Vazgeçtim gözlerinden..... Vazgeçtim sözlerinden..... Bir ah de yeter.......
Bu sana dair son yazışım , bu sana son gözyaşım ve bu sana son haykırışım.....Sanırım hayat bi yolsa ben o yolların en virajlısına ve en patikalısına rastladım ve artık bu patikaları arkamda bırakıp düz ve güzel bi yola çıkmak istiyorum....Herşeye rağmen ne kadar yıpransam , üzülsem ve kırılsam da hiç pişman olmadım sanırım hayatta en önemli şey bu pişman olmamak yada pişman olacağın şeyi yapmamak..........
Herkesin eminim aşka dair bi çok tanımı veya terimi vardır.Benim için bu bıraz farklıydı daha doğrusu senle farklıydı aşk seninleyken zaten hayattı ve artık aşk yok benim hayatımda demek istiyorum ama zaten benim için aşk hayattı hayatta sendin sanırım...Neyse artık bi hayatım ve bi aşkım yok ama çok daha önemli birşeyi keşfettim hayatta dostlarım herzaman yanımda olan ağlarken bağırırken saçmalarken hep onlar yanımdaydı tabiki bende onların yanındaydm bu vazgeçiş o yüzden bana eskisi kadar çok koymuyor artık..... Aslında onlar belki okuyacak bu yazıyı belkide okumuyucaklar ama yinede söylemek istiyorum iyiki varsınız..:)
"önce ekmekler bozuldu"ydu zaten. ardı sıra yoğurtçular, macuncular, poğaçacılar, kalaycılar, nayloncular, sakalar, şıracılar yok oldu...
"piley siteyşın"lar çıkınca kafa karışlar, morslar, yakan
toplar da gömüldü çocuk kalplerimize...
yıl bilmemkaç... inönü'de fenerlilerin arasında maç izlemiştir bu satırların yazarı!
artık her şey bitmiştir!
her şey ama... spor da, siyaset de, sanat da,
televizyonculuk da, gazetecilik de...
ortada tam bir maskaralık, tam bir kumpanya sergileniyor...
en yılışık, en seviyesiz, en pespaye ve en sahtekarından...
tavşana kaç, tazıya tut demekte uzmanlaşmış bıyık altından tebessüm etmelerin uzmanları, hayatta her şeyi para ve müşteri olarak gören bir işportacı zihniyetiyle televizyonları, sporu, basını, siyaseti yöneten güruh tüm bu olan bitenlerin sorumlusudur.
Florian Henckel von Donnersmarck’ın yönetip senaryosunu da kendisinin yazdığı filmde, Martina Gedeck, Ulrich Mühe, Sebastian Koch, Ulrich Tukur başarılı oyunculuk çıkardılar.
Filme giderken içine kapanık, anlaşılması zor bir film sanırım dedim. İlk sahnesinde aldı beni oysa. Aşk, ihtiras, yalnızlık, sistemin tutsakları olmamızın sorgulanması, kaçış yollarının analizi, bir istihbarat memurunun dinleme cihazıyla başkalarının hayatını dinlerken tüm hayatı ve kendini sorgulaması.


"Sen eğer erkek olsaydın, seninle evlenirdim."
"Biz çok iyi anlaşıyoruz be kanka, kız arkadaşımla bile böyle anlaşamıyorum."
İşte bu noktada, cinsiyetiniz önünüzde aşılamaz bir duvardır. Toplumun önyargılarından, alışkanlıklarınızı yıkmaktan korkarsınız. Hemcinsiniz bir bilim adamına,şarkıcıya ya da ressama hayran olursunuz. Bu hayranlığın altında güçlü bir hoşlanma ve aşk gizlidir. Ama siz bunu hiç düşünmezsiniz, farkına bile varmazsınız.
