Fizik en eski ve şüphesiz en ilginç bilim dalıdır. Temel amacı, doğayı incelemek ve doğal olayları anlamaktır. Fiziğin ilgilendiği uzunluk ve zaman aralıkları diğer bilim dallarına kıyasla insanoğlunun hayal edebildiği ya da ölçebildiği en büyük aralıklardır.
Fizikçiler belki de tüm bilim adamları içinde "esnekliği" en fazla olanlardır. En ileri ve çağdaş araştırma laboratuvarlarında aletleri ya da denklemleri arasına gömülmüş tipik fizikçiler olduğu gibi, ticaret borsalarında, Albert Einstein'ın moleküllerin hareketini incelediği yayılma (difüzyon) denklemlerini kullanarak, fiyatların zaman içinde nasıl hareket edeceğini tahmin etmeye çalışanlar da vardır.
Fizikçiler yalnızca bilimsel ve ekonomik değil aynı zamanda sosyal, teknolojik ve pratik problemleri de çözmeye çalışırlar. Günümüz fizikçilerinin doğrudan uğraştığı bu tür problemlerden bazılarını şöyle özetleyebiliriz:
Bildirgeç'te konusuna uzunca yorumlar yapılınca "madem 12 monkey filmini seyredeceğim, oturup biraz zaman yolculuğu üzerine kafa yorayım" dedim. Hafif'e çok nadir yazmaya değer şeyler bulup yazıyorum; bu da onlardan biri ve yine uydurduğum, kafadan attığım, saçmaladığım teorilerden.
Daha evvel "Sonsuz, zaman ve dart"ı yazdığımda, bundan tam 4 yıl önce yani... tamam, daha heyecanlıydım. Şimdi o günlerden kalma pek bir heyecanım yok ama o gün aklıma takıldığında, uzun uzun düşünüp açıklamadığım bazı şeyler var. Evet, aklıma yıllardır takılan onlarca soru var ve bazıları 3-4 yıldan çok daha uzun süredir takılmakta. :)
"Sonsuz, zaman ve dart" yazısında özetle şunları ifade etmeye çalışmıştım. Grafikle gösterirsem, daha kolay özetleyeceğimi sanıyorum:


Evrenin büyüklüğüne ve akıl almaz karmaşıklığına daha önceki bir başlıkta değinilmişti. Nihayetinde düşünülen, her şey gibi bu muhteşem evrenin de bir gün sonlanacak olmasıdır. Fakat nasıl? Bu sonun nasıl olacağı hala tartışılsa da sonun nasıl olacağı evrenin açık mı yoksa kapalı mı olduğu sorusunun cevabına bağlıdır. Pekala, evrenin “açık” olması ne demek “kapalı” olması ne demek?

Bundan yaklaşık 14.5 milyar yıl önce evren, Big-Bang denilen büyük patlama ile başladı. Bu patlama diğer yandan zamanın başlangıcı olarak var sayılıyor.
Böylece evren kritik bir hızda genişlemeye ve soğumaya başladı. Yaklaşık iki milyar yıl sonra ilk yıldızlar meydana geldi ve Samanyolu’nun da içinde bulunduğu galaksiler oluşmaya başladı.
Dururken gerçekten duruyor muyuz? Bacaklarınızı uzatmış dinlenirken hareket etmediğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü :
Dünyanın yaptığı 16 farklı hareketin tamamını burada bulabilirsiniz.
Plumprune, nature’dan bildiriyor departmanından,..
Güzel haberlerim var yine. Neredeyse Güneşimizin tıpkısı olan bir yıldız daha bulunmuş. Dünyamızdan yaklaşık 126 ışık yılı uzaklıkta olan ve HD 98618 ismi verilen güneş ikizi, Kuzey Yarıküreden dürbünle bakıldığında görülebilecek kadar parlakmış. Güneşimizle hemen hemen aynı boyda, yaşta, ısıda ve kimyasal nitelikte imiş, bahsi geçen her bir değer ile güneşimizin değerleri arasındaki fark yüzde az buçukmuş. Hatta, Güneşimizle neredeyse aynı hızda dönüyormuş.
Bakteri deyip geçmeyelim; o küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuklar, güneş sistemine hayat dağıtan küçük dev adamlar olabilirmiş. Nature’da yayınlanan bir makalede bahsi geçen bir çalışma, dünyamıza ait bakterilerin, güneş sisteminin canına can katabileceğini göstermiş. Şiddetli meteorit çarpışmaları sonucu güneş sistemimizin uzak noktalarına saçılmış olan bakteriler, belki de başka gezegen yada uydularda yeni bir hayatı başlatmış olabilirler. Ortaya atılan bu tasarı, aslında hali hazırda bilinmekte olan panspermia teorisinin tam aksini iddia ediyor. Mars ve ay üzerinde meydana gelen şiddetli çarpışmalar sonucu kopan kayaların, dünyamıza küçük meteoritler olarak ulaştığı bilinen bir gerçek. Dünyamızda meydana gelen bir çarpışma sonucu kopan kayaların, güneşin güçlü çekimini aşıp, güneş sistemimizin uzak uçlarına ulaşma olasılığı oldukça zor olmakla birlikte, imkansız da değilmiş. Bir grup bilim adamı, bir bilgisayar modeli kullanarak, güneş sistemimizin uzak noktalarına ne kadar çok kayanın ulaşma ihtimali olduğunu görebilmek için, milyonlarca parçanın izini sürmelerini sağlayan ve 65 milyon yıl önce Chicxulub kraterinin oluşmasına neden olan çarpışmanın bir benzerinin simülasyonunu yapmışlar. Bu büyüklükte çarpışmaların, yeryüzü tarihinde birkaç kez daha olduğu düşünülüyor. Yaşam için uygun olan ortamlara, Satürn’ün uydusu Titan yada Jüpiter’in uydusu Europa gibi, ne kadar dünyaya ait parçanın ulaşabileceğini inceleyen bilim adamlarının ulaştığı sonuç, bu ihtimalin oldukça düşük olduğu imiş. Çok düşük olsa da, en azından imkansız değil diye düşünmek, bardağın dolu tarafına bakmak gibi görünse de, bu olasılığın göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. (Uzayda hayat var, hissediyorum)
Bismillahirrahmanirrahim.
