
Heyecanlı mısınız... İşe fazla odaklanır mısınız... Her şeyin mükemmel olmasını mı istersiniz... Aceleci misiniz... Sık öfkelenir misiniz... Saldırgan mısınız... Hızlı ve coşkulu konuşur, karşınızdakinin sözünü keser misiniz... Cümle aralarında derin derin nefes alır mısınız...Yürüyecek yerde koşar mısınız.. Birkaç işe birden girişir misiniz... Sürekli zamandan şikayetçi misiniz... Sabırsız mısınız... Yardıma gerek duyduğunuzda sormaktan kaçınır mısınız... Başkalarının hayranlığını kazanmak, size saygı duyulmasını ister misiniz... Başkalarını sürekli eleştirir misiniz... Sıklıkla gergin misiniz... Kendinizi geçinilmesi zor bir kişi olarak tanımlar mısınız... Dinlenmeye ayırdığınız zamanda, boş oturduğunuz zamanda suçluluk duyar mısınız... Kendinize çok sorumluluk yükler misiniz...
Sayılanların çoğunluğu sizde varsa, siz streslisiniz.
benim adım kırmızı'dan gene pes ettim. 190. sayfadaydım sanırım, yok dedim olacak gibi değil. bu kez orhan pamuk'un beyaz kale'sini aldım, onunla devam edeceğim.
bu arada, ayrıntı yayınları'ndan çıkmış betty blue geldi hediye. bitirmek üzereyim, iyi edebiyat kendini belli ediyor, çok keyifli..1950lerde çekilen bir de filmi varmış, betty blue'nun.. izlemek isterim ama bulmam çok zor olacak galiba..
leyla erbil'in zihin kuşları'nı okudum ama tam olarak değil kimi yazıları seçerek. iyiydi. keşke daha çok deneme, eleştiri yazsaymış leyla erbil..bu arada yazarın şiirleri olduğunu öğrenmiş oldum, onları da bulmak gerek..
tezer özlü'nün leyla erbil'e yazdığı mektupları okudum. o kadar dokunaklı metinlerdi ki. ellerine sağlık yapı kredi yayınları ve leyla erbil'in..
masanın üstünde kara kitap bana bakıyor. ben ona. korkar oldum orhan pamuk romanlarından..
iki türk filmini üstüste izliyorum iki gündür. filmlerin ilki, "iki süper film birden". murat şeker, film çekmenin filmini çekmiş resmen. emeklerine saygım sonsuz ama ben çok sıkıldım. ne bileyim belki de bana hitap etmedi. zor tamamladım filmi.
ama izlediğim ikinci türk filmi "janjan" öyle değil. başrol oyuncusu berk hakman, çok iyi. az konuşuyor çok bakıyor, başarılı bir oyunculuk sergiliyor. genco dizisinden bildiğimiz selen seyven de sınıfı geçiyor ilk filminde. hikaye çok sıcak, çok güzel. sosyolojik tahlillere imkan veren, sağlam bir senaryosu var filmin. namus kavramı mesela. aykut oray'ı da özlemişim hem. gördüğüme sevindim. ben çok ağladım filmi izlerken. belki size de dokunur. neticede temiz, eli yüzü düzgün bir film olmuş, ellerine sağlık yönetmen aydın sayman'ın..
daha önceden muştuladığım kadından kentler'i hazır murathan mungan'ın.. kendi sitesinde kitabın kapağı bile var.. şimdiden heyecanlanıyorum, nisan 2008de kitapçılarda olacakmış. hakan şenocak'ın karanfilsiz'inden sonra gene öyküyle devam ediyorum.. murathan mungan'ın bu kez lal masallar'ını okuyorum.. kitap hakkında herhangi birşey söylememe gerek yok sanırım.. kitabın ilk öyküsü olan azer ile yadigar'daki diline hayran kaldım, mungan'ın..
murathan mungan kitapları hakkında iyi bir edebi eleştiri kitabı kaleme alınmalı: edebiyatın edebiyatı.... birkaç okumadığım şiir kitabı kaldı sadece mungan'ın..
İki tarafı fazla kızarmış ekmekle tost yaptım. Ve bir de nescafe. Nescafe'nin çay olmasını dilerdim ama sanki biraz tembelim. Yinede ideal bir kahvaltı ki çoğu zaman bir şey yemem. Odama geçtim ve ekmek kırıntıları için bir gazete aldım önüme. Nescafe'den bir yudum aldığımda sayfadaki harika manken le gözgöze geldim. Hayalüstü görünüyordu incecik beliyle. Onla ilgili tüm haberi anında yuttum.Yazılanlar beni ilgilendirmeyen şeylerdi gerçekte ama resimle ilgileniyorsam yazıylada ilgilenmek zorunda hissediyordum. Bunun böylesi beni sapık yapmaktan alıkoyuyordu. Yan tarafta sevimsiz bir kutu içinde sadece okuyucu makalelerine yer veren bir bölüm vardı. Mankenimin yanında tiksindirici duruyordu. Tost bitmemişti bende okumaya koyuldum. "Doğru yola davet"di makale nin başlığı.
Hırslı bir dinci önüne geleni yahudilikle suçluyor , cehennemden bahsediyor , eski türkçesi ile tüm kinini kendi çorbasından içmeyenlere kusuyordu. Bazı din adamlarını kuran-ı anlayamamakla , satılmışlıkla ve yine yahudilikle suçluyordu. Gençliği avarellikle , boş-beleşlikle , aile ye saygısızlıkla ve yahudilere özenmekle suçluyordu. Marx'ı , Darwin'i , Papa'yı yahudilikle suçluyordu. Yahudiliğin en büyük suç olduğuna inanıyordu. Sonrasında ise tüm insanlığı doğru yola davet ediyordu. Aklın yolu birdi.Baya eğlenceliydi yazı komediydi hatta.. Yazının bitiminde sağ tarafta "yarın: doğru yola davet'e cevap" diye reklam verilmişti. Merak ettim. Tarihe baktım. Dünün gazetesiydi. Tost'un bir kısmı hala yanmamış ve hala yenmemişti. Dışarı çıktım gazeteyi aldım , koşarak eve geldim. İlgili sayfayı açtım. Bu sefer ki makaleyi gönderenin nick'i Ateist'di.
Kızın biri yazımı beğenmedi.. Beğenmemesi umurumda değil açıkçası.. Hayır umurumda... beğenmeyiş tarzını beğenmedim pek. Oysa dizeleri hoşuma gidiyor kızın.. Yazıyı bende beğenmedim aslına bakarsan ama "yüzeysel" değil "içten değil" hiç değil...
Yüzeysel olmasını engellemek için anlamının ergenlik dönemine erişmemiş cümleyi süsleyip püslemekmi gerekir..? Bu 13 yaşındaki bir kız çocuğunun göğsünü dolgun gibi göstermek için südyen takıp içine peçete gibi bir şeyler doldurmasına benzemezmi..? Yazının bütününün anlamı olmalı bence teker teker cümlelerin değil... Cümleyi süslemeyi sewemedim süsleyenlenleride...
Bayram sonrası ara yüz değişikliği ve reklam oranının artışının; pillinetwork'un artan ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğunu her ne kadar anlayabiliyorsak da, değişikliklerin, yazıların sunumu üzerinde menfi etkisi bulunuşu hafif.org un amacıyla tezat oluşturmakta. Harcanılan emeğe ve ayrılan zamana olan saygımız sonsuzdur yahut yapılan değişiklikler sitenin amacı üzerinde olumsuz bir etki oluşturuyorsa bu değişiklik ne kadar gereklidir? Değişim varolan konumdan daha iyi hal alınacaksa makuldür fakat eğer çoğunluğun tepkisini alacak bir şekle bürünmüş ise hafif, moderasyonun bu konuda tedbir alması ya da en azından naçizane bir açıklamada bulunması biz üyelerin en temel hakkıdır. Burayı seviyoruz ve paylaşımlarımıza yönelik yorumlarımız yazınsal gelişimimizi etkiliyor. Lütfen...

Ne yaptı insan? “Zaman”la baş edemeyeceğini anladı. İnsanoğlu/kızı da zamanı parçalayıp intikamını almak istedi. İşte bu güdüyle takvimler ortaya çıktı. Dünya kuruldu kurulalı nice takvimler kullanıldı. Hepsinin adları tarih kitaplarının bir yerlerinde yazılıdır.
Genelde ülkeler kendi üzerlerinde “egemen” gördükleri kültürlerin takvimlerini kullanma eğilimlerindedirler. Nitekim de öyledir. Öte yandan miladi takvimin başlangıcının aslında Hz. İsa ile bir ilgisinin olmadığını, Keloğlan’ın Noel baba’dan daha gerçekçi bir varlık olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?
Nihat Genç'e karşı özel bir sempatim olmadığı gibi
antipatim de yok. Nihat Genç'in yazılarını ve kitaplarını
da okudum diyemem.
Sadece birkaç kez TV programında izledim.
Nihat Genç saç sakal tıraşı olsun.
Nihat Genç, son günlerde ilginç eleştirileriyle gündemde.
Bir de Nihat Genç'i eleştirme akımı başladı.
Nihat Genç şöyledir, Nihat Genç böyledir...
Eleştiriler çoğunlukla Nihat Genç'in kişiliği ve eleştirilerinin
dikate almaya değer olup olmadığıyla ilgili.
Nihat Genç takım elbise giysin.
Nihat Genç'in eleştirilerini beğenmeyebilirsiniz.
Bununla birlikte,
Nihat Genç hakkındaki eleştirilerin niteliği ise maalesef üzüm yeme yerine bağcıyı dövme üslubunda.