(15+)
Sarı saçlarının rüzgârda savrulmasıyla ilgim dağıldı. Plajdaydım güzel bir akşamüstüydü. Orada öylece durmuş tahtadan yapılmış iskelenin üzerinde manzarayı izliyordum. Kızıl gökyüzünün denizle birleştiği yerde batmakta olan güneşin küçük yarım dairesi son gücüyle parlıyor, Sarı, turuncu ve arkasından kırmızı tonlarıyla gözlerimi kamaştırmaya çalışıyordu. Sarışın kız bana doğru yöneldi ve bütün güzel görüntüleri es geçip dikkatimi ona yönelttim. Sırtı açık mor bir elbise vardı üzerinde. Bacakları çok düzgün, beli çok ince, kalçaları çok yuvarlaktı. Rüzgâr elbisesinin etek bölümünü savuruyor ve altından güzel koyu mavi kot pantolonu gözüküyordu. Botlarının yeşil bağcıkları ayağında çok şirin duruyorlardı. Saçlarının dalgalanmalarında ara sıra koyu pembe minik küpeleri kulağında küçük inciler gibi parıldıyorlardı. O muhteşem gülümsemesi yüzüne bir maske gibi yerleşmiş ve sanki hiçbir şey onu üzmeyecekmiş gibi bilge bir tavırla bana bakıyordu. Gözlerinin rengi güneşin ışığına göre değişiyor, bakışlarının anlamını süslüyordu. Bakışlarında heceler vardı, büyük sözlerin habercileri… Bakışları cümleler gizliyordu sessiz bağırışlarla. Kirpikleri vahşi bir hayvanın kıvraklığında, parlak ve çekiciydi. Dudakları dalından toplanmayı bekleyen olgun meyveler gibi kırmızı ve dolgundu. Elleri küçük ve narin, tırnakları beyaz ojelerle süslenmişti. O ince elleri birer sanat eseriydi. Siyah, deri çantasının içine soktu elini.
Yüzündeki ifadeler bana yaşadıklarını anlatıyordu küçük ipuçlarıyla. Sevdiklerini, kızdıklarını hissettiriyordu bana istemeden de olsa. Ve burnunun kenarındaki o tuhaf iz… Nedenini öğrenmeyi çok merak ettiğim o olay. Tokasındaki küçük tavşancığa karşı hissettiği küçük duygu? Saçlarının hangi şampuanla yıkandığını ve annesini ne kadar sevdiğini merak ediyordum. Onu özlemeye başlamıştım. Benim bir kız arkadaşa ihtiyacım olup olmadığı önemli değildi artık. Önemli olan oydu…
Adını merak ettim sonra. Ona koydukları ismi yoğun bir iştahla bilmek istedim. Ne diye çağırıyorlardı onu yanlarına, hangi ismi kullanıyorlardı ve neyi çağrıştırıyordu bu. Onunla ne kadar özdeşleşiyordu ismi. En çok neye gülmüş ve en çok neye kızmıştı. İlk hatırladığı şey neydi ve en büyük hayalini oluşturmuş muydu kafasında. Onu sadece tanımak istiyordum masumca…
Ne savaşmak ve öldürmek, ne yok etmek, ne saldırmak… Sadece aşk, sadece merak!
Çıplak düşündüm sonra onu. Hiç çekinmeden, tanımadığım bir insanı düşünürken. Bilmiyordu nasıl olsa. (Bilmeyecekti hiç kimse)
Göğüsleri geldi aklıma, istediğim kıvamda, elimin içine sığacak kadar, ne çok büyük ne çok küçük. Hayal ettim pembe uçlarını ve yuvarlak kalçalarını. Çok ciddi bakıyordum dışarıdan bakıldığında. Ciddi bir olayı ciddi bir şekilde düşünür gibiydi yüz ifadem. Hırsızdım ben, bir düşünce hırsızı, bir göz zinası suçlusu, bir tür sanal sapık, metafiziksel tecavüzcüydüm. Nefret ettim kendimden, başımı çevirdim yine, masumane, doğal ve batmakta olan kızıl güneşe…
Mamutlarında sarışını, esmeri, kızılı varmış.. Acaba o devirde ki erkek mamutların tercihi neymiş acaba, haberin devamını buradan okuyabilirseniz.
Askerliğimi Ankara'da yaptım. Çarşı izinlerinde Ulus Parkı civarında da dolaştım, bilirim oraları. Sen Norveçliler kalk git orada güneşlen!! Olacak iş mi? Kalabalık bir güruh tarafında izlenmişler. hatta bir askeri helikopter tarafından da :)