Bugünlerde -hayatım boyunca benden uzak kalmış- emlak, tadilat işleri üzerine birtakım nevzuhur meşguliyetlerim dolayısıyla mebzul miktarda esnaf, mesnaf, usta ve mustalarla sosyal teması arttırmış durumdayım. Buna, bendenizin -bir nevi- "halka inme" olayı da denebilir..
Bütün bu tiplerle iki haftadır süregelen sıcak temaslarımın apaçık bir savaş halinden ibaret olduğunu belirtirken, "iyi ki bunca yıl bu ortamdan mümkün mertebe kaçınmışım" tesellisine sarılıyorum.. Aksi durumda bu kamil yaşa ulaşmamın pek mümkün olamayacağını, erkenden terki hayat etmesem de en azından mapus damlarından böylelikle uzak kaldığımı düşünüyorum.
Şu kısacık sürede bana hayatımın en stresli, en burnundan solutan saatlerini yaşatan, bariz olarak sıhhatimle -keyiflerince- oynayan şu bilumum sıhhi tesisatçılara, tadilatçılara yönelik gayet hissi fikir ve düşüncelerimi saklı tutarak asıl konuya geçeyim diyorum.

Her haziran kira sözleşmesi yenileme zamanı geldiğinde bir huzursuzluktur gider. Adam nasıl bahane bulacağını, neye kulp takacağını şaşırır, karşısında el pençe divan durulmadığı, boyun bükülüp ağlanılmadığı için de küplere biner, bunun sonucunda da diğer kiracılarına yaptığı zammın iki katını yapar, üstüne yalan söyler ve söyletir, yapılabilecek her türlü pisliği yaparak bizden para koparmayı becerir. Bu haziranda %15 yapmaya karar verdiği zammı hayrete şayan bir hesap kitaptan sonra çıkan rakamın küsüratlarını beğenmeyip yuvarlamış ve %20'ye çıkarmış olan bu yüzsüz adam, yuvarladığı rakamın yarısı eden temzilik ücreti için kapıya üç kere gelip anneme de tepeden konuşunca tepemin tası attı.
"Hele vaktim yok, başım ağrıyor zaten bi de bu huysuz ihtiyarlamı uğraşam" zihniyetini bırakıp bayramlık ağzımı açtım ve nihayetinde evden atıldım.
Kiralık ev aramaları başladı. İnternet, emlakçı, sokak sokak dolaşma, gazete ve hatta televizyon, eldeki her türlü imkan değerlendirildi amma ne evler bizim oturduğumuz evlerden matah, ne ev sahipleri bizim huysuz ihtiyardan huylu.