdığı, neden onu hiç arayıp sormadığımı söyleyip durduğu günlük sayfaları. Nasıl bir doğum günü tebriğiydi bu? Üzmek mi yoksa sevindirmek mi istemişti? Aslında her ikisini de yapmıştı.Hem biraz içim burkulmuştu hem de sevinmiştim. Sevinmiştim çünkü beni bu kadar bir tek ikizim seviyordu ve herhalde bir tek de o sevecekti. İçimin burkulmasını, kendi yaşadığı üzüntüleri bana aktarabilmek ve bir nebze olsun içini dökmek için istemişti, sevinmemi de beni çok sevdiği için... Sonra bir cd geldi kargo ile. "Ne bu? ne bu?" diye düşünürken taktım bilgisayara açtım.İlk karede ikimizin bir resmi vardı.Fonda çok güzel bir parça çalıyordu. Sonra benim bile hiç görmediğim bir resmimi koymuştu.Yavaş yavaş büyüyorduk resimlerde. En küçüklük resimlerimizden en büyük halimize doğru, en doğal hallerimizde... Çok güzel olmuştu. Müzik bitip benim uyuyan resmimle video son bulduğunda gözlerimde yaşlar birikmişti bile. Bu da doğum günü hediyemdi sanırım.

15 ahkam var

Ruhu en derin yaralarından birini almıştı bu sabah. Apansızın vuruluvermişti. Hiç beklemiyordu. Yutkundu, ama gitmiyordu. Yutamıyordu en derin acısını. Yutsa bile midesine oturacaktı adı gibi biliyordu.
Birileri adını söylüyordu. Derinden geliyordu ses. Hemen elinin tersiyle kızarmış gözlerini sildi ve üçer beşer merdivenler inmeye başladı. Anneannesi mutfakta onu bekliyordu. Yaşlı gözlerini farketmesin diye anneannesinin gözlerine bakamıyordu. Gözlerini kaçırdı. Kadın ellerini önlüğüne sildi. Sanki suretinden ruhunun derinliklerini görebilecekmiş gibi ona baktı derin derin. Tam konuşmak için derin bir nefes almıştı ki, sustu. O da yuttu. Arkasını döndü hızlı hızlı bulaşıkları yıkamaya başladı.
Bundan artık gidebileceği yorumunu çıkardı. Uzaklaştı mutfaktan, dış kapıyı açtı ve nereye gittiğini bilmeden yürümeye başladı. Nereye gittiğini bilmiyordu, belki de en yakın arkadaşının ya da komşu annesinin yanından geçti, ama görmedi. Büsbütün kör olmuştu o günden beri.
Sana âşık olabilirim, demişti ona. O da ben de sana, demişti. Gülmüştü çocuk. Ne gülüyorsun diye paylamıştı bir güzel çocuğu. Sonra sanki bir daha birbirlerini görmeyecek gibi konuşmuşlardı. O gün, ertesi gün, daha ertesi gün... Günler birbirini kovalamıştı ve çocuk dediği gibi âşık olmuştu ona. Onu hapsetmişti aşkıyla. Ondan habersiz dışarıya çıkamıyor, uyuyamıyordu bile. Mesajlarına yarım saat geç cevap yazsa küsüyordu çocuk. O her zaman çocuk kadar yakın davranamasa da, içten içe sevmeye başlamıştı çocuğu. Büyük bir beğenisi yoktu çocuğa aslında, ama kafaları çok uyuşuyordu. Bir de bu kadar bunaltmasaydı ne kadar güzel olurdu.
Günler günleri kovaladı. Esareti daha da artmıştı kızın. Her gün beni sevmiyor musunlarla karşılaşmaktan boğuluyordu. Tam bir sevgi arsızıydı çocuk. En küçük aksilikte bile fırtınalar koparıyordu. O gece sabahlara kadar ağladı kapısında. Anneannesi uyanacak diye ödü kopmuştu. Camdan izlemişti çocuğu, boğazında bugünküne benzer bir düğüm, ağzında acı bir tat vardı. Sonra kalktı ve gitti çocuk. Arkasından bakakaldı o da.
Günler günleri kovaladı. Onun telefonu çalmaz, kapısına kimseler gelmez olmuştu. Ne olduğunu anlamadı. Aradı, açmadı çocuk. Mesajlar yazdı, cevap bile vermedi. Bir anda yer yarıldı, yerin dibine girdi sanki. Halbuki o kadar emindi ki kendisini sevdiğinden. Ama yanılmıştı demek ki...
Günler günleri kovaladı. Yanından telefonunu bir dakika uzak tutmuyor, sürekli ekrana bakıyor, belki yanlışlıkla görmemişimdir diye sürekli mesajlarını kontrol ediyordu.
Sabah ansızın, apansızın acı bir ses içini üşüttü. Terk edilmemek için, terk etmişti çocuk, evleniyordu...
O sabah, bu sabahtı. İkinci defa bir erkek bir daha gelmemek üzere terk etmişti onu. biri doğduğu gün babasıydı, diğeri de terkedilmemek için terkeden o çoucuktu.
Bu sabah onun doğum günüydü.

16 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu