Herzaman kafama takılan bir soru vardır ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.Bilindiği gibi büyük mağazalar var.gerek gıda gerek giyecek farketmez.herkes o büyük marketlere gidiyor.alışveriş yapıyor.para vermek için kasada kuyruk oluyor:D.ancak en kötü noktası küçük esnafı düşünen yok.İstediği kıyafet küçük bir esnafta bile olsa hatta daha ucuz bile olsa o yine gider .daha pahalı veya üzerindeki fiyattan ordan alır.aynı marka peki neden büyük alışveriş merkzleri.şimdi şu açıdan inceleyelim;o küçük esnaf için kirası var,yiyecek,hele çocukları varsa..ama nden böyle yapılıyor.halbuki o büyük marketlerin sizin alışverişinize ihityaç yok.ayrıca kçük dükkanlarda hem daha fazla ilgi ve indirim sizleri bekliyor ama ne ilginçtir ki; o büyük alışveriş merkzlerine gidip para vermek için kuyrukta bekliyoruz.gerçi karar sizin ama bunu bir düşünün.
Bu yazıda dostlar, yaratılmışların en şereflisi "insan" ile hakaretlerimizde en başta söylediğimiz "öküz" arasında bir mukayese yapalım istedim.
Öküzler…
Petrol Ofisi'nin vergi borcunun % 50'si siliniyor hem de gecikmeler falan değil asıl borçtan. Ne kadar güzel değil mi? İktidarın para babalarına gösterdiği şu hassasiyeti birazcık da olsa esnafa göstermesini ne kadar da arzu ederdik.
Ama ne mümkün! Esnafın elinde iktidarı al aşağı edebilecek bir dördüncü güç bulunmuyor ki ne yapsın gariban esnaf? Artık odalar birliği falan yalamalık yapacak ki iktidara, ancak o zaman belki ufak da olsa bir öteleme imkanı doğar.
Yok, yok hiç mümkünatı yok. Oranızı buranızı yırtmayın mümkün değil. Bunlardan kurtulmanın en iyi yolu sandık.
Aklınızı başınıza alın, üşenmeyin ey gençlik seçimlerde sandıkları başı boş bırakmayın!
laleli esnafı iş yapamıyor lafını duydukça...hakettiler kardeşim demekten kendimi alamıyorum. Bu esnaf Türkiyeye temiz dövizin oluk gibi aktığı dönemde altın yumurtlayan tavuğu kesmiş, civcilerini bile yemiştir. Bunda laleli esnafının eğitimsiz olduğu kadar aç gözlülüğü para hırsıda etkilidir.Elinde deste deste dolarlarla türkiyeye gelen rusları hak rahmet görmemiş , tabiri caizse düdüklemişlerdir. Devletin bile yılda ülkeye giren milyonlar ve hatta uzun zamanda milyar dolarları bulan döviz girdisini engellememek için vergi memuru bile yollamadığı laleli kendi kuyusunu kendi kazmıştır. Kolilerin altlarını naylon poşetlerle dolduranlardan, sadece önyüzü poşetten görülen gömleklerin sadece ön tarafını diken arka tarafı olmayan gömlekleri pazarlayan bu esnaf müsfetteleri türk marka imajını tüm doğu blokunda bozmuşlardır. Şimdi hiç bir türk işadamı "türk markası" etiketi kullanarak bu pazara girememektedirler. Ne edersek kendimize ediyoruz kısacası...
Bursa çıkışında bir restoran gördüm bugün: "Mehtaplı Geceler". Bir sokağa dalmıştım ondan önce, "Western İnternet Cafe" ve "Marry-Chat-Cafe"nin önünden geçtim. "Teke tek" bilgisayar eğitimi veren bir bilgisayar kursu vardı bi de, kalmamış ismi aklımda. "Gezer terliklerini İstanbul'la aynı fiyata sattığını" ilan eden bir dükkan gördüm sonra. Ve sefil oto hurdacı parkının yeni ismini hemen akabinde: "Çıkma Parçalar Dünyası". Ya da ismi yıllardan beri böyle, ben uyduruyorum. "Halı kenarlarına overlok yaptığını" duyuran bir dükkan, "Amaç: Hizmet" diyen Özurfa Lahmacun Salonu, Eski Garaj-Terminal otobüsünün arka koltuğunda "şu renk mi moda, bu renk mi moda?" tartışmasını giderek harlandıran başörtülü kızlar.