Mizojin çok tartışılan bir terim. Dini, felsefi ve sosyal boyutu olması nedeniyle her an her yerde karşımıza çıkabiliyor. Tabii tartışılıyor olmasının asıl sebebi mizojinin kelime olarak "kadın düşmanlığı" anlamına gelmesi. Kadın terimi kavramsal olarak zaten bin bir türlü bakış açısı ile değerlendirilirken işin içine "düşmanlık" girince siz düşünün olayın boyutunu...
mizojini teriminin kökü yunancadan gelir. geyn=kadın ve miso=nefret kelimelerinden türetilmiştir.

Kadın düşmanlığı ilk etapta kişinin çocukluk gelişimi incelenerek ele alınıyor, Sigmund Freud bu durumu Oedipus kompleksine bağlar.

Oysa istiridye hayvanı, mutlu mesut yaşarken birgün, kabuğundan içeri o kum tanesi kaçıvermiştir. Olay böyle başlar.
Focus Dergisi'ne göre insan yaşamı boyunca 95 litre, yani yaklaşık 10 kova gözyaşı döküyor.kadınlar yaklaşık 5 dakika boyunca 50 damla gözyaşı akıtırken, erkeklerinse sadece gözleri nemleniyor. Buradaki "damla" ölçütü 15 mg'a denk geliyor.
Buradaki yazıda da, gözyaşı bazı toksinler içerdiği ve ağlayarak bunlardan kurtulmuş ve stresten arınmış olduğumuz belirtiliyor:
"Crying:The Natural and Cultural History of Tears" isimli kitabın yazarı Tom Lutz'a göre Endüstri Devrimi'ne kadar erkeğin de ağlaması gayet normal karşılanırmış. Örneğin Ortaçağ'da Fransanın en ünlü savaşçısı olan Roland öldüğü zaman diğer 20.000 şövalye bayılıp atlarından düşene kadar ağlamışlar. Endüstri Çağı ise daha çalışkan, duygusal olmayan çalışanlara ihtiyaç duyuyordu. İşte o zaman gözyaşları kapalı kapılar arkasına gizlendi. İnsanlar toplum içerisinde ağlamaktan utanır oldular.


Dilimize Fransızcadan giren ve yazılışı itibariyle kafa karışıklığına yol açan bir kelime sutyen. Kimilerine göre memeler için kap, kimilerine göre ise daha kibarca söylersek kadınların göğüslerinin dik durmasını sağlayan iç çamaşırı. Aynı zamanda memenin büyüklüğüne, ağırlığına, yerçekimine yakınlığına, kalitesine göre de oranı değişiyor. Sutyen sosyolojik bir olaydır aynı zamanda. Günümüzde yerliler, birkaç kabile ve aborjinler dışında hemen hemen herkes sutyen kullanmaktadır. Peki ne oldu da doğurganlığın simgesi olan meme bir anda hapsedildi? Bu sorunun cevabı kadının daha çok sosyal yaşamda, iş hayatında yer almasıyla açıklanabilinir. Artık kadınlar evinden çıkmış, sokakta erkeklerle beraber olmaya başlamıştı. Haliyle ilk olarak memeler dikkat çekmeye başladı. Buraya kadar sıkılmadıysanız sutyenin öyküsünü keşfe devam edebiliriz.

Elde edilen sonuçlar, Stephen Hamann ve Kim Wallen tarafından 2004 yılında yapılan önceki bir çalışmayı destekler nitelikteymiş. Önceki çalışmanın sonuçları da, kadın ve erkeğin cinsel uyarıcı niteliğindeki şeyleri izlerken farklı beyin faaliyetleri gösterdiğini ortaya koymuş. Son çalışma, bireylerin her bir resimdeki yüz ya da uzuvlar gibi farklı unsurlara gösterdiği ilginin saptanmasını sağlayan göz takip teknolojisini kullanarak, farklı cinsiyetlerin ilgisini incelemiş.

Yıllardır (yıl başına 835bin erkek) maruz kaldıkları şiddeti sessiz sessiz sindirmeye çalışan zavallı erkekler ise yeni yeni örgütlenmeye başlamışlar ve en azından internetten sesimizi duyuralım demişler. Bugün 104 yaşındaki bir adam 33lük bir hatunla evlenirse "yuh, oha" deniyor ama tam tersi bir durumda kimse sesini çıkarmıyor. Bu ne şiddet, bu celal.
Şaka bir yana, onlar kadın-erkek tüm şiddeti kınıyorlar, biz de şiddetle kınayalım.
İlkokul yıllarımda çarpım tablosunu ezberlemeyi reddedenlerdendim. Bunun acısını hayatın benden şimdi çıkaracağını bilseydim, kurnazlık yapıp sıradan sayarak bana denk gelme ihtimali olanları ezberleme huyumdan vazgeçerdim -şimdi düşündüm de, öğretmenimiz sağ ilk sıradan başlarsa şu, ilk soldan başlarsa bu, ortadan başlarsa o, arka sağdan soldan ortadan oradan buradan şuradan başlarsa o bu şu diye hesap yapacağıma üşenmeyip ezberleseymişim, işim daha kolay olacakmış meğer-. Neyse, gelelim asıl konumuza. Ey hafif ahalisi! Duyduk duymadık demeyin! Matematik artık yuva kurmak isteyenlerin de yardımına koşuyormuş. İdeal eşi bulmak için çiftlerin kimyasının uyması filan palavraymış meğer. Bilim insanları işin ucunu yine matematiğe bağlamışlar. Bir matematikçi ve bir psikolog, çiftler arasında geçen yalnız 15 dakikalık bir konuşmayı dinleyerek, bir evliliğin yürüyüp yürümeyeceğini tahmin edebileceklerini iddia etmiş. 13 Şubat'ta, Seattle'da düzenlenen American Association for the Advancement of Science (AAAS)'ın (Bilimin İlerlemesi için Amerikan Birliği) yıllık toplantısının açılısında konuyu tartışan araştırmacıların iddiaları bakın nelermiş:

Ancak bu yazıyı 2000'lere yeniden taşıyanın Gloria Steinem olduğu bir gerçektir. Time dergisinde yazdığı bir yazıda erkeğin kadına olan güvenini balığın bisiklete olan ihtiyacı (kadının erkeğe olan ihtiyacı) ile örtüştürmektedir.
Bruno Bozzetto'dan erkek ve kadınlar arasındaki farkın komik bir anlatımı.
Bir çocuğun sünnet olup olmayacağına ebeveyn olarak siz karar verebilir misiniz? Bu konuda ne kadar bilgilisiniz?
Çok önemli kararları, çoğunlukla çok temelsiz önermelere dayanarak, rastgele verdiğimize canı gönülden inandığımdan bu konuya dikkat çekmek istiyorum.
Sünnet nedir? İlk aklımıza gelen tanım şu: "Erkek cinsel organının ucundaki fazla [bazı tanımlarda 'gereksiz'] deri parçasının cerrahi müdahale ile alınması."
Neymiş? "Fazla" deri parçası. Bu noktaya geri geleceğiz. Yahut linke gidip sonra siz geri gelirsiniz.