Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan bildirgec.org'da: "Daktilo Kafalar"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

empati hakkındaki yazılar:

…En son lise yıllarında gitmişti Heybeliada ya.
Aradan geçen 10 yılda çok şey değişmişti hayatında.
Son günlerde geçmişiyle ilgili çok fazla görüntü geliyordu hatırına…
Bahar geldiğinden beri birkaç defa teklif etmişti Heybeli ye gitmeyi,
Oraya onu çeken neydi bilinmez ama 21 yaşında,daha üniversitede okurken evlendikleri,birbirlerini büyüttükleri ve 7.yıllarını devirdikleri kocasıyla gitmeyi istedi oraya.
….ve işte o gün gelmişti,çocukça bir sevinçle uyandı o Pazar sabahında,sevinçleri hep çocukçaydı…
Yanlarına neler almaları gerektiğini düşündü yatakta,
Mayoları,havluları,yedek tişörtleri ve güneş gözlükleri….o böyle durumlarda temkinliydi,kafasında her şeyi yedekler,listeyi gözden geçirirdi çoğu zaman,
Unutmak ve bir şeyleri ıskalamak ona göre değildi,
Karısının bu huyunu bilen kocası,sorumluluk almamanın dayanılmaz hafifliği içindeydi…
Uzun zamandır evde yapılmayan kahvaltılarla(buna genellikle akşam yemekleri de
dahildi) birlikte mutfakla aralarına mesafeler girmiş,diğerleri için özel bir yere sahip olan,anlam yüklenmiş bu mekan,onlar için oldukça sıradan,musluğu olan,evin herhangi bir odası haline gelmişti.
Yolda bir şeyler atıştırabileceklerini düşünüp-ki yemeseler de olurdu,kafaları o kadar doluydu ki midelerinin dolu ya da boş olması çok da önemli değildi-evden çıktılar.
Her zamanki rahatlığı ve dalgınlığıyla ağır ağır hareket eden kocasının hiçbir zaman acelesi olmazdı.

8 ahkam var

Yıllardan beri tartışıla gelmiş bir konu bu, adına türban, eşarp, başörtü denen bez parçası... Evet dinin gereği olarak takılan, Diyanet'in de anlattığı bir gerçek.

Kimileri "kafanızdaki o bez parçası" diyerek küçümseme yoluna bile gidiyor okuduğumuz internet köşelerindeki yorumlarda. Yahu gerçekten de kumaştan yapılıyor bu. Evet bir bez parçası.. E o zaman bu bez parçasıyla, düşmanla savaşır gibi niye savaşmaya kalkıyorsunuz ki?? Canlı değildir kendini savunsun, size cevap versin. Sizinle düelloya tutuşsun.. Canı yoktur ki, boğazından sıkıp hayatına son veresiniz onun.

52 ahkam var
\

Daha da bağırsam,
Yükseltsem sesimi
Çatlarcasına diyorum, çatlarcasına…
Duyar mı dağda sürüsünü yitirmiş bir çoban, ya da ateşler içindeki bir çocuk?
Ya da sevda çiçeğini dağıtırken kurşunlanan bir yürek,
Duymaz mı?
Çok mu dertliler onlar, çok mu?
Benden de mi çok, söylesene benden de mi?

Sana garip gelebilir tüm bunlar biliyorum. Belki de gülünç buluyorsundur bu halimi. Mühim değil. Yo yoo! Bal gibi “mühim” işte. Şöyle karşıma geçsen, gözlerimin içine bakıp dinlesen beni. Arada bir kafanı sallasan, ne bileyim bazen kaşlarını çatsan, bazen gülsen, bazen heyecanlandığını görsem, bazen gözlerinin nemlendiğini… Bak o zaman içimi sana nasıl açarım, nasıl da anlatırım yüreğimde kopan fırtınaları.

