Güneşli bir hava, zaferde yürüyorum. (zafer:konyanın en işlek yerlerinden biri) Bir berber dükkanına giriyorum; bir berber bir berbere naber birader demiş diyorum. Şaka şaka. Dükkana giriyorum, etrafa bakıp çıkıyorum. Yürümeye devam ederken karşıma psikopat arkadaşım Şebnem çıkıyo ve yanında da kısa saçlı, kırmızı tişörtlü sert bakışlı tanımadığım ters biri var. El sıkışıyorum ikisiylede ve içten bir -merhabaaa... diyorum.
Beraber yürümeye başlıyoruz. Şebnem dondurma alıyor. (bir gece önce dondurma muhabbeti yapmıştık) Bana da getiriyo bi külah. Ama istemem ben bunu, ötekinden isterim ben, sevmiyom bunu diyorum ve almıyorum. Tesadüf o ki, o anda karşımıza dondurma satan bir seyyar satıcı çıkıyor. Çok enteresan ve ilginç bir seyyar satıcı, tuhaf bir görünümü var. Sade dondurma istiyorum. Adam iki saat veremiyor, kızıyorum. Sonra bir dondurma veriyorki, 5-6 külaha koyulcak dondurmayı 1 külaha koymuş, çikolatalı ve sade karışık, birde mıncık mıncık edip kıvırıyo dondurmayı. Sinirleniyorum, ben sade istemiştim yaa diyip, verip parayı gidiyorum.
Dondurma!!! Ceplerini yokladı merakla; ne kadar parası kalmıştı acaba? Arka cebinde öğrenci kimliği ve bankamatik kartlarının olduğu yerde bi 5’liği olduğunu hatırladı. Yeter miydi ki? Keşke o kadar uzakta oturmasaydı. Bisikletle gidecekti ama gideceği yerde dondurmacı bulabilecek miydi? Of ne kadar kötü bi durumdu? Evini de bilmiyordu üstelik. Sürpriz bile yapamayacaktı yani… Postaneye vardığında Al’ı arayıp evinin yerini tam olarak tarif etmesini isteyebilirdi. Neden gelmedi ki buraya? Alırdı onu tramvay durağından. Sonra başlarlardı yürümeye. Nereye mi? Yeşilliğin olabileceği sadece yeşilin hissedileceği yada upuzun düzlüklerin olduğu, görülenin alabildiğine boş olduğu bi yere. Al’ı hem hüzünlendirecek hem mutlandıracak bi yere. Şebek olmaya bile razıydı Kara. Sanki hataları kendisi yapmış gibi, şebek olacaktı, cezalandırılanın da kendisi olması sorun değilmiş gibi. Şeberip Al’ı mutlu edecekti. Plan tamamdı ama o gelmeyecekti. Madem öyle ona gidilmeliydi.

Benim küçüklüğümde, çocuklar büyüklerden çekinirdi.
Sokaklarda oyun oynarken azarlanırdık bazen.
Daha da öncesinde, çocuklar yaşlıların gözüne görünmeye bile korkarlarmış.
Bu elbette ki yanlış bir durum.
Çocukların korkuyla yetiştirilmelerini doğru bulmadım hiçbir zaman.
Ama zaman öyle değişti ki,
herşey öyle tersine dönmeye başladı ki...
Artık büyükler çocuklara ilişmekten çekiniyor.
Küçücük çocuklar, kendi dedelerine ve ninelerine karşı saldırganlıkta öyle cüretkar davranıyorlar ki...
Çocuklardan masumiyeti, çocukluğu aldık yavaş yavaş.
Her güzellik gibi çocukların güzelliğini de kaybetmeye başladık.
24 Kasım tarihinde bütün Türkiye'de ve 50 Avrupa kentinde gösterime girecek olan "Dondurmam Gaymak" filminin oyuncu kadrosunun neredeyse tamamı Muğla da yaşayan sıradan insanlardan oluşuyor.
Yapımcısı filmin bir anlamda "imece usulüyle" çekildiğini söylüyor.
Film çok olumlu eleştiriler alıyor.
Queens Film Festivali’nde En İyi Komedi Filmi ve En İyi Yönetmen ödülleri
Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 13'üncüsü düzenlenen Altın Koza Film Festivali 'nde jüri özel ödülü ve halk jürisi ödülü.
Başrol oyuncusu "Turan ÖZDEMİR" de en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı.
Zaten Babam ve Oğlum, İklimler, Beş Vakit, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? gibi iddialı filmleri geride bırakarak, "yabancı dilde film" dalında Türkiye’nin Oscar aday adayı olarak seçildi.
Filmin İngilizce ismi ise "Ice Cream, I Scream"
Dondurmam Gaymak filminin internet sitesi için tıklayın
..............
Ben 4 yılımı geçirdiğim bu güzel kentin samimi insanlarını izlemek için sabırsızlanıyorum.
Filmin çekildiği Muğla iliyle ilgili linklere göz atmak isterseniz ..
link1 , link2 , link3 , link4