Gemiler suda batmıyo. Uçaklar aşşa düşmüyo. Böyle bi tarihte yaşıyorum, benim gibi yaşayan insanoğullarıyla birlikte. Bi ok var ekranda. Fareye benzemeyen, ama adına fare denen cihazla aynı anda, aynı doğrultularda hareket ediyor. Eskiden yakından kumanda ediyoduk televizyonu. Uzaktan kumanda çıktı. Yok kirlenmedi dünya. Tembelleşti biraz. Kaset var. Hatta cd var. İnceliyorum üstünü, büstünü. Bant gibi bişey var kasette. Cd'de o da yok. Ama ses veriyo. Görüntü görünüyo. Dizi çekiyolar. Film yapıyolar. İzliyoruz. Başka yerde oluyo, eve ulaşıyo. Arabalar yürüyo. Canlı değiller. Dünyadan da uzaklaşıldı. Evrendeki memleketler ziyaret ediliyo inceden inceye. En küçük zaman dilimi an, resme dönüşebiliyo. Bakıyoruz sonrasında. Geçmişteki ana. Zaman makinası gibi. Ben burda yazı yazıyorum. Evimden. Siz yazıyı okuyosunuz. Evinizden. Telefon var. Konuşuyorum. Duyuyolar. Uzaktalar. Kablodan ses gidiyo. Kablosuzu var. Görüntülüsü de var. Sıcağı sıcağına. Elektrik geliyo eve. Nerden geliyo. Kazıp çıkarmıyolar. Enerjiden enerjiye mutasyon oluyo. Kablodan geliyo. Hep zaten öyle oluyo. Sonra canlılar var. İnsan var. Köpek kedi var. Ben varım. Yiyorum. Büyüyorum. Kim büyütüyo beni. Kim diyo büyü. Hücre diyo. Genler davrandırıyo. Bina yapıyolar. Gökdelen yapıyolar. Köprü. Baraj. Zor şeyler. Yapmışlar. Ben yapmadım hiç. Cam nası şekil alıyo. Porselen var. Üstünde desen. Kim koydu üstüne deseni. Fabrika koydu. Fabrikayı kim kurdu. Nası kurdu. Elbise kumaş. Şapka takıyoruz. Ayakkabı giyiyoruz. Hep giyiyorum ben. Herkes giyiyo. Gaste çıkıyo. Yazılar var. Kitap basmışlar. Okudum bi tane. Trafik. Kalabalık. Okula gidiyoruz. Hastane var. Doktor var. Devlet var. Halk yönetiliyo. Hapis var. Suç var. Kanun kural var. Yoksa hapis var. Öğretmen de var. Öğrenci var. Öğretmen öğrenciye öğretiyo. Öğrenci öğrenip öğretmen olabiliyo. Silah var. Savaş oluyo. Barış geliyo. Gelmiyo. Otobüsler oraya buraya gidiyo. Metro tren duraklarda geziyo. Taksi de var. İş var. Para alıyoruz. Topraktan aş çıkıyo. Ona para veriyoruz. Gençler var. Ben gencim. Eğleniyoruz. Eğlendirik şeyler var. İçki var. Sigara var. Tahta var. Eşya oluyo. Ağaç tahta oluyo. Kağıt oluyo. Kuzu var. Yiyorum. Büyüyorum hep. Düşünmüşler her şeyi. Kapı var, kapamak için. Ayna var. İçinde ben varım. İçinde bakan var. Başbakan da var. Ülkeye bakıyo. Banka da var. Paraya bakıyo. Su geliyo dağdan. İçiyoruz. İçmezsek ölüyoruz. İçen de ölüyo en sonda. Cenazeler var. Gömüyoruz. Dua ediyolar. Kıtalar var. Ülkeler var. Kültürler. Tarih var bi de. Geçmiş var. Kral var sultan var. Din var. İnanıyoruz. Kız var. Erkek var. Aşk var. Kablo var. İçinden ses, elektrik geçiyo. Eve su geliyo. Boru var. Su nerden geliyo. Barajdan geliyo. Gölden geliyo. Orman var. Dere var. Baya bi düzen her şey. İyi bi tarihte yaşıyorum, benim gibi yaşayan insanoğullarıyla birlikte.
Amin.