Gerçekten herşeyden sıkılmış bir ben var benden içeri.. Şükrediyorum, çünkü inançlıyım. İnançlıyım ve şükrediyorum ama bu başka bir şey. Öyle çok şeye sahibim ki. Bu bizim olmayan sahte dünyada o kadar çok şeyim varki aslında. Ailem, bir arada ve bozulmamış ailem, işim, param, sağlığım, tek başına ayakta durabilme cesaretim, hırçınlığım, insanlığım.. Aslında dolu doluyum ama hani biliriz ya insan hayatta bir şeyler için savaş verdiğinde aslında yaşadığını hisseder, işte bende o amaç yok. Kiminin çocuğu var ve onu büyütmenin peşinde, kimi evlenmeye hazırlanıyor ve yeni bir hayat aşamasının eşiğinde. Benim şükretmeme rağmen hayatımdan tatmin olmamamı sağlayan şey de işte tam buralarda bir yerlerde. Bir kadın olarak yalnız olmak. Çoğul yaşama geçmenin özlemi, yeni bir hayat evresinin kenarında bile dolaşıyor olmamak. Uzun süredir bir heyecan yaşamadığını fark etmek ve bunalmak. Ne iğrenç ne pis bir hismiş bu. Ne kadar çok şey var ve ben gerçekten ne kadar sıkıldım bu HERŞEYDEN. Çözüm belli ama ne zaman gerçekleşeceği belli değil..
yeter....
Mart 2007...Bir arkadaşımla sohbet ederken bana "hafif.org diye bir site var. Çok keyiflli. Ben üyeyim. Hadi sen de üye ol. Hem bak sıkılıyorum diyorsun, sana çok iyi gelecek..." dediği için o akşam şöyle bir göz atıyorum siteye. Hmm, evet, gerçekten dolu dolu...Keşif yazıları, serbest yazılar, mimler...Üye oluyorum...Aynı günlerde "birisi" daha üye oluyor siteye. Başlıyor "hafif" macerası:)
bir kaç hafta sonra "birisi" ile hafif üyeleri için fasıl-rakı organizasyonu yapma çabasına giriyoruz. Mesajlar, telefonlar, mekanlarla görüşmeler...Fazla ciddiye aldığımız bu organizasyon işi ile sohbetimiz ilerliyor...Fasıl gecesinden 2 hafta önce biraraya geliyoruz, tanışıyoruz...24 Nisan 2007...ve "birisi" "özel birisi" olmaya başlıyor hayatımda.
12 Mayıs 2007...Fasıl gecesi hafif'in...Herşey çok güzel. Şarkılar söylüyoruz, eğleniyoruz, sohbet ediyoruz, çatır çatır kavga ettiğimiz üyelerle kadeh tokuşturuyoruz:) "birisi" yine yanımda...Seviyorum bu duyguyu.
Böyle aylar geçiyor. Hafif hep hayatımızda...Bir bakıyoruz, artık "biz" olan "ben ve birisi" tanışalı bir sene olmuş...Ben "birisine" aşık olalı aylar hatta yıl olmuş...
22 Şubat 2008...Nişanlanıyoruz...
23 Mayıs 2008...Evleniyoruz...
Hafif ve güzel dostlar hala burada, bir şekilde hayatımızda...
Bu yazım hafif'e bu harika adamı karşıma çıkardığı için, buradaki dostlara da güzel dilekleriyle yanımızda oldukları için küçük bir "teşekkür" yazısıdır...
