(20+)
Psikolog içeri girdi ve hastasının, koltuğunun üzerinde her zamanki gibi şizofren hareketler yaptığını fark etti.
- Hoş geldin Necati.
- Hoş bulduk.
- Bu gün nasılsın bakalım?
- Her zamanki gibi, bunalımlı, nefret dolu ve hırslı… Neye bağımlı olduğunu bilmeyen bir bağımlı gibiyim. Bana yardım edişlerin hiç işe yaramıyor, sen dâhil herkesin beni kazıkladığını düşünüyorum. Bu yüzden insanları ve o yüzden de dünyayı ve hayatı sevmiyorum.
- Çok düşünceli bir gününde gelmişsin bu defa.
- Düşünce mi? Hayatım düşüncelerden oluşuyor doktor, bunu kastediyorum.
- Geçmişe bir dönüş sana iyi gelebilir.
- Her seferinde olduğu gibi çocukluğumu anlatayım sana ve kahve falı bakan bir teyze gibi hurafeler uydur.
- Bu kez amacım çok farklı.
- Şimdi ne olacak, bir çırpıda huzur doldurabilecek misin içime? Sanmıyorum.
- Rüyanda anneni becerirken gördüğün oldu mu hiç kendini?
Bakırköy Prof.Dr. Mazhar Osman Uzman'ın yaptığı ilginç bir araştırmanın beni nekadar etkilediğinden bahsederek başlamak istiyorum ilk yazıma...

Almanya'da şu günlerde son derece tuhaf bir dava konuşuluyor. Guardian'daki habere göre davanın konusu,çocuklukları ayrı geçmiş iki kardeşin birlikteliği ve bu birliktelikten dünyaya gelen dört çocuk. İki kardeş yürürlükteki ensestle ile ilgili kanunun iptalini istiyorlar yoksa kardeşlerden erkek olanı yine hapse girecek. Patrick Sübing'in kızkardeşiyle ilişkisi 2000 yılında başlamış ve kızkardeşi bu ilişkiden, ikisi özürlü olmak üzere dört çocuk dünyaya getirmiş. Çocuklardan üçü devlet tarafından çiftin elinden alınarak koruyucu ailelerin yanına verilmiş.
Eğitim cehaleti alıyor, başka sıfatlar ise
baki kalıyor.
İnsanlar eğitim alarak sanatçı, bilimadamı,
siyasetçi, işadamı vb ünvanlar alabiliyorlar.
Biz de onların kişiliklerinden çok ünvanlarını
dikkate alıyoruz, buna değer veriyoruz.
Doğru veya yanlış, haklı veya haksız olmak ise
pek önemsenmiyor.
Kendi geçmişimize hakaret edilirken gülüp eğleniyoruz.
Kendi tarimiz, kendi geçmişimiz hakkında ne kadar
bilgisiz olduğumuzu farkedemiyoruz bile.
goncourt akademisi bu yıl ödülü new york doğumlu amerikalı yazar johnattan littele verdi. böylece ilk kez bir amerikalı goncourt ödülü almış oldu. littel uzlaşma gereken bölgelere hep ilgi gösterdi, bosna ve çeçenistan bunlardan bazıları, açlığa karşı mücadelede de yer aldı.
ödüle layık görülen les bienveillantes/kindly ones/kibarlar, birinci tekil kişi tarafından anlatılan, iyi eğitimli cezalanmadan kaçmayı başarabilmiş bir ss subayının öyküsü. ss subayı kendi dekadans öyküsünü -homoseksüel sado mazoşist ilişkisini, kızkardeşiyle ensesti- ve cinayet kabusları görmesini anlatıyor.