
kısaca iktidarı elde etmenin ya da elde tutmanın önünde engel olarak gördüğü herkesi, dini ve etnik farklılıklarını bahane ederek yok etmeye kalkabilir. maalesef, bu ölümcül ideoloji geçmişte almanya'da, italya'da, ispanya'da olduğu gibi bugün türkiye'de de taban bulabiliyor.
Herşeyden önce ben bir çizgiroman meraklısıyım, yani burun kıvırıp laf atmak için yazmıyorum ama özellikle 300 filminden sonra bu konu iyice dikkatimi çekmeye başladı. Çizgiroman olarak okuduğunuzda insanı rahatsız etmeyen bazı şeyler, bu çizgi romanlar filme çekildikçe iyice göze batar oldu.

1938'e kadar dedektif hikayeleri, komik hikayeler gibi konular hakkında olan çizgiroman 1938'de Action Comics''in ilk sayısı ve Süperman'in ortaya çıkışıyla tamamen değişti. Bundan sonra ardı arkası gelmez bir şekilde birçok süper kahraman yaratıldı, bir kısmı tutunup bugüne gelirken binlercesi kayboldu.
Gazeteci Tuncay Özkan'dan Recep Tayyip Erdoğan'a yazılan mektubu görmeyen veya okumayan varsa diye burada yer vermeyi uygun gördüm. Tuncay Özkan'dan Başbakana Açık Mektup
Ve Ayrıca Tüm yurttaşlar, kardesimizle, annemizle, babamizla, cocuklarimizla, onbinler olup once Tandogan'a, sonra Atamizin huzuruna cikmak icin "Tehlikenin Farkindayiz 14 Nisan'da Tandogandayiz."
TELAŞLANMIŞLAR, DENİZ’İN AYAĞINDAKI ZİNCİRİ AÇAMIYORLARDI..DENIZ GÜLÜMSÜYORDU.
Avukatlar Hüseyin'in olduğu odaya girerlerken bir albayla karşılaştılar. Albay "Dini telkin istemiyorlar" dedi. Bunu anlamlı bir sesle söylemişti. Müslüman olmadıklarını çağrıştırmak istiyordu. Avukatlar "Bu sadece onların bileceği bir iş" dedi. Albay "Tabii siz de bilirsiniz," diye aynı sezdirmeyi, bu kez avukatlara yöneltti. Aylardan mayıstı. Günlerden Mayıs'ın 6'sı. "Hıdrellez" günü diye yazıyor takvimler, "Alaçam, Samsun, Geyikaşan Hıdrellez günü... Karacabey, Bursa Hıdrellez şenlikleri..Yerleşmiş İslam geleneğine göre Hıdır ve İlyas peygamberlerin her yıl buluştuklarına inanılan gün. İnanışa göre ölümsüzlüğe erişmiş bu iki peygamberin buluşmaları, kutlanarak anılır.
MAYIS'IN ILK DAKİKALARINDA DENİZ, YUSUF VE HÜSEYİN'IN HÜCRELERİ AÇILDI... ZİNCİRE VURULDULAR...
1972 Mayıs'ının 5. günü Resmi Gazete'de bir kanun yayınlandı. "infaz"a ilişkindi. Kanun yayınlanmıştı fakat hükümlü vekillerinin 2/5/1972 ve 4/5/1972 tarihlerinde verdikleri iki ayrı "karar düzeltme" istemine henüz bir yanıt gelmemişti...
Kanunun yayınlandığı gün, hükümlü vekillerinden Ersen Şansal ve Mükerrem Erdoğan, Mamak Cezaevi'ne geldi. Denizlerle görüşmek istediklerini bildirdiler. Beklemenin sonu gelmiyordu. Saat 17.00 olmuştu. Hala görüşememişlerdi. Aynlmak zorunda kaldılar.
ORTAK SAVUNMALARINA "EZENLERE KARŞI VERDIKLERi
MOCADELELERDE ÖLEN TÜM EZILENLERE SELAM OLSUN"
DIYE BAŞLADILAR...
İddianameye şöyle girmişti savcı:
"1968 yılı Türkiye’sindeki kıpırdanışlar gözle görünür bir durum arz ettiği halde, gaflet, korku, kurnazlık ve ihtiras içerisinde bekleniyor, sükunetle karşılanıyor, devamında fayda umuluyor, samimi ve gerçekçi bakışlarla karşılanıyordu. O günlerden bu güne gelindi; basiretliler geleceği gördüler, gizli yöneticiler kayboldular, kurnazlar lüzumlu dersi hafif geçiştirerek aldılar, gafiller uyandılar, korkaklar hala yerlerinde muhterisler umduklarım bulamadılar: Türk milleti uyanıktı..."
Savcı iddianamesi sonunda yirmi bir sanık hakkında 146/1'den ölüm cezası istiyordu.
Yusuf Aslan iki mektup bırakmıştı, biri babasına,diğeri akrabalarına, Akrabalarına yazdığı mektubu vermediler, Verilmeyen bu mektup infazlarda bulunan avukatlar ve babası tarafından okundu. Bu metin; okuyanlarca, hemen o gün, yani 6 Mayıs 1972 günü, yazılı olarak saptandı. Av. Zeki Oruç Erel'den edinilen bu metinde Yusuf Aslan şöyle diyordu.
2 Mayıs 1972 Mamak - Askeri Cezaevi
Bütün Akrabalara,
Bu mektubumu okuduğunuz zaman, artık aranızda olmayacağım. Mektubumu, senatonun idamlarımızı onayladığını öğrendiğim anda yazıyorum. Şundan emin almalısınız ki; bu güne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır. Sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır.