Öncelikle, nikahımız mesai saatine denk gelmesine rağmen, ne yapıp edip gelen sevgili Arrogante Hombre'ye kocaman bir teşekkür...Harika hediyeni duvarımıza astık bile güzel dost:)
çok istediği halde dersleri sebebiyle katılamayan ama mesajları ile hep yanımda olan sevgili Dejavu88'...Ankara'ya bekliyorum:)
Pilli pati, en eski hafif arkadaşlarımdan güzel arkadaşım:) sana da kocaman teşekkür. Beni az dinlemedin bu bir yıllık süreçte. Caddebostan sahilde kahvaltımızı ettikten sonraki terapi yürüyüşünde neler konuşmuştuk, hatırlarsın:)
Akoni anne, canım benim, tebrik yazısı bile yazdın bizim için:) teşekkürler.
xnicox, sürekli mesajlarınla destek oldun. iyi dileklerin için tekrar tekrar teşekkürler.
sevgili hemşerim kopanisti...nikah gününde ilk mesajı senden aldık. seni çok seviyoruz:) sağol...
makaleci, belki bir sürpriz yapar, gelirsin diye bekledim ama olmadı:( ama biliyorum kalbin bizimleydi...
devilorangel, çok istedin gelmeyi biliyorum ama hata bizim...mesai saatinde nikah mı olur hakkaten ya!!!:) sevgiler.
linet'im, güzel mailin için çok teşekkürler...benim için çok ayrısın biliyorsun...
redorack, sen biliyorsun zaten neler yazmak istiyor gönül buraya, konuştuk uzun uzun:) sağol...
necronamber, aradın, sordun, mesaj attın. çok teşekkür ederiz...
sevgili mefkud...artık buralarda mefkud olarak yoksun biliyorum ama belki bir şekilde okursun...ne kadar özel bir hediyeydi bizim için, bize yazdığın, o çok özel "şiir"...binlerce kez teşekkürler...
sedaflora, İstanbul'a fırsat bulup da bir gelsek, sözümüzü tutup dağıtacağız beraber:) unutmadık!
sahinden, mutluluğuma hep destek oldun ve hatta zaman zaman benim adıma tartışmalara bile girdin buralarda...teşekkürler arkadaşım. mutlu ol, iyi ol her zaman.
Ve canım ZEZ'im ve Koza68...Canlar, çiçeğiniz ve çiçeğin üzerindeki güzel tebrik yazınız evimizin en güzel köşesinde duruyor...Sizi çok seviyoruz! Ve darısı başınıza diyoruz:) çok mutlu oldum çiçeğinizi görünce...Ama nikaha katılan diğer insanlar "bunlar ne biçim isim?" diye öyle bakakalmış olabilirler tabi:))) koza68 & zez....
ola ki buraya adını yazmayı unuttuğum arkadaşlarım varsa - eşşeklik etmiş olurum biliyorum - kusuruma bakmayıp kocaman teşekkürlerimi kabul etsinler lütfen...
hafif.org tuhaf bir yerdir arkadaşlar...eskiler bu duyguyu bilir. Yeni üye arkadaşlarımız da bilsin istedim, bu bağımlılığa hazır olmak açısından:)
çocuğumuz olursa sanırım erkek olursa "hafifcan" kız olursa "hafife" koyacağız:))))
hepinize tekrar teşekkürler!
sizi seviyorum.
Bazen istemeyerek'te olsa yapmak istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda kalıyoruz her ne kadar yapsak ta bir anlam ifade etmiyor biran önce bitmesinin hesabini yaparız ama gelin görün ki yapılan eylem bazen evlilik olabiliyor hiç tanımadan görücü usulü. Bu zamanda olur mu demeyin maalesef oluyor simdi diyeceksiniz ki madem zoraki, mantıklı olan ayrılmak bu seferde bazı yerlerde toplum devreye giriyor kalıplarda yasamak zorunda bırakılan toplumlarda mantık din'e dayanıyor aslında din'le de alakası olmayan olaylar din'in kuralıymış gibi gösterilmeye çalışıyorlar ve ancak ölüm olursa ayrılık olur mantığı devreye giriyor peki bu durumda ne olacak?
