Garip bir varlık insanoğlu. Yeryüzünde bulunan en kibirli canlı, kibiri haklı mı haksız mı sorgulamak ne mümkün!
Bize bahşedilen zekadan bahsederken bile gururluyuz sanki bize akil, zeka bahsedilmesini hak etmişiz, çabalayarak kazanmışız gibi bunu. Halbuki zekamız doğanın dengesini korumak için kazandığımız bir özellik. Bizde atlar gibi doğduktan bir kaç saat sonra koşabilseydik, maymunlar gibi bizi soğuktan koruyan uzun tüylerimiz birkaç gün içinde çıksaydı böyle bir zekaya gerek kalmayacaktı. Evrenin düzenine bakınca çok basit görünen bir adaptasyon bizim gurur kaynağımız. Zekamız zayıflığımızdan kaynaklanıyor aslında, fiziksel kusurlarımızı örtbas etmek için ama biz kendimizde olan özelliği “en iyi” sayma güdüsüyle yine zeki olmayı tercih ediyoruz.
Aidiyet duygusu ise bundan sonrasında devreye giriyor. Kendimizi canlılar arasında “insan” kategorisine yerleştiriyoruz bir kere ama bu bizim egomuzu (ego Latince kendim demektir) tatmin etmiyor. Bu sefer ırklara ayrılıyoruz, o da yetmiyor dinlere ayrılıyoruz; sarışınlar, zenciler diye ayrılıyoruz. Tüm bu gruplaştırmalar o kadar genel kaçıyor ki aidiyetin içgüdüsel yapısına, bizler takımlara ayrılıyoruz, “sağ”a “sol”a kaçıyoruz. Kendi bireyselliğimiz, “ben”imiz o kadar küçük ki onu büyütmek için “biz” oluyoruz. Hem de her konuda biz oluyoruz; fiziksel özelliklerimizle, inançlarımızla, siyasi görüşlerimizle, tuttuğumuz futbol takımıyla, basketbol takımıyla, aldığımız dersle, dersi sevmeyen öğrencilerle, sevenlerle… Genelden özele indikçe iniyoruz ve tüm bu “özelleşme”nin ortasında aslında en basit ve en temel aidiyeti unutuyoruz. İnsan olduğumuz gerçeğini…
İnsancılık en büyük gerçeğidir insanoğlunun çünkü Dostoyevski’nin dediği gibi “her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur".
Peki insancılık yani hümanizm nedir? insanı insan olduğu için değerli gören düşünüş biçimidir özünde hümanizm. İlk ortaya çıkısı Rönesans döneminde olmuştur. Skolastik felsefenin egemenliğinden kurtulmuş kültür adamlarının insanı kendine konu edinmesiyle doğmuş bir düşünce akımıdır aslında. Dante ve Petrarca’nin öncülük ettiği bu akıma daha sonraları Gionozo Manetti, Leonardo Bruni, Marsilio Ficino, Lorenzo Valla, Montaigne ve unlu Fransız yazar Jean- Paul Sartre gibi nice aydınlar katılmıştır.


"Ne ekersen onu bicersin"!
Bizler hep yasadigimiz olaylardan sikayet ederiz. Disdünya da yasadigimiz olaylar bize bi baska görünür. Su sorulari kendimize defalarca sormusuzdur:
Neden hep ben?
Neden her sey beni buluyor?
Tüm olumsuzluklari bir biri ardina yasiyorum neden?
Niye ben cok sabirsizim?
Neden bu kavgalar hep beni bulur? vs,vs gibi sorulari cogaltabiliriz...
Her ne kadar bizler disdünyada ki yasadiklarimizi kendimize yabanci görsekte, onlari hep bi kenara itip onlardan kacsakta, söyle veya böyle bu kactigimiz seyleri mutlaka yasayacagiz...
insan garip bir mahlukat. ne yapar ne eder kurtarır kendini saçma durumlardan. insanlar "çok"a ayrılır. korkarım çokluktan kaçmak isterim insanlıktan.
ego insanın en büyük düşmanı. yanlış anlama başkalarının değil sadece kendinin de en büyük düşmanı.
ego ve ikiz kardeşi hırs...
bu ikizlerle tanışan insanlar bir daha kurtulamaz onların elinden. ilk başta herşey çok tatlı gelir sonra yavaş yavaş...
et kurtları gibi kemirir içten içten... kocaman yaralar açılır iğrenç kanlı ve irinli...
işte o çok'un diğer bir kısmı henüz bu ikizlerle tanışmamış olanlar bu yaraları görür ve tiksinir kaçmak ister ama bırakmaz onları sosyallik denen çok kişilikli kuzenleri...