SAYIN NETWORK OKUYUCU VE YAZARLARI!
Bu da nereden çıkti demeyin. İdamlarının ardından geçen 35 sene sonra bu konuya değinmenin anlamı nedir, neden bu konu, neden bu üç insan bugün konu ediliyor demeyin. Çünkü bu üç ODTÜ'lü genç beyin, Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya çalışan, Türkiye'mizi parçalamayı düşleyen faşist ve emperyalist güçlere karşı çıkan TÜRKİYE'Yİ ve TÜRK halkını seven onların geleceğini düşünerek, eylemlere katılan kişilerdi.
II Vangelo secondo Matteo (Aziz Matyus'a göre incil) Bir film olarak “İncil” projesi 1962 ye kadar gider ama Pasolini ancak 1963 yılında “Kutsal Toprakları” ziyaret ettikten sonra (ve birde oldukça hayal kırıklığı yaratan gezisinin kayıtlarını “Sopralluoghi Filistinde” adında bir belgesel yapar) Pasolini geri döndü ve her zamanki gibi radikal olarak ,İncil film janr’ının başından başlayarak ve bu janrın çökeltilerinin dinsel yeniden sunumunun geleneğini bütün olarak dışarıya çıkarmaya başlamıştı.Parçalanma ve zor anlaşılma riskine karşın Hıristiyan inancının sosyalleşmiş orta-Marksist versiyonunu , dışavurumcu stratejiler ve çoğalan çok farklı stillerde yarattı Pasolini’nin kendisi gibi kaba ve değişmez yargılarla , İsa ki birçok yoldan devrimci ve provakatör’dür .Oswald Stack la bir röportajında Pasolini “Katolikler filmden çıktıklarında biraz karışıklardı , benim kötü bir İsa yaptığımı hissediyorlardı.O gerçekte kötü değil tamamen muhaliftir.Pasolininin filmi tartışmaları alevlendirdi ;Film OCIC(Uluslararası Katolik Sinema Organizasyonu) tarafından “Venedik onur” ödülünü aldı ama sol kanattan bir kısım tarafından saldırıya uğradı ve hıristiyan’lık , din propagandası yapmakla eleştirildi.Bu film Pasolini’nin uluslararası alanda ilk kez tanınmasını sağladı. İncil’ i filme çekmeden önce Pasolini alışılmadık bir adım atarak İtalyanların seks hakkındaki fikirlerini bir belgesel haline getirir.Comizi d’amore(Aşk Toplantıları) bu film Pasolini’nin çoğunlukla İtalya’nın kuzeyinden güneyine seyahatinden oluşur.Bu sorular yerinde olarak her yaştaki İtalyan’a ,bütün cinsiyetlere ve sosyal sınıflara sorulur , bu sorular onların seksüel alışkanlıkları , eşcinsellikleri , boşanmaları ve kürtaj hakkında ki düşüncelerini açığa çıkarmaya yönelik hazırlanmıştır . Bazı bölümlerde yazar Alberto Moravia ve psiko-analist Cesare Musatti yorumlarıyla bu provakatif sorulara cevap vererek İtalya’nın bütün olarak ne söylediğini araştırırlar . Bu film ilgi çekici bir doküman olarak varolmaya devam etmektedir ayrıca Pasolini’nin muhteşem“gerçekliğe olan aşkını” gösteren bir belge niteliğindedir , final sorusunda çıplak “gerçek” olarak İtalya solda mıdır ? bu soruyu cevapsız bırakır.Bu belgesel filmin bize teklifi İtalya hala bir çok yolda geriye gitmekte ve parçalanmaktadır ülkenin bu değişimi Pasolini için iğrençti.Pasolini’nin Gramskiyen organik entelektüellerin rehberliğinde Marksist devrimin olabilirliğine duyduğu uzun süreli inanç şimdi zayıflamaya başlamıştı ve bu ideolojik krizin ilk işaretleri “Uccellaci e uccelini”(Şahinler ve Serçeler)



*kurukafa : Sözünü ettiğim mahlukatlar topluluğu yeryüzünde kontrolleri dışında ki her türlü topluluğa müdahalede bulunmayı ve ayrıştırmayı ilke edinmiş ne millet olabilme yeteneğine sahip , ne devlet olma kültürü edinmiş ne de insanlıkdan nasiplerini almamış mahlukatlardır.
Aslında diğer tek bir kelime kimden ve neden bahsettiğimi burada ifade etmeye yetecektir mutlak suretle , ancak onlar o kelime ile söylenen her bir kelamı kendilerini acındırmak için kullanmak da bir üstat olmakla birlikte şu an ki devlet ve yardı organlarını kullanmakta da çekinmemektedirler.