Aslında çok basit erkek çapkınlık yapacak tabi ki aile diye bir kavram kalmayacak ortada doğacak çocuklar sağlıklı büyüyemeyecek ve erkeğin egemen olduğu bir toplumda maalesef yine din'in emrettiği şekilde erkek bir kadın daha alacak mutluluğu onda arayacak sözde peki kadın'ın durumu ne olacak? Onunda aslında erkekten bir farkı yok mutlu olamayan kadın genelde büyük yerlerde yasıyorsa ki bu aslında fazlada önemli değil o da aldatma yolunu seçecek eğer koca bunu duyarsa zaten kadının sonu belli olum olacak ama yok duyurmadan yaparsa paçayı kurtaracak
Şimdi soruyorum sizce bunlardan doğacak çocuklar ne derece sağlıklı ve topluma yararlı bireyler olacak?

evet evet, alemin keyfi bu akşam hayli yerinde. özellikle bizim mahallenin.. şuan evimin tam önünde düğün yapılıyor. bütün mahallenin keyfi yerinde. yok, yok kıskandığımı sanmayın. yalnızca yazmam gereken yazılar var ve ben "oh oh, yandan anam" şeklindeki naralarla yazamıyorum, ilginç. yani iki seçeneğiniz var. ya gidip, aralarına katılıp "allaaaah ben geldim, çekilin ortadan cemileeem" diyerek düğün bitene kadar 'cemilem' türküsünde oynayacağım.((niyeyse üçüncüye çalıyorlar. bakalım kaç kere çalacak gece sonuna kadar? gelinin adı cemile mi acaba?)) ya da bitmesini bekleyip, hafif'e bu yazıyı yazacağım. bilemiyorum sizce hangisini yapmalıyım?
bu sokak düğünleri için belediyeden izin alma gibi bir durum var dimi! acaba oynayanlar arasında belediyeden elemanlar da var mı? yani yasak değil mi bu sokak düğünü olayı yaa! yasak da belediyemiz aşırı derecede düğün seven insanlardan mı oluşuyor yoksa? yasak değil mi ya da? anlaşılan denizli de değil.
veyahutta belediyemiz aslında 'düğünsevenlerderneği' olarak görev yapıyor.
-yasssahhhk ama belediyenin bütün elemanlarını da çağırırsanız ve bir kere de bizim için 'cemilem' türküsünü çalarsanız olur bak o zaman.
-devlet ayrıcalığını düğünler için kullanabiliyoruz biz
Kadın ve erkeğin taban tabana zıt ama bir o kadar birbrini tamamlama özelliği mükemmel varlıklar oldukları kesin. Birlikte yapmak zorunda kaldıkları birşeyler olduğunda ciddi krizler yaşanması da doğal bu bağlamda.
efendim, malumunuz evlenmeye çalışıyoruz şu aralar. evet "çalışıyoruz" diyorum çünkü cidden zorlu ve insanı çileden çıkartabilecek bir süreçmiş, yeni anlıyorum. Her neyse...Dediğim gibi debelenmekteyken biz, zaman zaman içimden "puff olmanın" da ötesinde, kafama kırmızı bir huni takıp, tabak çevirmeye başlamak ve soluğu "bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde" almak geliyor! hem de nasıl geliyor anlatamam!
Olay aslında çok basit. iki insan beraber yaşamaya ve yaşlanmaya kalkışıyor ve usulen yapmaları gereken bir imza atıp devletten sevişmek için izin ve onay almak. Kişiler aslında çok net: "biz beraber yaşamak istiyoruz. seviyoruz birbirimizi, beraber iyi vakit geçiriyoruz. hayat zor falan eyvallah ama beraber daha kolay kalkarız sıkıntıların altından dedik, karar verdik. e bize müsaade lütfen..."
talep bu...ancaaaak! O kadar yalın olamazsın arkadaşım, diyor herkes bir anda. Ne o öyle, atalım imzayı, bitti gitti işte, hadi geçmiş olsun ayakları? yemezler! Daha bunun gelenek görenekleri var, otu boku püsürü var, "aaa olmaz çok ayıp, bunu yapmak gerek"leri var, prosedürü var, edebi adabı var!