11 ahkam var

Hikayemiz orta halli her bekar erkeğin başından geçebilen, ayrıntıları farklı olsa da temelleri değişmeyen bir kısırdöngüden ibarettir. Er kişi, zaten mutsuz olduğu işinden, yenisini bulamadığı için ayrılamamakta, iyi-kötü bir düzen tutturmuş, yaşayıp gitmektedir. Düzenli bir ilişkisi vardır, ve iş dışında kalan tüm zamanını bu kişiyle geçirmektedir. Kadınımız, gerek güzel yüzü ve tavırları, gerekse tuttuğunu koparan yapısı ile, iş yaşamında ki merdivenleri üçer beşer atlamakta, hata affetmeyen tavrı ile üstlerini bile birer birer devirip doruğa koşmaktadır. Er kişi ise, evlilik müessesinin maddi temelleri üzerine ciddi ciddi düşünürken, ülser olma yolunda ilerlemektedir.
Çiftimiz her buluşmalarında dişinin hayatındaki zorluklar üzerine konuşmakta, erkek sorunları dinleyip, kadına çözüm üretmekle uğraşmaktadır. Bu arada kadının çevresi genişledikçe erkeğin içi daralmakta ama birşey söylememektedir. Serde delikanlılık da vardır. Lakin hayat erkeğin değer yargılarından daha hızlı değişmekte, sadece şehirler arası bir otobanın yanındaki çimenlik alandan hergün gelip geçeni seyredip akşamına yuttuğu eksoz ve tozlarla birlikte kendi deliğine dönmektedir.
Derken erkeğin pamuk ipliğine bağlı düzeninde bir deprem olur. Önce işten çıkarılır, yerine daha az paraya daha çok çalışabilecek bir yeni mezun seçilmiştir bile. O güne kadar ki çalışmalarına teşekkür edilir, 3 kuruş bir tazminatla kapıya kadar uğurlanır. Halen umudunu ve iyimserliğini yitirmemeye çalışan er kişinin telefonu acı acı çalar. Annesinin uzun süredir mücadele ettiği rahatsızlığı kritik bir evreye girmiş ve hastaneye yatırılmıştır. İş bulana kadar idare etmeyi düşündüğü tazminatla ilgili kurduğu tüm planları en yakınındaki çöp tenekesine bırakır. Koşar adım, havaalanına gider (kahramanımızın ilk uçuş deneyiminin kötü bir haber olması ayrıca manidardır, bunun da farkındadır).
Uçaktan iner inmez hastaneye koşar. Doktorlarla konuşur. Umut vardır. Ama beklemek şarttır. Metin olmak gerekmektedir, zira tedavi süreci uzundur. Tedaviye verilen ilk tepkiler olumlu da olsa, beklemelidir. Hastane bahçesinde baba ile saatlerce oturulan günler başlamıştır. Herkes iyi görünmeye çalışmaktadır ama kimse iyi değildir. Yeni bir keder eklememek için işten ayrılındığı söylenmez, ücretsiz izin aldığı yalanı sıkılır. Herkes inanmış görünür. Yoğun bakımın kapısında beklenmekte, ağır hastaların, çığlıkların, vefatların sedye sedye geçit töreni izlenmektedir hergün. Cep telefonu uzakta ve merakta kalan eş-dostun soran sessiliklerini doldurmak için kurulan cümleleri dillendirmek için bir araçtır. Ayakta kalınmaktadır, kalınmak zorundadır.
Çok geçmeden, bir iki gün içinde sevgili arar. Sinemaya gidilsin midir diye sorar. Durum kısaca özetlenir. Çok üzülür, o da teskin edilir. Herşey düzelecektir. Geri dönünce görüşülecek, kaldığı yerden hayat devam ettirilecektir. Elimden gelen birşey var mı, geleyim mi sorusuna kibarca hayır yanıtı verilir. Herkesin sıkıntı çekmesine gerek yoktur. Kısa sürede iyileşme gerçekleşecek ve pay-i taht’a geri dönülecektir. Her gün düzenli görüşmeler devam eder. İçinde iş yaşamında görülen aksaklıklardan, insanların salaklığında, bu işle böyle yürümezlerden bir demet de her daim bulunmaktadır. Ancak hastada görülen iyileşmeye ters orantılı olarak bu telefon görüşmelerinde bir sıkıntı vardır. Öncelikle gittikçe kısalmakta ve bir rutine binmektedir. Tamamen zorunluluktan yapıldığı dişi tarafın ses tonunda hissedilmekte ancak tüm çabalara ve iltifatlara rağmen girilen yolun geri dönülmezliği hergün biraz daha aydınlanmaktadır. Derken tam da umutların en yeşil olduğu hastaneden taburcu olunacağı haberinin alındığı gün telefondan ustura gibi bir ses gelir:
- Ne olacağız biz?
Nasıl yani diye sorulur ama, lafın nereye gideceği bellidir. Doldur boşalt ve yan pas yapmaktan başka çare yoktur. Ne sorulduğunu dikkatlice irdelemek gerekmektedir. Çünkü sorunun ne yeridir, ne zamanıdır, ayrıca verilebilecek somut bir yanıt olmaması da ayrı bir dezavantajdır. En güleryüzlü maske takılır, şaka yollu yanıtlar verilir ama dişi aptal değildir. Kaçak dövüşüldüğünün, er kişinin bir yanıt veremeyeceğini bilmektedir. İyice üstüne gider, annesinin ağzını aradığından, artık yaşının geldiğini söylediğinden, bahseder. Er kişi şimşeğin çaktığı bir sürede bin düşünce ile boğuşmaya başlamıştır. Elindeki para bittiği için günlerce sadece ucuzundan çorba içmiş, midesini ateş basmıştır. Kilo vermiş, yüzüne bir karaltı çökmüştür. Bunların yanında evlenme hesapları yapılan listelerin uzunluğu ve maliyetlerin bol sıfırlı tabloları gözünün önünde uçuşmaktadır. Kaçacak yer yoktur, zaman istenir; gelince konuşuruz denilir. Gelince farklı mı olacak yanıtı alınır. Kan; artık er kişinin beynindeki basıncı şakaklarındaki zonklama ile hissettirmektedir. Şimdi konuşamayacaktır, eve gidilmesi gerekmektedir. Hastaneden çıkış yaptırılacaktır. Beyhude bir “görüşürüz” ile görüşme sonlandırılır. Hasta taksiye bindirilir. Yalandan bir gülümseme takınılır. Son 3-5 kuruşla taksi parası ödenirken, alınması gerekli ilaçların katkı payı üzerine kara kara düşünülmekte, bir yandan da ihanete uğramışlığın yüreğe düşen koru soğutulmaya çalışılmaktadır.

