
-İnsan benliğinin travmayla karşılaştığı anlarda, iç dünyanın kutupları görünür hale gelir. Yaşamda karşılaştığımız aşikar görünen olayların trajik yönleri ruhsal dünyanın derinliklerine açılan kapılardır. Dostoyevski, psikolojinin diyalektiğini kavrayarak aktarabilen bir dehadır.
-Böylesine derinlikli bir kavrayışı sinemaya aktarabilmek için geleneksel yöntemleri bir kenara atmak zorunluluktur. İnsanın kendini anlatmaya sıvanmış sanat ürünlerini Dostoyevski'den yola çıkarak oluşturmak, iyi bir kapının keşfidir. Zulawski, birçok filmini yazarın farklı romanlarından yola çıkarak gerçekleştirmiştir. Hareketli kamerasını ruhsal dünyanın derinliklerinde dolaştıran yönetmenin bir filmi de; "Possiession".

20. yüzyıl'da Japonya ile Rusya arasında cereyan eden savaş yüzünden oldukça zorlu günler geçiren Ruslar, Japonlar'ın savaş stratejileri yüzünden 'kaybedenler' tarafında yerini alıyordu.
2 Şubat 1905 tarihinde, hala savaşın göbeğinde olan Rusya'nın St. Petersburg eyaletine; Yahudi bir eczacı ile gündelik işler yapan genç bir kadının ilk çocuğu olarak dünyaya geldi Ayn Rand.
'Alissa Zinovievna Rosenbaum' adıyla bir Rus vatandaşı olan Ayn Rand, ilkokul yıllarında edebiyat ve sinemaya olan ilgisinin, geleceğini şekillendirmesinde etkili olacağını biliyordu.
İki kızkardeşe sahip olan Ayn Rand, ailesinin Tanrı'ya kayıtsızlığından, 'agnostisizm' adı verilen; Tanrı'nın var olup, olmadığının bilinmeyeceğini savunan inançlarından da etkileniyordu.
'Gözlemleme' yeteneğiyle ailesinin içinde bulunduğu maddi zorlukları anlamaya çalışan Rand, durmadan kitap okuyor ve annesiyle düzenli olarak Fransızca dil bilgisi çalışıyordu. Henüz 14 yaşına girmeden Victor Hugo'yu sevdiği edebiyatçıların arasına ekleyen Rand, erkek kahramını olarak da 'Cyrus Paltons'u bellemişti.

Üniversiteyi St. Petersburg'daki Leningrad Üniversitesi (eski adıyla; Petrograt Üniversitesi)'nde, tarih ve felsefe bölümünde okudu. Sosyalist eylemler ve Rusya'nın içinde bulunduğu durumu eleştiren yazılarla dolu olan günlüğüne, gelecek planlarından da bahseden Rand, İskoç asıllı 'cesur' şair Walter Scott; "Üç Silahşörler", "Monte Cristo Kontu" ve "Siyah Lale" gibi eserlerin sahibi Alexandre Dumas (İngilizce biyografi), Edmond Rostand gibi isimleri okuyor; Dostoyevski'nin felsefesini eleştirip, Eflatun (Plato) ve Aristo'nun fikirlerini benimsiyordu. Edebiyata olduğu kadar, sinemaya da yoğun ilgi besleyen Rand, 1924 yılında Devlet Sinema Sanatları Enstitüsü'nün 'senaryo yazarlığı' bölümüne kaydoldu. Bir süre eğitime devam eden Rand, yazdığı senaryo müsveddelerinin Rusların ve sosyalist insanların yaşam felsefesine ters düşeceğini düşündüğü için eğitim programını yarıda bıraktı. Operayla tanışan Rand, sahne görkeminden büyülendi ve oyunculuğa ilgi duymaya başladı. Sahnede olmak isteyen Rand, 'sessiz sinema' dersleri aldı.
“Kedinin fareye üstünlüğü, delik başında ki sabrından” demiş Mazhar Candan. Kendi sabrımı kim bilir kaç delik başından denedim, kaç kez “biraz daha mı bekleseydim?” diye bırakarak bitirdim beklemeyi sonra. Delikten çıkacaklardan korktum kimi zaman, kimi zaman beklediğim deliğin ağzını hiçbir şey çıkmasın artık diye kendim tıkadım.
Kedinin fareye üstünlüğü, delik başında ki sabrından” demiş Mazhar Candan. Kendi sabrımı kim bilir kaç delik başından denedim, kaç kez “biraz daha mı bekleseydim?” diye bırakarak bitirdim beklemeyi sonra. Delikten çıkacaklardan korktum kimi zaman, kimi zaman beklediğim deliğin ağzını hiçbir şey çıkmasın artık diye kendim tıkadım. Dimdik ayakta durduğumu sanıyordu herkes, oysa ben bekliyordum ve çok korkuyordum beklerken. Dünyanın gideceği yerden, insanların acılarının daha çok artacağından, bir daha aşk olmayacağından, yeni Hitler’lerden, Dostoyevski’nin bir daha öleceğinden, Bach’ın hiç yaşamamış olmasından, çocukların açlıktan ölmesinin sonu gelmeyeceğinden, masum, günahsız insanların dünyevi çıkarlar uğruna yaşamlarının ellerinden alınmasından korkuyordum. Korkularımı paylaştıkça insan olduğumu anlıyor, bir daha korkmamaktan korkuyordum. Korkarım başıma geldi korktuğum, korkarım kimse de artık korkacak hiçbir şey kalmadı.....