
Her şey bitiyor, hayat, su, hava, nefes, sevgi, yaşanılmışlıklar, hatıralar... Bitirilişi yaşatan bir yaşam döngüsü içinde hızla geçip gidiyor günlerimiz… Mevsimler bitiyor, yüzler değişiyor, dostlar değişiyor, insanlar tükeniyor… Her bitişin ardında yeni bir başlangıç olduğunu sanırdım eskiden… Yeniler eskileri getirmiyor halbuki, hiç bir şey eskinin güzelliğini, yerini alamıyor. Yeniliği yaşatan her duygu, her olay, bitişi tekrarlatıp hatırlatır gibi, önümüze yığılı bir hatıra, bir resim albümü gibi seriliyor. Her bitiş yavaş yavaş kendi tükenişimizi hazırlıyor galiba.
İçimden dozerler geçiyor, rutin dozunu aşmış
Ve bir hilti, bir tilki kurnazlığında, beynimin loblarında
Biliyorum - aslında, rahme daha yeni düşmüş bir ‘bilmek istiyorum’-
Bu sadece bir şarkı
4’10’’
9/8’lik ritmden uzak
Biraz telliler, veryansın distortion; yakıcı, yıkıcı, yırtıcı
Biraz manik tuşlular, tuş edici depresyon
Biraz hüzünkâr yaylılar, yaylımcı
**********
Kuşatma altında sıkıntılar köşe kapmaca oynuyor içimde
İçimde binlerce çocuk sesi, çocuk parkı, ivedi yağlanmalı bir tahterevalli
Pudra uçuculuğunda saklambaç kokusu
Ebe kim?
Gümeci
Damağımda eskiden kalma çok lezzetli bir tad var bu ara.
Her defasında beddualar eden teyze ve arada yetişmediği çocuklara 'bizlere' savurduğu küfürler ve attığı terliği geliyor en boktan zamanlarda aklıma ''55 yaşında ki hatun nineni neden bu tür davranışlar sergilediğine hala akıl sır erdiremiyorum''. Takma dişlerini yaptıralı 3 yıl olmuş, 'o zaman için geçerli tabi bu' zaten canın çekse bile hepsini öğütecek ne enerjin vardı nede gücün. Neden götümüzde koşardın boktan iki erik için, hala anlamış değilim.'bide koca duvar var tabi.Utanmasan o yaşta ordanda atlican.'
Peki ya biz yazık değilmi o yaştaki kadına son bikaç yılında huzur vermiyorduk.bizdede vardıya bokluk neyse.Bu ara olur olmaz geliyor işte aklıma.
Merak ediyorum nedir aceba bu sebebi ziyaretin amacı?
bunca zaman sonra...
Hızla koşuyordum sadece erikleri yemek isteyip istemediğimi bile hatırlamıyorum.Aslında şimdi erikten nefret bile ediyorum ama yinede her sabah bu kovalamacaya giriyordum.
Girmek istiyordum.
Koşup duvarın üstünde o terlik hangimize isabet edecek diye bekliyordum.Sonrası kahkaha ve teyzenin acı küfürleri
-sizi piç kuruları...
masaLara çıKmaK geLiyor içimdeN
beyaZ öRtülere basMak
tutup bir şişeyi ucundan
-pahalı bir viski' yi-
içmeden
paTLatmaK geLiyoR duvaRda...
Adam gözünün ucuyla etrafındakilere baktı, herkes durmuş ona bakıyordu.
-"Ne bakıyorsunuz lan!" dedi.
Karşısında saldırabileceği tek bir hedef olmadığını anlayınca tepki vermekten vazgeçti. Elleri acımaya başlamıştı artık. Şuursuzluğu ile yaptığı hareketin anlamsızlığını farketti ve kullanabileceği bir şeyler bulabilmek için etrafına bakınmaya başladı...
-"Duvarı yıkamazsın." Konuşan bir çocuktu.
-Hata yaptılar, burada olmamam gerekli hata yaptılar...
Adam bu esnada ileride duvara dayalı, dik duran bir kazma gördü koşarak onu almaya gitti. Etrafındakilerin dikkati arttı, acıyan gözlerle ona bakıyorlardı artık.
Bu sabah uyandığında telefona sarıldı eli ve ilk onun uykulu sesini duyup huzura varabilmek için hemen arama tuşuna basıverdi.
Numara çevirmeye ihtiyacı yoktu. Çünkü o daima en son aranan ve hatta hep aranandır , arayandır.
Tuşa basıtığı anda inanılmaz bir acıyı parmaklarının ucundan yüreğinize kadar hissetti öyle bir acıdır ki o an ölmeyi istedi.
Daha ilk çağrının ulaşmış olmadığını umud ederek hemen telefonu kapattı ve hatta parçalanması için duvara fırlattı.
Donup kalmıştı. Bu hiç beklemediği bir şoktu. Tamam kötü anlar yaşayacağını o da biliyordu.Hiç bir şey kolay olmayacaktı. Ve belki eskisi gib asla olmayacaktı. Ama bu kadarını beklemiyordu. Yatağın ayak ucunda darmadağın odanın duvarlarına bakakalmıştı. Farkına olmadan kafası öne doğru düştü ve ellerinin arasında takılı kaldı.
Odanın penceresine yöneldim ve aşağıdaki çocuklara gözüm daldı. Topu arabanın altına kaçmış, çıkarmaya çalışan; sırtında yazan isimlerden yola çıkarsak, Tuncay, Appiah, Necati ve Carewler çok şirin görünüyordu. Ardından Tuncay’ ın topu arabanın altından çıkarması, topu kaleye sürmesi ve kaleye şut çekmesi. Gol çığlıkları… oyun tek kale oynanıyordu. Bu zamanda da kimse kaleye geçmek istemiyordu. Kaleye geçmek istemeyenler… bu aklıma babamın küçükken söylediği erdemli sözleri getirdi. Dayımla babam aynı takımdayken, kaleye geçmek istemeyen dayımla atışmasından geliyor bu karakter tahlilleri. Kaleye geçmek istemeyenler, askere de gitmek istemezdi. Mezun olup baba parası yiyenlerin çoğu, küçükken kaleye geçmek istemeyenlerdi. Dayım da onlardan biriydi. Sınavlarına bir gün kala çalışanlar da kaleye geçmek istemeyenler diye sınıflandırılabilir. Kaleye geçmek istemeyenler, yenilginin faturasını kaleciye çıkarırdı; hırslı, topu kaybettikten sonra sorumsuz, bencil ve küfürbaz olurdu. Aşağıda top oynayan çocuklardan bu kimliğe uygun birini aradım ama bulamadım. Çünkü tek kale oynanıyordu. Teke tek oynanıyordu. Yenilen kaleye geçiyordu. Top uzağa giderse, yenilen çocuk topu getiriyordu. Genelde kavgalar, su birikintisine girmiş topun, “Kirlenmek güzeldir.” in aksine, birine çarpıp üstünü çamur etmesi sonucu doğuyordu.