Dostluk,sadece anılarda kalmış bir gerçek olarak mı kalıcak çok da yakın bir gelecek de diye düşünmeye başladım bugün.iyi gün ,kötü gün dostu diye birşey vardır ya insanların dillerinden düşürmedikleri;herkes hep kötü gün dostu arar ısrarla, eyvallah ama iyi gün dostu çok daha iyi bişey diil midir ya?kötü günümüzde herkes yanımızda zaten insanlar birilerine ah canım vah canım yazık canım demeyi o kadar çok seviyorlar ki ben ondan daha iyi durumdayım şükürler olsun demek adına, karşısındaki ne yaşıyor onu bile anlamadan kendi hayvansal egosunu okşamak adına ıvır zıvır teselli dostluk akrobasileriyle sadece duruyorlar insanların yanında böyle insanlar bize bişrşey vermedikleri gibi birde olanı alma meraklısılardır ki bu insanlara karşı iyiyim ,çok mutluyum ben demek adeta onlara küfür etmekle eşdeğer birşeydir!ne mide bulandırıcı birşey diil mi, böyle aşşağılık insanlarla yaşamaya alışmak?tüm bunların yanı sıra gerçek dostlar tabi ki de vardır ama hayat bir yerden sonra insanları öyle noktalara getirebiliyor ki bunun var olması, yürümesi gerçektende imkansızlaşabiliyor!herşeyi korkunç bir şekilde tüketiyoruz,lütfen dostluğun neslini tüketmiyelim ki dünya olduğundan daha da fazla bozuluyor olan bir gezegen olmasın!
Nasıl mı? Kendisi İstanbul’da iş buldu bir ajansta. ‘Benim buradaki işime sen den bahsettim, büyük ihtimalle olacak. Yalnız sen de bana her ay 200 ytl vereceksin’ dedi.
Lisans boyunca en yakınım. Kardeşimden yakın olduğu çok olmuştur. Onun kadar sırlarımı kimse bilmez. En mahremimize kadar biliriz. Onun gayliğini, yaptıklarını, kamyon şöförüyle sikiş macerasına kadar anlatırdı bana. Milletvekiliyle yatmamı bir ona anlattım açık açık, adamın kullanma kılavuzunu o öğretti bana.
Bacağımda kampüsde yatmaları benim onun koluna girmelerim bütün kısmetimi kapatırken huzurum ve keyfim tavandı. Sonra bütün gay barlara onunla gittim ve bir ton gayle tanıştım.
Bugün kendimi nasıl hissediyorum? Arzulu. Biraz dingin. _ fırtına sonrası sessizlik gibi- Ders çalışmayı düşünen. Aşkın anlamsızlığını, insanların birbirine kazık atmasının ne kadar kolay olduğunu binince kez görüp- anladığım bir gecenin ardından duygusal mevzulara inanmanın aptallık olduğunu düşünür hale geldi. Azıcık porno sitelerinde gezindim ama onlar beni daha da beter ediyor. Ah şu hormonlar! A kadın, daha iki gün önce seviştin. Ben sana her gün nereden adam bulayım? Yapmam gereken bu kadar şeyin arasında... Neyse, az sonra odamı toplayıp çalışmaya başlamam lazım. Yarın soru soracak hoca. Odamı ve kendimi toplayıp moda girmem lazım.
Demek kendini çok yalnız hissediyorsun? Oysa dünya, senin için bile yeterince büyük ve emin ol ki seni ilgiyle dinleyebilecek ya da desteğine gereksinim duyabilecek, sayabileceğinden daha çok insan var.
Üstelik, çok sıkıldıysan, ekonomik nedenler ya da tanıdığın olmaması nedeniyle, asla yurtdışına gidemeyeceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun.
Dünyada hala, her zaman olduğu gibi, iyi insanların sayısı kötülerden çok, sadece; kötüler kadar iktidar heveslisi olmamak gibi bir zaafımız/erdemimiz var. Ama kötüler kadar cesur olamasak bile, bir adım atabiliriz.