Üzgün bir bakış ve ergenliğe giriş dönemini belli eden bir yüz ifadesine sahiptim.
Lise bire gidiyordum ve sınıftaki bütün kızlara âşıktım. Hepsinin ayrı bir güzelliği vardı ve hepsini herkesten kıskanıyordum. Hiçbir kızla kalem-silgi alış verişi dışında konuşmamıştım henüz. Duygularımı bilmelerini istememiştim ilk etapta. Sadece izliyordum. Bir de edebiyat öğretmenime âşıktım; içimden ona “hocam” demek gelmiyor, gördüğüm yerde dudaklarına yumulmak istiyordum. Kendim dışında bütün erkeklerden ve rekabetten nefret ediyor, dünyada bir erkek ben kalmak istiyordum. Böyle bir hayalim vardı ve dönüp dolaşıp bu hayali kuruyordum: Hayallerimde çok zehirli bir gaz bütün dünyada erkeklerin sonunu getirir ve ben o sırada bu gaza maruz kalmayacak tek yerde olurdum. O yer genellikle battaniyemin altı olurdu. Çok teferruata girmezdim düşlerimde, içerikti önemli olan. Hayallerimde üçüncü dünya savaşı çıkar ve benim dışımda bütün erkekler savaş katılır sonrada birbirilerini kimse kalmayacak şekilde öldürürlerdi. Askere gitmemiş olmak beni hayallerimde hiç rahatsız etmezdi, nasıl olsa herkes ölecekti. Ya erkek bebekler ne olacaktı hayalimde! Bunu düşünmek bile istemezdim çoğu zaman. Hayallerimde uzaylılar dünyayı işgal ederler ve bütün erkekleri götürüp onları test etmek isterler, ben o sırada tesadüf eseri atari salonunda tek başıma oyun oynamakta olduğum için beni göremezler ve uzaydan dünyaya tekrar dönmenin yolunu bulamazlardı. Street Fighter oyununda Dhalsım ile oyun bitirmenin sevinci daha büyük bir mutluluğa bırakırdı yerini. Hayallerimde bir manyak erkekleri kadına çevirebilen bir ilaç yapar ve ilk kendisi içtikten sonra bunu dünyanın bütün şehir sularına karıştırırdı. O gün herkesin musluktan su içeceği tutardı ve ben şans eseri yanıma pet şişeyle su almış olurdum. Asıl önemli olan tabi ki hayallerin aynı sonuca bağlanan ikinci kısmıydı. Kadınların koskoca dünyada üremek için başvuracakları tek kişi benim. Çok önemliyim ve bulunmaz Hint kumaşı gibiyim. İşte buydu hayalim, kadınların egemen olduğu bir dünyada tek erkek olduğum için egemenliğin bile üstündeyim ve ne desem yapılıyor. Bazı kadınlar dünyanın öbür ucundan benimle sevişmek için geliyorlar ve ben dünyanın başbakanı oluyorum. Bütün dünya tek bir dil konuşacak diye emir veriyorum ve bütün kadınları Türkçe öğrenmeye mecbur bırakıyorum. İstemeyen gelmesin kardeşim. Spermlerim çok değerli ve onları dikkatli kullanmak istiyorum. Kadınlara panik yapmamalarını öğütleyip ortalıkta dolaşıyorum ve kıskançlık kavgalarını izleyerek bundan zevk alıyorum. Hayallerimin ikinci kısmı gerçekten güzeldi, kadınlar arası futbol, boks, koşu ve yemek yapma yarışları düzenliyorum ve birincinin ödülü belli… Artık kadınların hiçbir sırrı yok, artık küçük oyunlar ve aptal yalanlara gerek yok. Dünya cennete döndü ve ben bu cennetin kralıyım. Artık yüzüme bakıp beni çirkin bulacak bir kadın yok, artık ihtiyaç duyulan benim ve kadınları elde etmek için çalışmama gerek yok. Yani sonuçta aşk ve güven dolu bir hayat benim gizli ütopyam olmuştu. Kapı açıldı ve sınıfça ayağa kalktık, edebiyat öğretmenimiz Tülay Hanım gelmişti sınıfa. O ince gözlüklerinin ardında gizlenen buğulu gözleriyle selamladı bizi. Beline kadar gelen saçları her adımında dalgalanıyor ve beni peşinden gitmeye zorluyordu. Peşinden gidemezdim sınıftaydık ve o güzel kalçaların gidip oturacağı yer öğretmen sandalyesiydi. Tülay’ım bir tanem, reçel kavanozum, papatyam, benden büyük ve benden yüce sevgilim. Benden “hocam” dememi nasıl beklersin sana? Tülay’ım ceylan gözlüm, ipek dokunuşlu ve sert tavırlısın yatakta, biliyorum. Binlerce kez hayal ettim seni koynumda. Tülay’ım şeftali ağacım, benden nasıl beklersin sana “hocam” dememi? Tuvaletlerden çıkamadığım, her teneffüs bahçedeki futbol maçını iptal ettiğim. Tülay’ım işte oturuyorsun yine hiç bakmadan gözlerime…
Hayatta birçok konuda zorluk yaşadım.