İlk şoku nişan dönemi yaşıyorsun. Çiçekle bile fotoğraf çektirmek zorunda kalınca mesela! O nedir bana biri açıklasın lütfen ya!
Sonra başlıyor ev kurma fırtınası...El Nino yemin ederim! Her kafadan bir ses çıkıyor. "Koltuğu bu tarafa koyarsanız daha iyi çünkü yemek takımı şurada olmalı." - "Aaaa, buraya bardaklar konmaz. Tabakları getir bakayım." - "Şu ara çok boş kızım. Br halı lazım buraya." - "büfesiz ev olur mu canım? nereye koyacaksın yemek takımını?"...vb
Sevdiğin insanlar bunlar. Anneler babalar...Kalplerini kırmaya değer mi? "tamam" diyorsun hepsine...
Asıl bomba kadın-erkek farklılığından patlıyor. Kadın can hıraş debelenirken - nikah şekeri, davetiye, eksiklerin alınması, davetli listesinin oluşturulup haber verilmesi, taleplerin dinlenilmesi, gerekenin yapılması- konularında, erkek gayet rahat, "Aşkım halledilir sıkma canını" diyerek otururken kızılca kıyametin kopması işten bile değil!
Salona koltuk takımı alınacak...Kadın gergin çünkü arızalı olduğu bir konu gündemde: fazla maliyeti olmasın ama iyi de birşey olsun...Adam mantıklı: biraz maliyetli olabilir ama sonuçta bu yıllarca kullanılacak, değmez mi?
tam 7 saat gezilir mobilyacılar. kadın ağlamak üzeredir, adam ise kadının paniğine gülmekte...
Zaman daralmaktadır. Faturalar birikir, gelir giderin yanında "mini boy" kalmakta ve ezilmektedir...Kadın gerildikçe gerilir çünkü bir yandan da işe gitmek zorundadır. Nereye ait olduğunu bilemez, daralır. Bir evi vardır bir uzak şehirde ve o evde yaşayamamaktadır. Birkaç evi vardır bulunduğu şehirde ve o evlerde misafirdir. İçi sıkıldıkça arar adamı, onu daraltır....
An gelir kendinden nefret eder bu arızaları yüzünden ama engelleyemez çünkü o sakinleşmeye çalıştıkça telefonu sürekli çalmakta ve bilumum aile bireyi bir soru sormakta ya da birşeyler hatırlatmaktadır:
“Sevgili” bu sözü düşündüğüm zaman önceleri aklımda kutsal saydığımız değerler ,( evlilik ,yüzük) , derin anlamlar oluşuyordu.Ama şimdi günümüz Sevgilisini düşündüğüm zaman bu derin anlamlar maalesef yerini yitiriyor ve aklımda tek düze ,basit,edep,ahlak kurallarını hiçe sayan utanmanın olmadığı,günlük,haftalık...ilişkiler, çıkar amaçlı, gönül eğlendirmek,vakit geçirmek oluşuyor. Herkes her şeyi uluorta yapabiliyor artık.Bide günümüzde kendi arasında yüzük takmak moda olmuş.Hemen 2 gün içinde çıkmaya başlayanlar yüzük takıyorlar.Her şey yerinde zamanında güzel bence.Eğer karşındaki kişinin gerçekten evleneceğin insan olduğuna inanıyorsan , onun sevgisine tam anlamıyla güveniyorsan bir lafım yok yüzük takanlara.Ama çevremde şahit olduğum bir kişiyle çıkıyor onunla yüzük takıyor 2 gün sonra ayrılıp başka biriyle de çıkıyor onunla da yüzük takıyor.Bu böyle devam ediyor. Bu kutsal saydığımız değerler bu kadar basit mi bir yüzüğü çıkarıp diğerini takmak…


Ama lütfen bana kendini anlatma. Özel biri olduğunu anlattığın o uzun konuşmaların sırasında kanında kibir budalalığı zehrini görüp dehşete düşüyorum. Üstelik bazen sana acıyorken buluyorum kendimi.