Dogdugumuz zaman yuvarlak ,keskin,saf bir yüzümüz vardir.icimizdeki evren bilincimizin kirmizi atesi yanar durur.Ama yavas yavas ....
bizi
ana babalar yer,
okullar yutar,
sosyal kuruluslar emer,
kötü aliskanliklar kemirir,
yas ise tüketir.
Sindirildigimiz zaman;tipki ineklerdeki gibi alti mideden gectigimiz zaman,pis bir kahverengi tonunda cikariz.
Harcadım hırpaladım
çok zarar verdim beni affet
insan tuhaf ne hoyrat
ne şaheser ve nasıl ilkel hayret
kibir bir canavar gibi
bekliyor pusuda
tıpkı bir volkan gibi uykusunda
kalbini kurban veriyor
sen aşkın talibi o galibi
olmaya tutkun yok korkusu da
küçük bir hayat var biliyor
yanmam lazım daha yol almam lazım
kendimden caymam lazım zor...
Beste olarak egoya, güfte olarak insan ruhuna hitap eden şarkılara pek rastlanmıyor günümüzde.
İlk dinlediğimde bu şarkıyı, ya Sezen Aksu yazmıştır ya da Nazan Öncel diye düşünmüştüm. Yanılmamışım, söz ve müziğini Sezen Aksu yazmış. Özellikle sözlerdeki felsefi yaklaşım hemen belli ediyor Sezen Aksu menşeli olduğunu.

Hic unutmam bir sitede biri sahsima küfür etmisti
Verdigim cevap suydu; „söz namusludur, namussuz olan kullanandir.“..:-)
zihniyet´e mendil sallar gibi..:)
Bazi seyleri anlamak ve kavramak icin alim olmak gerekmiyor.
Ego, kibir, yorumlamadaki yönledirme ve algilamadaki bireysel olgu tercihi de isin
denge unsurudur. Gösteri icin sahne aramak mi, yoksa kendinde olani paylasmak mi? Ben
ikincisini tercih ediyorum. Tüm zidliklarin varligini bilerek, her defasinda dolabin bas döndürücü
yan etkilerini yeniden tecrübe ederek, tekrardan binmeyi göze alisimizin asil nedeni birlige, bir
olmaya olan özlemimizden geliyor.
ahh ne hıssediyorum bilmiyorum bile.. öz'ün zamanında yüklettiği şarkılar çaldıkça içimde buruk bir mutluluk konu bizimkiler filan değil konu ne onu da bilmiyorum. şu an garip bir duygu fırtınası yaşıyorum hemde koca bir hiç için... garip bir korku içimde, garip bi hal... her şey garip bugün... erol bey'ın dediği gibi garibiz be kardeşim... sürrealizm buymuş! tamam işte o benim! Öz'üm şiir yazıyormuş aklım ona da takıldı serbest şiirmiş... bu da düz yazı nesir miydi bunun adı? nesir ışte!...
bu da bir garip, bu yann tiersen şarkıları beni niçin böyle yapıyor vurgun yemiş gibi... nerede olduğumu unutuyorum akropolis'te buluyorum kendimi! bir anda o kadar çok amacım üşüşüyorki beynime, aklım zaten bir kaçışta hangisini yapacağımı şaşırıyorum, yapabilecek miyim onu da bilmiyorum... aklımdan geçenlerı boşaltıyorum ne gelırse aklıma sadece o kadar... serbest cağrışım bunun adı. aklına ne gelırse söylemek serbest çağrışımmış! 'kişi susamayacağı yerde konuşmalı sadece ve sadece aştığı seyler hakkında konuşmalı' diye okumuştum... öff daha okuyacağım çok sey var. '20 yaş' ne ki hayatın hangi noktası ki dante gibi ortasında bile değiliz! neredeyiz?.. akropolisteyiz! ne işim varsa orada!... hey ıstediğim yere giderim, şimdi de sicilyadayım biraz sonra da kalahari çölünde... insan olmanın en guzel yanı işte bu akıl! hani 2 lob filan var sağ, sol dıye. benim sağ lob çok gelişmiş, sanki hayal mahsülleri ofisinde çalışıyorum...
müzikler dönüp dönüp duruyor bense serbest çağrışıma devam... gözlerimi kapatınca aklıma ilk gelen garip bi çocukluk anısı oldu, bugünkü konu belli zaten "her şey garip" çıkış noktası bu! benim çıkış noktam... kaçış noktam? "ben"! nasıl bir kavramdır böyle, kimiz ki biz? nereden gelip nereye gidiyoruz? sonra biraz düşündüm... iyi bir insansın be BSSM, herkes iyi olduğunu söylüyor dedim, sonra ne basit bir kavram şu iyilik dedim içimden. her şeyin cevabı iyi!! beni ben yapan cevap bu olmamalı!! iyinin nesi kötü ki? ama "ben kimim?" sorsunun cevabı iyi değildir.