Devam edecek...

9 ahkam var
Nice elbiseler gördüm icinde insan yok! Nice insanlar gördüm üstünde elbise yok! (Hz.Mevlana)
Nice elbiseler gördüm icinde insan yok! Nice insanlar gördüm üstünde elbise yok! (Hz.Mevlana)

Engellenmislik...

Öfkeye yol acardi degil mi? ve öfke kontrol edilmeliydi öyle degil mi?

Engellenmislik, neden mi?

Deger yüklediginiz nesnelerin / öznelerin degerliliginin önce adiniza karar verme özgürlügüne sahip
oldugunu sananlarca hafife alinmasi, degersizmis gibi gösterilmeye calisilmasi,

0 ahkam var
tuttum
0

yanıt

Kardeşimi aradım dışarı çıkalım mı dedim, canım sıkılıyor biraz, içimden birşey gelmiyor belki açılırım dedim.

Öyle bir yanıt verdi ki, evlere şenlik! 'Ya, canın sıkılıyorsa sonra gideriz havanda değilsin sen şimdi.'

'İyi de, ben zaten havamda olmadığımdan çıkalım dedim, değişir belki halim diye' demedim. Uzatmadım. Peki dedim, kapattım telefonu.

Bu nedir? Trajikomik. Kardeşim moralim yüksek değilse çıkmayalım dedi, iyi de bu zamanda daha çok ihtayacım yok mu? herşeyi ben mi anlatacağım, dangalaklığını dank ettirmeye kafasına niyetim olmadığından, normal dedim, ne ilk ne de son.

4 ahkam var

"Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp!"
derler.
Öğrenmenin yaşı yok. Her, bir saniye daha yaşlanıyoruz ve
yeni birşeyler öğreniyoruz.

Serdar Turgut da, uzun bir köşe yazarlığı kariyerine
sahip olmasına rağmen empati ile yeni tanışmış.

Oysa ki hayatımızdaki vazgeçilmezlerden biridir empati.
Yokluğunu sıkıntı, iletişim eksikliği ve hoşgörüsüzlüğün
en önemli nedenlerinden biridir
empati.

Çoğumuz da empati kurduğumuzu düşündüğümüz halde
hoşgörüsüz ve anlayışsız olabiliyoruz.

0 ahkam var
\
Yukarıdaki Gürbüz Doğan Ekşioğlu karikatürü, uluslararası bir karikatür yarışmasında mansiyon almış. Alttaki resim ise tahminen orjinalinden esinlenen bir çocuğun çizdiği versiyonu. 9 yaşındaki Ege Topçu'nun çizdiği resmin ne manaya geldiğini "Kuşlardan biri özgür görünüyor, öteki de tutsak. Ama aslında ikisi de tutsak. Çünkü özgür olan uçarsa arkadaşı düşüp boğulacak!" sözleriyle açıklaması ise; çocuklarında büyükler kadar, olanlara vakıf olabileceklerini anlatır gibi. Her özgürlüğün içinde bir tutsaklık var mıdır? Artık o kendimizi bile bile tutsak yapacak vefa, sevgi, bağlılık gibi vicdanla beslenen hasletlerimizden kalmış mıdır? Sorumluluğumuz, idaremiz altında olan insanlarla, bizden sevgi bekleyen; eşimiz, çocuğumuz, sevdiğimizle sadece hem hal olabilecek kadar bile aldırışımız kalmış mıdır?
3 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu