Güneş enerjisi doğrudan doğruya konutların ısıtılmasında ve sağlıkla ilgili olarak sıcak su üretiminde kullanılır. Enerji gün boyunca dam üstünde toplanmakta, daha sonra kalorilerin biriktirilmesine elverişli bir depo içinde saklanmaktadır; bu da gece süresince, ya da güneş almayan odalar içinde gün boyunca kalorilerin geri verilmesini sağlar. Yapıların ön cephesine yerleştirilen araçlar, ısıyı Güneş ışığından doğrudan doğruya sağlarlar. Bu araçların soğurucu yüzeylerinde toplanan ısı, doğal ya da yapay ısı taşınması yoluyla yapıların içine aktarılır. İçme suyu, Güneş ışınlarının, bir kabı örten plastik bir örtüye etkimesi yoluyla deniz suyundan, acı sudan, bitkilerden ya da topraktan üretilebilir. Sera olayıyla oluşturulan ısı, örtünün iç yüzünde biriken suyun buharlaşmasına yol açar. Böylelikle yazın günde, buharlaşma yüzeyinin m2’sinde 6 litre su üretilebilir.


Önce buğdayın genetiğini değiştirdiler. Sonra, yeni bir tüketim maddesi reklamına giriştiler. Evde, ekolojik, hijyenik, son moda makinelerle ekmeğinizi yapın, sosyete rezil olmayın hesabı.
"Aman bu ne acayip birşey, portakal ve balık mı? Iyyh!" demeden önce uyarmalıyım, balığınızın tadı portakal gibi veya şekerli olmayacak, korkmayın.
Birçoğumuzun annesi balık buğulama yapar, genelde de kızartma, ızgara varken hep buğulamaya burun kıvırırız (en azından ben).
Ben buğulama tarifini aldım, biraz fırında balık tarifine yaklaştırıp soğan yerine portakal koydum.
Aslında bu tarif herşeyi hazırlayıp evde soğan olmadığını farkettiğimde ortaya çıktı. Soğan olmadan palamutu fırına verirseniz kupkuru olur, yağlı, fırına gidecek bir balık değil. Ne yapayım derken şöyle bir baktım, tepsiye komple limon dizmek tek çözüm gibi görünürken portakallar gözüme ilişti...