Dört bildiğimiz dört değil mi efendim. Peki cıhar nedir ? O da bildiğimiz dört, dördün Farsça olanı. Daha doğru okunuşuyla "çehar".
Nereden biliriz efendim biz bu dörtcıharı, tavladan. Neresinden, 4-4 (::-::) gelmesinden. Ayrıca cıharıyek ( 4-1), cıharıdü (4-2), cıharıse (4-3) ve şeşcıhar (6-4) gibi kullanımlarına da aşinayızdır, en azından biz tavlacılar :) 5-4'e de penccıhar mı denir cıharüpenc mi denir bilemedim şimdi. Hiç atmamışım herhalde tavla hayatım boyunca :)
Tavla severlerin gayet iyi bildiği, bilmeyenlerinse genellikle merak ettiği üzre tavlada sayılar, 1'den 6'ya kadar Arapça ( ki kökeni Farsça) karşılıklarıyla yek, dü, se, cıhar, penc, şeş olarak adlandırılırlar.
bakıyorum elimdeki kaynaklara "pijama" klimesi dilimize fransıcadan ( pyjama) girmiştir diyorlar. hatta diğer diilere de fransızcadan "gitmiş"
peki bu kelimeyi fransızlar nereden bulmuşlar diyince ise hayretler içinde kalıyorum.
bulmacalarda sorar "eskidilde ayak", cevap nedir "pa"
peki ayağın "pa" olduğu dönemlerde giysi anlamındaki kelime neymiş "came".
peki yine ayağın pa, giysinin came olduğu dönemlerde, ev hali durumunda ve gece yatarken giyilen alt giysisine ne isim verilirmiş "paycame - peycame.
lafın kısası - ki varsa da uzununu severim ben hep - pransızlar bizim paycame'yi alıp, pyjama yapmışlar, sonra da bütün diilere vermişler.
harschena isimli yazar arkadaşım pezevenk isimli yazısında kelimenin kökeninden bahsetmiş.
nedense, etimoloji konusunda bir sözlük yayımlayan herkes, özellikle böyle popüler kelimeleri hep diğerlerinden farklı açıklamaktadırlar. ben de hemen elimdeki kaynaklara bakarak bulduğum farklı açıklamaları yazmak istedim.
orijinal yazıya düzeltme değil ek niteliğindedir.
ismet zeki eyüboğlu, türk dilinin etimolojik sözlüğü isimli kitabında pezevenk sözcüğünün, farsça kapı tokmağı, sürgü, tıkaç anlamına gelen pejavend kelimesinden "kapı arkasında bekleyen kişi" olarak anlam değişmesiyle bugünkü halini aldığını söylemiş.
Bu yıl zeytinin “var” yılı. Biliyorsunuz, zeytin bir yıl bol ürün verir, ertesi yıl part-time çalışır. Halkımız ürünü bol olan yıllara “var yılı”, az ürün verdiği yıllara ise “yok yılı” der. Dağda bayırda kendi kendine çıkana “delice zeytin”. Peki zeytine niye zeytin der?
Alfa’yı bilirsiniz değil mi? “A”dır. Ama “A” nedir? Öküzdür. Beta? Ev (beth). Gama? Deve! (gamal. Camel’a ne çok benziyor!…).
Alfa, beta, gamayı öğrendik. Zeta nedir, zeta? Zey, yani zeytin! Akatça’da zertum, İbranice’de zeyt, Arapça’da zeytun. Eh biz de önceleri zeytun deyip sonra da dilimiz kurallarına uydurmuşuz zeytin diye.
Bu zeytinin yolculuğuydu. Bir de yağı var; oil diyorlar hani. Oil’in izini sürelim: Eski Yunanlılar elaia, Giritliler elaiva, Romalılar da olea demişler. Fransız, Alman ve İngilizler de bu dostumuzun meyvası için olive, yağına da oil veya çok benzeri sözcükler kullanmışlar. Olea veya elaiva’nın geldiği yer ise tahmin edebileceğiniz gibi zeytinin anavatanı olan Ortadoğu’dan: “Ulu” ibranice’de yağ demek. Yağ çıkarılan bitki veya yağlı niyetine kullanmış olmalılar. Ulu” da zamanla elaion olmuş Yunanlılarda. Romalılar oleum demiş. Oil öyle öyle doğmuş. Oil ile ilgili herşeyi buradan öğrenebilirsiniz.
Güzel Türkçemize gelince: Zeytinin yolunu izledik, nereden geldiğini öğrendik. Peki “yağ”?
Ne kadar Türkçe kokuyor değil mi? Yuğ gibi, tuğ gibi,…”Yağ”ın yolculuğu da uzun. Onu da başka bir yazıda inceleriz artık, mesela konusu “yağcılık” olan bir yazıda…
farsca 'pazhavenk', yani 'yol gösteren' anlamindaymis (bkz. Redhouse). bizdeki anlami malum. rumence 'neseli insan'mis. bircok dilde benzer sözcüklerden yola cikilarak tahminlerde bulunulmaya calisilabilir. hatta birden fazla dil ayni sözcüge farkli anlamlarda sahip olabilir. bir azerinin agzindan, kendisinin pezevenk oldugunu duydugum zaman irkilmistim. hem de kendi 'karhanesinin pezevengi' imis. megerse kendi 'isyerimin sahibiyim' demek istiyormus. (bildigimiz 'kerhane' aslinda 'karhane', yani isyeri imis bu arada). pezevenk yine azericede güclü, kuvvetli anlamindaymis. yeri gelmisken yazmadan gecemeyecegim, bir iranli tanidigim da bana pehlivan kelimesinin aslinda güclü, kuvvetli anlamina geldigini söylemisti. e peki gürescilere ne deniyor, diye sordugumda su yaniti almistim: onlara 'dervis' deniyor.
bu arada pezevek sözcügü kirgizcada da güclü, kuvvetli anlaminda kullaniliyormus.
Gergedan boynuzu ile ayakkabi cekecegi arasinda böyle bir baglanti olabilecegini tahmin etmiyordum. Evet, hani su sampuan reklamlarinda karsilastigimiz 'keratin' yani en kaba özetle 'sacin hammaddesi'. Tabi tirnaklarin da. Gergedanin boynuzunda da var, evet. Hatta Yunanca 'kerata'nin anlami da boynuz. Ayakkabi cekecegi eskiden boynuzdan yapilirmis. Boynuzlu, yani karisi tarafindan aldatilan erkege de kerata deniyormus. Bizde kücük cocuklara sarfedilir bu söz. 'Sütünü icmedin mi, kerata?' derken acaba o cocuga boynuzlu mu demek istiyoruz yoksa ayakkabi cekecegi mi, o bir muamma tabi. En iyisi bilip de konusmak...Gerci bunun icin herkesin etimolog olmasi lazim!