Fakat bu konuda çaresiz kaldım.
İnsanın evladı ile yarış eder gibi uçlarda yaşaması ve sorunların üstesinden gelememesi ne zormuş. Benim 1 cp’li oğlum(14)yaşında, 1 tane de 13 yaşında başka bir oğlum var maalesef küçük oğlumla yaşadığım çatışma beni çok yordu.
Zaten hayat zor ve dik yamaçlı ve dikenli.
Bir de
Yeni dikenli yollar var karşımızda.
Şu ergenlik denen olguyu görmek ve anlamak bir sanat, bu rolü oynayamıyorsan bittin demektir.
Kimsenin böyle bir çatışma yaşamamasını dilerim.
Yaşayanların da nasıl çözüm ürettiğini bilmek isterim.
Hayat elbet dikenli olacak kabul ama hep benim elime batıyor bu günlerde.
Ne kan kaldı bedende ne hal ne can...
annem kopmuş dudağıma uhu sürüyordu alelacele.
babam yırtılmış dizkapağıma elindeki soğumuş lahmacunu
sürüyordu. içindeki macun tutar diye...
ablam rahat rahat kusabilmem için çetin altan'ın sosyalizm üzerine kaleme aldığı 25 yıllık makalesini okuyordu ağzındaki zambo'yu sündüre sündüre...
sakin bir telaş nasıl olabilirdi allahım!
thelonius monk'un parmakları derme çatma kurban olduğumuz evimizin damına dokunuyordu.
yağan yağmur muydu, kâni karaca'nın avaze saldığı bir
ilahi mi?
bilemiyordum.
elvan gazoza geçirdiğim açmayı dişlerken elimi tutmuş ve sivilceli ergen suratıma bakmıştı acıyarak.
bakmamış mıydı? yutkunmuştum. gözlerimi kaçırdım bütün gözlerden. fidye falan da istemeden. kaçırdım ruhuma.
bana bak, dedi.
bakarken düştüm dudaklarındaki uçuruma.
tutuyordu bileğimi. tutuyordu ürkekliğimi.
ürkekliğim erkekliğimi tutuyordu. ay tutuluyordu.
ayları tutuyordu o: melek.
zaman tutulmuştu. zaman tutuklanmıştı.
dudakları dudağıma ağır ağır ama o kadar da şimşek gibiydi...
ıslandı içim. dudağım saçlarına savruldu.
ediz hun bendim. hun komutanıydı ellerim.
ağladım. içimden... içimdeki keşküle akıttım tuzladığım
yalnızlığımı.
melek... içimden geçtiydin bir yaz akşamı.
yazlık sinemaların şık, alımlı mızrağı...
ergenliğimin narin kıvılcımı...
Yaş henüz onyedi. O yaştaki her genç kız gibi ergenliğin kendini en çok dışa vurduğu dönemler yani. Sivilceler azalmış,göğüsler iyice belirginleşmiş,vücud hatları oturmaya başlamıştır.Ufak çaplı flörtler de son hız devam etmektedir. Duygusal fırtınalar, gençlik bunalımları da pek tabii ki.
Bir kadın bunalıma girince ne yapar? Ya alışverişe çıkar, ya da saçlarıyla oynar! Yani kestirir, boyatır, gölge attırır, eğer biraz cesursa kazıtır bile! İşte yine ergenlik bunalımlarımdan birini yaşarken birden aklıma çok dahiyane (!) bir fikir düştü;"e kuaföre gideyim, saçımın rengini değiştireyim, kızıl olsun, sarı çok yapay duruyor, siyahı da değiştirmek çok zor, hem kızıl değişik daha". O zamanlar kendime neden sormadığımı anlayamadığım bir soru var; "e sarı yapay da, senin istediğin kızıl çok mu doğal???" diye sormuş olsa idim, şimdi belki de az sonra yazacaklarım başıma gelmeyecekti!Neyse efendim. Kafaya konmuş bir kere, kuaföre gidildi ve tüm aile eşrafının karşı koyuşlarına rağmen saçlar kızıla boyatıldı. Tabii ki beğenilmedi! Çünkü kadın arkadaşlar bilir, "kızılı tutturabilmek" diye bir kavram vardır ki, henüz uygulanmışına rastlanmamıştır. Ya çok koyu olur, ya çok kırmızı, ya kırmızısı azdır, ya bakıra çok kaçmıştır. Spotların altında kahverengi sanılan saç renginiz güneş ışığında başınızdan aşağı bir kutu kırmızı filli boya geçmiş gibi durur. Bu sefer de "ay çok mu dikkat çekiyorum" diye içiniz içinizi yer. Saçlar kızıl olduğu için (ateş rengi ya) genellikle bakımlı gezmek mecburiyetiniz doğar! Saç kızıldır,herkes size bakar ve tabii bu anlarda eşorfmanla geziyor oluşunuz insanları hayal kırklığına uğratır.