libidom mu beni hayata bağlayan tabikide o ! adı üstünde yaşama sevinci! iyi de ya bu gözlerim bazen niçin sebebsiz yere doluyor? her şeyimde sebebsiz yere oluyor sanki sebebini bilmiyor muşum gibi... işte kaçıs noktası bu! olanı görmemezlikten gelmek, hey sevdim ben bunu! insan nasıl yaşar yoksa dimi? derinlere dalmamam lazım. sığ sularda kalmalıyım. ya o derin sular beni içine çekerse ya geçeçeğini umduklarım geçmezse ya bir fırtına daha çıkarsa...
"kurtaaarrr!! beni bu derin kör kuyudan! dibini bile göremediğim kahrolası boşluktan, tut elimi çek beni, koyma beni tek başıma!"...
tek geldik be hayat, tek gideceğiz. uyudun uyanamadın olacak... gelirken bişi getirmedin ki giderken götüresin... hakkın yok!
-evet bir şeyim yoktu ama şimdi çok şeyim var. adları da kısaca "ŞEY" işte! ne garip şeyin çoğul hali EŞYA değil mi? arapça kökenli! nasıl bir ironi, yoo BSSM sen bu değilsin ki "görünüş sadece giysin", "türk giysili Јαсqυelіne" hesabı! sahip olduğum tek şey eşyalar mı? ya ailem, dostlarım? insan onları neden sever, sevdiği için mi yoksa sevmeyi sevdiği için mi? biz nesneleri değil o nesneyi isteyen güdüyü doyurmayı seviyormuşuz. bilimin yüzümüze bir tokadı bu galiba, ne kadar acı! aslında her şey Öz'ün de dediğinden ibaretmiş 'egoyu tatmin etmek'...
egoyu tatmin etmek ya da edememek meğer bütün mesele buymuş!...
Şimdiye kadar birçok parti ya damillet vekili çıkıp vaatlerinden bahsetti. Benim için burada önemli olan, olması gereken vaatler yanında benim istediğim vaatler.

vaatlerinizi bekliyorum. dediğim gibi benim oyum tek, benim oyum önemli.
Hepimizin küçükken öyle yada böyle mutlaka bır oyuncağı olmuştur,arkadaşlarımızdan ve kardeşimizden bıle kıskandığımız.sonra ergenlık falan derken bu oyuncaklar ya çöpe gıderler yada tavan arasında bır yerlerde yenı mekanında tozlanmayı beklerler.bızlerde zamanımızın çoğunu onunla geçirir iken hatta uyurken bıle yanımızdan ayırmadığımız bu sessız ama yününe tarafımızdan can katılmış canlıları terk ederız. çünkü artık büyümüş kocaman bir insan olmuşuzdur ve oyuncak dönemının tavan arasında kaldığını sanarız.halbukı öyle değildir büyüyüp insan içine karıştığımızda onların yerını başka şeyler alır. bu oyuncakların en önemlısı de bence İNSANdır insan dediğimiz varlığı bazen farkında olmadan oyuncak yerıne koyar bırısının yardımına sıcaklığına sesine sexine dokunuşuna tesellısıne ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda onlarla evcılık oynarız.fakat oynadığımız oyunu bılmeyen karşı taraf bu durumdan etkılenıp zarar görmeye başlar bır süre sonra, ama oyun oynanmıştır zaten. bırısı onun sahıbı diğeride elden bırakılmayan oyuncağı olmuştur çoktan.bızler bu durumu ençok eski sevgılilerimize yaparız eğer bırde kavgasız ayrılmış ama arkadaş olarak hala görüşüyor isek.eskı sevgılımıze yenı sevgılımızı anlatır onun kucağında başkası için salya sümük ağlar sonra barışınca onu bır kalemde yenısı gelınce attığımız oyuncak gıbı atarız herkes bızı terk ettiği zamanda onun arkadaşlığına sığınır ''benı senden başka kimse anlamıyor'' dıye yakınırız.sonra oyuncak başka bırı tarafından içi ruhla doldurulunca başka bır sahıp bulur tabı, onun elınde oynamaya başlar.derken senınde yıne ay halın depresyonun yada ne bıleyım terk edilmişliğin tutmuştur işte cindy bebeğini attığın yatağın altından almak için eğilirsin ve boşlukla kalakalırsın herşeyın yerını sessiz bır çığlık halını alan şu söz kaplar OYUNCAĞIMI ELİMDEN ALDILAR!